İngiltere'nin İran petrol tankerine el koyması
İngiltere deniz kuvvetlerinin Cebeli Tarık boğazında İran’a ait bir petrol tankerine el koyması uluslararası deniz konvansiyonuna aykırı ve bir nevi siyasi hareket sayılır.
İngiltere deniz kuvvetleri 5 Temmuz 2019 tarihinde Cebeli Tarık boğazını geçmekte olan bir petrol tankerine AB’nin Suriye’ye dayattığı yaptırımları ihlal ettiği iddiası ile el koydu.
İngiltere’nin bu iddiası, İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Seyyid Abbas Irakçi 7 Temmuz 2019’da Tahran’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Cebeli Tarık boğazında el konulan İran petrol tankerinin Suriye’ye gitmekte olduğu yönünde ortaya atılan iddia doğru olmadığını belirttiği halde gündeme eliyor.
Olaya tepki gösteren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Seyyid Abbas Musevi de İngiltere’nin Tahran büyükelçisi Cebeli Tarık bölgesinde İran’a ait petrol tankerine el koyma olayı ile ilgili olarak Dışişleri’ne çağrıldığını belirterek, bu hareket illegal, gerginlik yaratan ve tehlikeli bir bid’at olduğunu kaydetti.
İngiliz donanmasının İran petrol tankerine el koyma olayı tamamen illegal bir uygulama olduğu meselesi, İspanya Dışişleri Bakanı Josep Borrell’in açıklamasının ardından daha da belirgin hale geldi. Borrell, İngiliz donanması Amerika’nın talebi üzerine İran petrol tankerine Cebeli Tarık boğazında el koyduğunu açıkladı.
İran petrol tankerine uluslararası doğru yolda seyrederken, Cebeli Tarık boğazında İngiliz donanması tarafından el konuluyor. Bu hareket Amerika devletinin talimatı üzerine yapıldığına bakıldığında, İngilizlerin bu hareketi tamamen hukuk dışı ve sırf siyasi bir hareket olduğu anlaşılıyor.
Deniz hukuku konvansiyonu açıkça İngiliz donanmasının Cebeli Tarık boğazında İran’a ait petrol tankerine el koyma olayı tamamen illegal ve bu konvansiyona aykırı olduğunu ortaya koyuyor.
Deniz hukuku konvansiyonunun 87. maddesi açık denizlerde seyretme serbestliği hakkında şöyle diyor:
Tüm devletlerin gemileri ister savaş gemisi, ister devlete ait gemi, ister ticari gemi olsun, açık denizlerde özgürce seyretme hakkına sahiptir ve hiç bir devlet başka bir devletin gemilerinden savaş gemilerine saygı göstermesini talep edemez.
Deniz hukuku konvansiyonunun 88. maddesi de şöyle diyor:
Açık denizler barışçıl amaçlı kullanıma özeldir. Açık denizler deniz kuvvetleri tarafından kullanılabilir, ancak saldırı amaçlı kullanılması 1982 konvansiyonunun 88. maddesi ve BM bildirgesinin 2. maddesinin 4. bendinin ihlali sayılır.
1982 yılında onaylanan deniz hukuku konvansiyonunun 301. maddesi de şöyle diyor: Üye ülkeler açık denizlerde BM bildirgesine aykırı olan her türlü tehditte bulunmak veya zora başvurmaktan kaçınmalıdır.
Gemileri teftiş etme hakkı da kendine özel hukuku vardır ve 1982 deniz hukuku konvansiyonunda bu konuda şöyle deniliyor:
Savaş gemileri açık denizlerde uluslararası hukuk kurallarını uygulamak için herhangi bir gemi deniz korsanlığı, köle ticareti, uyuşturucu madde nakliyatı, illegal radyo televizyon yayını veya bayrağını göstermekten kaçınması gibi bir suç işlemesi gibi haklı bir gerekçesi bulunduğunda o gemiyi durdurup teftiş edebilir.
Öte yandan denizlerde bulunan boğazların güvenliği, bu görevi üstlenen ve söz konusu boğaz karasularında yer alan ülkenin sorumluluğu altındadır. Buna göre Cebeli Tarık boğazının güvenliğinden sorumlu olan ülkeler ancak kendi karasularında hedef gemiyi yasal çerçevede teftiş edebilir, fakat gemiye el koyma hakkına sahip değildi.
İran’a ait el konulan petrol tankeri sadece ham petrol taşıdığından, gemiye el koyma olayı tamamen siyasi bir olay olduğunu gösteriyor, zira bu gemi hiç bir denizcilik kuralını ihlal etmediği açıkça ortadadır.
Bu bağlamda Cebeli Tarık bölgesinin üst düzey yetkilileri 8 Temmuz 2019’da bir açıklama yaparak İngiliz donanmasının el koyduğu İran petrol tankeri sadece ham petrol taşıdığını itiraf etti.
İngiltere’nin bu siyasi hareketi İran İslam Cumhuriyeti’nin sert tepkisi ile karşılaştı. Bu çerçevede İngiltere büyükelçisi İran Dışişleri’ne çağrıldı. Dışişleri Bakanı yetkilileri İngiliz elçiye Cebeli Tarık boğazında İran petrol tankerine el koyma olayı deniz korsanlığı olduğunu, üstelik bu gemi uluslararası açık denizlerde seyir halindeyken engellendiğini belirtti.
İngiltere yönetimi İran petrol tankerine AB’nin Suriye’ye dayattığı yaptırımları ihlal ettiği için el konduğunu ileri sürüyor, oysa İranlı yetkililer bu gemi Suriye’ye gitmediğini vurguluyor.
Öte yandan Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif 8 Temmuz 2019’da bir açıklama yaparak bir kez daha İran petrol tankerine el konma olayına tepki gösterdi. Dışişleri Bakanı Zarif, İran ne AB üyesi olduğunu ve ne de Avrupa’nın Suriye’ye dayattığı petrol satışı yasağına uymak zorunda olduğunu, üstelik AB, başka ülkeleri kapsayacak bu tür yaptırımlara karşı olduğunu iddia ettiğini kaydetti. Aslında bu tür yaptırımları Amerika devleti İran İslam Cumhuriyeti’ne uyguluyor, nitekim İran’a ait petrol tankerinin Cebeli Tarık boğazında alıkonulması da İngilizlerin bu yıkıcı politikayı izlediklerini gösteriyor. Oysa İngilizlerin bu uygulaması, bundan önce AB sürekli bu tür politikalara karşı olduğunu ilan ettiği halde gündeme geliyor. Kuşkusuz tek yanlı yıkıcı uygulamalar uluslararası arenada kanun hakimiyetine hiç bir katkısı olamaz ve sadece gerginlikleri daha fazla tırmandırır.
Uluslararası meselelerin uzmanları ise İngiliz yönetiminin İran’a ait petrol tankerine el koymasını Bercam nükleer anlaşması çerçevesinde değerlendirilebileceğini belirtiyor. Bilindiği üzere İran İslam Cumhuriyeti, Avrupalı taraflar bu anlaşmada İran’ın iktisadi çıkarlarını korumakta müsamahakar davrandıkları için anlaşmadaki bazı yükümlülüklerini askıya almaya başladı. Kuşkusuz İran’ın petrol satışını engellemek, Avrupalı tarafların İran’ın Bercam nükleer anlaşmasındaki iktisadi çıkarlarından yararlanması gerektiği yönündeki politikaları ile bağdaşmayan bir durumdur.
Bercam nükleer anlaşmasına göre İran İslam Cumhuriyeti hiç bir engelle karşılaşmaksızın petrolünü satabilmeli ve bedeli olan parayı da İran’a transfer edebilmelidir. Buna göre Avrupalı tarafların açtığı INSTEX mali kanalı da, Amerika’nın İran’a dayattığı petrol yaptırımlarını gözetmeksizin tamaman Bercam çerçevesinde uygulandığı takdirde etkili olabilir. Hal böyleyken, İngiliz donanmasının İran petrol tankerine el koyması, Avrupalı tarafların Bercam’ı korumak istedikleri yönündeki iddialarına ters düşen bir durumdur. Zira nükleer anlaşmayı ancak İran’ın başta petrol satışı olmak üzere iktisadi çıkarları güvence altına alınırsa korumak mümkündür.
Rusya Dışişleri Bakanlığı 6 Temmuz 2019’de yaptığı açıklamada, İngiliz donanmasının Cebeli Tarık boğazında İran’a ait petrol tankerine el koyma olayı, Avrupalı tarafların Bercam nükleer anlaşmasını korumak istedikleri yönündeki iddialarına aykırı olduğunu belirtti.
Uluslararası meseleler uzmanı Saadullah Zarei de, İngiliz donanmasının Cebeli Tarık boğazında İran’a ait petrol tankerine el koyma olayını Bercam zemininde değerlendirmek gerektiğini, zira bu anlaşmanın esas meseleleri petrol satışı ve bankacılık işlemlerinin engellenmemesinden ibaret olduğunu vurguladı.
İngiliz donanmasının Cebeli Tarık boğazında İran’a ait petrol tankerine el koyma olayı ve İran’ın Bercam nükleer anlaşmasındaki çıkarlarının karşılanmaması, Tahran yönetiminin Bercam çerçevesinde hareket etmesine engel oluşturmuyor. Nitekim İran Bercam çerçevesinde bazı yükümlülüklerini askıya alma kararı çerçevesinde ikinci adımını da attığını duyurdu. Tahran yönetimi 7 Temmuz 2019’dan itibaren uranyumu zenginleştirme seviyesinde %3.67 seviyesine bağlı kalmadığını ve bu seviyeyi arttırmaya başladığını, Avrupalı taraflara tanının ikinci 60 günlük sürenin sonunda yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde üçüncü adım daha da güçlü bir şekilde atılacağını belirtti
Kuşkusuz Bercam nükleer anlaşmasının korunmasına yardımcı olabilecek tek uygulama, bu anlaşmaya taraf olan tüm tarafların anlaşmada belirtilen yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmeleridir. Ancak başta İngiltere olmak üzere Avrupalı tarafların siyasi ve illegal hareketleri bu anlaşmaya hiç bir katkısı olamayacağı kesindir.
Dışişleri Bakanı Yardımcısı Seyyid Abbas Irakçi, İran’ın Bercam’daki bazı yükümlülüklerini askıya alması bu anlaşmadan çekildikleri anlamına gelmediğini ancak bu süreç, sonunda İran’ın anlaşmadan çekilmesi ile sonuçlanabileceğini kaydetti.