İmam Humeyni -ra- ve yönetişimin dönüşümü/ batının sahte bilimine hayır
https://parstoday.ir/tr/news/event-i259740-İmam_humeyni_ra_ve_yönetişimin_dönüşümü_batının_sahte_bilimine_hayır
Batının eski filozofları, “kimin yönetimi ele alması gerektiği” konusunun önemli olduğuna inanıyorlardı. Onlar yönetici için bazı faziletler sıralarken, bu faziletlerin yöneticide bulunması ile, insani bir süreçle insanların ütopyaya ulaşacaklarına inanıyorlardı. Gerçi pratikte bu teori gerçekleşmedi ve böyle bir hükümet batıda kurulmadı.
(last modified 2024-12-09T07:52:16+00:00 )
Haziran 04, 2024 19:09 Europe/Istanbul
  • İmam Humeyni -ra-  ve yönetişimin dönüşümü/ batının sahte bilimine hayır

Batının eski filozofları, “kimin yönetimi ele alması gerektiği” konusunun önemli olduğuna inanıyorlardı. Onlar yönetici için bazı faziletler sıralarken, bu faziletlerin yöneticide bulunması ile, insani bir süreçle insanların ütopyaya ulaşacaklarına inanıyorlardı. Gerçi pratikte bu teori gerçekleşmedi ve böyle bir hükümet batıda kurulmadı.

Modernizmin yapılarını formüle eden Batı'nın yeni siyaset filozofları da, “nasıl yönetilmeli?” konusunun önemli olduğuna inanıyorlardı. Onlar bu tarz yönetimi belirlerken, gücün ve zenginliğin üretilmesi ve dağıtılması yolunu teorileştirmiş ve yapılandırmışlardı. Bu siyasi yapının sonuçları, günümüzde batıda görülen bilinir ve batılı siyasi filozoflar da onun çöküşünün son aşamalarında olduğunu belirtiyorlar.

İmam Humeyni bir siyasi teorisyen olarak, İslami düşünce temelleri ve maarifi ve Şia hikmetine dayanarak, her iki tarafın toplanmasını en iyi şekilde tanıtarak, “kim yönetimi ele almalı” ve “nasıl yönetmesi gerektiğini” ilahi hükümetin tasarlanması ve gerçekleşmesi konusunda düşüncenin temelleri olması gerektiğini belirtiyor.

Batının eski ve yeni filozoflarının hiç biri, kendi teorilerine uygun hükümetin kurulmasını talep etmediler. Fakat İmam Humeyni’nin -ra- İslam dünyasında ve esasen siyasi felsefe dünyasında, teorisyenliğe ilaveten, kurucu makamında kendi teorisini fikir dünyasından çıkartarak gerçekleştirmeyi başaran ilk siyasi filozof olduğu söylenebilir.  

İmam'ın -ra- siyasi teorisinde "fıkıh" ve ilahi emirler

İmam’ın -ra- siyasi teorisinde “fıkıh” ve ilahi emirler, özel bir konuma sahiptir, öyle ki “Fıkıh, insanın beşikten mezara kadar gerçek ve eksiksiz teorisidir” diye buyuruyor.

Yönetim döngüsü ve sürecinde İmam -ra- ister politika oluşturma ve strateji taslakları oluşturma, ister düzenleme veya kolaylaştırma konularında fıkhın konumuna özel önem verdi. Ona göre "fıkıha" dayalı sistemin yönetiminde bir çıkmaz söz konusu değildir.

İmam bir çok mesaj ve konuşmalarında, özellikle de değerli vasiyetnamesinde, fıkıh ve ilahi hükümleri geride bırakma ve batı felsefeli kaynaklı yönetişim modellere sarılmanın tehlikelerini vurgulamıştır.

İmam Humyeni’nin -ra- halefi İmam Hamenei de Rehberlik Uzmanlık Meclisin (Hubregan) 6. Dönem açılış nedeni ile yayımladığı mesajda şöyle buyurdu: “İslami düzende, yönetim insani, ve hedefler ilahidir”.  Tabi bu “insani” batının düşünce makinesinde üretilen sekülarizm anlamında değildir.

“insani”, inançlar ve sahte ilim teorilerine değil, ilme dayalıdır.  

Örneğin 15. Asırda batının siyasi filozoflarından biri, bilimsel olduğunu iddia ettiği Marksizm adı altında bir felsefe ortaya attı, Bu düşüncenin rakipleri olan faşizm ve liberalizm "bilimsel" olduklarını iddia ediyorlardı.

20. asrın sonlarında ve söz konusu ilim iddiacılarının insanlığın başına bir çok musibet getirmenin ardından, batının büyük siyasi filozofları, her 3 ekolün de insanlığı cehalet çölünde şaşkın bıraktığını, bu yüzden onların getirilerini, ilme dayalı bir insani yönetim olarak kabul edilemeyeceğini ilan ettiler.

İmam Humeyni’nin ilk temellerini İslam cumhuriyeti referandumu ve anayasa referandumu ile atarak güçlendirdiği ve ülke yöneticilerini halkın oyları ile seçerek gerçekleştirdiği İran’ın dini demokrasisi, insani yönetimde yeni bir olay ve peygamberler ve ilahi evliyaların yolunun devamında akıllıca bir yeni düşünceydi.

İmam Humeyni cesaretle bu ilahi modeli 20 asrın sonlarında gündeme getirdi ve İran halkı da cesurca onu olumlu karşılayarak destek verdi.

Dini demokrasi demek, ilim ve alimler ve sorumlu düşünürler ve akıl, tecrübe ve maharet sahiplerinin, halkın oyları ve onları seçimi ile yönetimin çeşitli katmanlarında, toplumun yüce ilahi hedeflere ve Kur'an-i Kerim’in bir toplum için başlıca emri olan adalet ve gıstın gerçekleşmesine doğru hareket etmesi demektir.

 Başka bir ifade ile dini demokrasi demek, salih yöneticilerin salih yönetim modeli ile birleşmesi demektir./