Serdeşt cinayetinin tekrar incelenmesi; kimyasal silahlar kılıfı ile siyasi hedeflerin izlenmesi
-
Serdeşt cinayetinin tekrar incelenmesi; kimyasal silahlar kılıfı ile siyasi hedeflerin izlenmesi
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri bakanı, ülkenin kuzeybatısında bulunan Serdeşt kentine kimyasal saldırı yıldönümü dolayısıyla yayınladığı mesajdan saldırgan ve kötü geçmişe sahip olan Amerika ve İsrail rejiminin bölgede kimyasal silahların uğursuz gölgesinin devam etmesinden sorumlu olduklarını belirtti.
Dışişleri bakanı Muhammed Cevad zarif Perşembe günü yayınladığı bu mesajda, " Amerika ve siyonist rejimin Ortadoğu'nun kitle imha silahlarından arınmış bölge olmasını engelleyerek bu hassas bölgede insan karşıtı silahların uğursuz gölgesinin devam etmesinden sorumlu olduklarını" vurguladı.
28 Haziran 1987 tarihi, devrilen Irak diktatörü Saddam rejimin batının yeşil ışığı ve yine batı tarafından kendisine verilen kimyasal silahlarla İran’ın sınır kenti Serdeşt'te yaklaşık 120 sivili bu korkunç silahlarla öldürdüğü tek örnek değildir. Kimyasal silahların kullanılması sonucu oluşan yaralar ve etkiler sadece silahın kullanıldığı zamanla sınırlı değildir; bu silahların korkunç etkileri Serdeşt halkının yaşamı boyunca ve hatta daha sonra dünyaya gelen çocuklarla beraber hissediliyor.
Bu korkunç cinayet batının çelişkili siyasetleri sayesinde yaşandı. Günümüzde uluslararası toplum, insan haklarını savunduğunu iddia eden ülkelerin Saddam rejiminin 1980-1988 yılları arasında İran’a dayattığı 8 yıllık savaşta verdikleri kimyasal silahların korkunç etkilerini izlemekle yetindi; bu saldırılarda en az 100 bin İranlı vatandaş öldü veya yaralandı.
Batı dünyası kimyasal silahların kullanılmasına destek verirken çağımızda İran İslam Cumhuriyeti bizzat kimyasal silahların mağduru bir ülke olarak, kimyasal silahlar konvansiyonu hazırlanarak onaylanmasında yapıcı rol ifa etmektedir. Bu şartlar altında dünya toplumu kimyasal silahların kullanılması gibi vahşi bir harekete karşı çağımızda görevini yerine getirmelidir. Bugün Serdeşt gibi cinayetler dünyanın dört bir köşesinde ve özellikle Batı Asya bölgesinde tekrarlanmaktadır ve bu arada Batı ve özellikle Amerika ile bebek katili İsrail rejimi temel rol ifa ediyorlar.
2011 yılında Suriye krizinin başlaması ile birlikte Batı Asya bölgesi yeni zorbacı güçler tarafından eski hataların tekrarlanması ve IŞİD gibi terörist grupların zehirli maddeler ve kimyasal silahlar ile donatılması ve onların bu silahları Suriye ve Irak’ta kullanmasına şahit oldu. IŞİD teröristlerinin sözde hilafetinin yok olmasından önce bu teröristler ve diğerleri kimyasal maddelere ulaşarak 21. Yüzyılda Serdeşt gibi cinayetler işlediler.
Bu gibi cinayetlerin tekrarlanmasında düşünülmesi gereken konulardan biri teröristlerin kolaylıkla kimyasal maddelere ulaşabilmesi ve bu maddeleri Suriye'de siyasi hedeflerde kullanılmasıdır.
İdlib'de Han Şeyhun, Suriye'nin kuzey batısı ve başkentin yakınlarında Doğu Guta stratejik bölgesinde Duma, batının desteğindeki teröristlerin kimyasal saldırılarına hedef oldular. Suriye'de kimyasal silahların kullanma tecrübesi dünya toplumunun bu gibi maddelerin kullanılması konusunda çelişkili tutumunun göstergesidir. kimyasal silahların kullanılması ile siyasi hedefler amaçlamak, Dünya Güvenliği ve barışı için ciddi bir tehlike sayılıyor.
Buna ilaveten siyonist rejim sahip olduğu işgalci geçmişi ve çeşitli nükleer ve kimyasal silahlarını Filistin halkının katliamında kullanılması, halihazırda dünya kamuoyu ve toplumun seyirci olduğu bu cinayetlerin diğer örnekleridir. İsrail rejiminin nükleer ve kimyasal silahlarına ilaveten rejimin biyolojik silahları da Batı Asya bölgesinin güvenliği için ciddi tehdit oluşturuyor. Bazı Amerikalı uzmanların belirttiğine göre, " siyonist rejim 1973 yılından itibaren kimyasal silaha sahiptir ve 80'li yıllarda saldırı Kimyasal silah fabrikalarını da geliştirmiştir.
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri bakanı Siyasi İşler yardımcısı Abbas Irakçı'ye göre, " 2. Dünya Savaşı ardından Ortadoğu geniş çapta kimyasal silahların kullanıldığı tek bölgedir. Siyonist rejim sahip olduğu büyük kitle imha silah fabrikları ile silahsızlanma anlaşmasına katılmaktan kaçınırken, dünya ve bölge barışı ve güenliği için ciddi bir tehdit sayılıyor.”/