Uluslararası camia’nın Zarif’e yaptırıma “HAYIR” demesi
Amerika Başkanı Donald Trump yönetiminin Hazine Bakanlığı’nın İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in adını yaptırım listesine alması bir kez daha Amerika devletinin İran’a karşı hasmane politikalarını gözler önüne serdi. Bu hareket ayrıca Washington’un İran’la kayıtsız şartsız samimi bir şekilde müzakere etme iddiasını da çürüttü.
ABD Hazine Bakanlığı 31 Temmuz 2019’da, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, New York ziyareti sırasında ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisi ile beyaz sarayda görüşme talebini reddettikten sonra Zarif’in adını yaptırım listesine aldıklarını açıkladı.
Dışişleri Bakanı Zarif’e yaptırım uygulama kararının açıklanmasına paralel olarak ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da bir açıklama yaparak İran Dışişleri Bakanlığı, İslam Cumhuriyeti’nin yıkıcı politikaları takviye etme aracı olduğunu iddia etti.
Aslında Amerika devletinin Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’e yaptırım uygulaması en başta bu devletin İran ile kayıtsız şartsız müzakere etmeye hazır oldukları yönündeki iddialarını çürüttü ve Amerika devletinin İran ile müzakere maskesi altında İran milleti ve devletine yönelik zorbalığını sürdürmek istediğini ortaya koydu.
Bu bağlamda Dışişleri Bakanı Zarif 5 Ağustos 2019 tarihinde Amerika’nın kendisine yaptırım uygulama kararı almasına gösterdiği tepkide şu ifadelere yer verdi:
Amerika’nın bu hareketi, iki söylem söz konusu olduğunu gösterdi. Bir söylem, diyalog ve birliktelik söylemidir, bir söylem de vardır ki Amerika onda tek başınadır ki o da zorbalık ve tek yanlılık söylemidir.
Bundan başka bir ülkenin diplomasi kurumunun başı sayılan Dışişleri Bakanı’na yaptırım uygulamak uluslararası yasaların ve hukukun ihlali sayılır. Amerikalı eski diplomat Robert Hunter bu konuda şöyle diyor: İran Dışişleri Bakanı’na yaptırım uygulamak, binlerce yıldır eski Yunan döneminden günümüze dek benimsenen diplomatik yöntemin ihlalidir. Bu hareket ayrıca ülkelerin nasıl anlaşacaklarını ve yabancılara karşı nasıl davranacaklarını belirleyen diplomatik ilişkileri tanımlayan Viyana konvansiyonunun 31. maddesinin ihlalidir.
İran İslam Cumhuriyeti’nin BM daimi temsilcisi Macid Tahti Revançi de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup yazarak şöyle dedi:
Amerika devletinin İran Dışişleri Bakanı’na yaptırım uygulaması uluslararası hukukun ve ayrıca BM bildirgesinin 105. maddesi başta olmak üzere hedef ve temel ilkelerinin bariz ihlali sayılır.
Peki ama, Amerika devleti Dışişleri Bakanı Zarif’e neden yaptırım uyguluyor?
Aslında İran Dışişleri Bakanı Zarif’e uygulanan yaptırım, Zarif’in diplomasi çerçevesinde Amerika kamuoyu üzerinde ciddi derecede etki yapıtığını gösteriyor. Zarif’e dayatılan yaptırım, İran diplomasi kurumu uluslararası platformlarda çok etkili olduğunu ve tüm alanlarda Donald Trump yönetimini sorgulamaya başladığını ortaya koydu.
Dışişleri Bakanı Zarif’in alemin doğusundan batısına ve kuzeyinden güneyine kadar dört bir yanında Amerika devletinin İran milletine yönelik hasmane tutumunu ve Trump’ın tek yanlı tutumunun dünyaya yönelik tehdit oluşturduğunu gözler önünde serdiği anlaşılıyor.
Gerçekte günümüz dünyasında sosyal ve siyasi alanlarda insanları bilgilendirmek ve bilinçlendirmek üzere bunca değişik iletişim imkanları bulunduğu halde, İran devletinin dünya genelinde sesi ve sözcüsü olan Dışişleri Bakanı Zarif’i ve etkili diplomasisini durdurmak için yaptırım uygulamak, Zarif’i ve diplomasi gücünü asla etkileyemeyeceği açıkça ortadadır. Bu bağlamda ABD eski Başkanı Barack Obama döneminde İran’a dayatılan yaptırımlardan sorumlu olan Richard Nephew, Donald Trump yönetiminin oluşturduğu iktisadi savaş odasının İran Dışişleri Bakanı Zarif’e yaptırım kararını komik niteledi. Nephew, Trump takımının bu kararı Zarif’in diplomasi gücünü asla etkileyemeyeceğini vurguladı.
Uzmanların belirttiğine göre, İran İslam Cumhuriyeti’nin iç alanda ilkeli ve bir bütün olarak yürütülen politikaları ve bu politikaların dış alanda da dünya kamuoyunu Donald Trump yönetiminin tek yanlı yıkıcı politikaları hakkında aydınlatması, Amerikalı devlet adamlarını İran karşısında çıkmaza sürüklemiştir. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in son New York ziyareti ve birçok Amerikan medya organına mülakat vermesi ve Donald Trump yönetiminin İran milletine karşı iki yüzlü tutumunu ifşa etmesi, İran’ı medya ve iradelerin savaşında Amerika karşısında zafere götüren etken oldu.
Genel bir değerlendirmede, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İranlı özel ve tüzel kişilere yaptırım uygulamasını, Batı Asya bölgesi ve dünya genelinde güçlü ve etkili bir devlet olan İran İslam Cumhuriyeti’nin çeşitli alanlarda nüfuzu ile mücadele etme amacı ile gerçekleştirildiğini söylemek mümkün.
Yaptırım, azami baskı ve tehdit, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran İslam Cumhuriyeti ile mücadelede başvurduğu üç önemli yöntemdir. Amerika devleti Bercam nükleer anlaşmasından çekildikten sonra bu üç yöntemi kullanmayı daha da ciddi bir şekilde gündemine aldı.
Donald Trump yönetimi İran’a baskıların ve yaptırımların hedefinde sadece İran rejimi yer aldığını iddia ediyor. Oysa Amerika’nın dayattığı iktisadi yaptırımların doğrudan İran milletinin yaşamını etkiliyor olması, Amerikalı yetkililerin bu iddiasının yalan olduğunu ortaya koyuyor.
Aslında Trump yönetiminin İran milletine karşı uyguladığı iktisadi terör beşeriyete karşı cinayet ve uluslararası yasaların açıkça ihlali sayılır.
Yaptırım, İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra Amerika’da işbaşına gelen tüm yönetimlerin İran milletine karşı kullandığı silahtır. Amerika’da işbaşına gelen çeşitli yönetimler yaptırım silahı ile İran milletinin bağımsızlığını ve ilkeli duruşunu hedef aldılar. Ancak bu politika son kırk yılda Amerika’nın hezimeti ile sonuçlandı. Gerçekte İran milletinin İslam inkılabı ilkelerini savunması bu milleti düşmanlara karşı daha da güçlü yaptı, fakat bu durum en çok başta Donald Trump yönetimi olmak üzere Amerika’da işbaşına gelen yönetimleri çileden çıkardı.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’e uygulanan yaptırım uluslararası camiadan geniş tepki gördü, hatta Amerika’da bile bu siyasi karar sert eleştirilerle karşılaştı. Zira bu karar Amerika devletinin uluslararası camiada iyice inzivaya itildiğini ortaya koydu. Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinden bazıları Çin ve Rusya ile birlikte İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile istişarelerini ve iş birliğini sürdüreceklerini açıkladılar. Bu bağlamda Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü bir açıklama yaparak Amerika devletinin İran Dışişleri Bakanı Zarif’e yaptırım uygulamasını yanlış bulduklarını ve Zarif’le iş birliği yapmaya devam edeceklerini belirtti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Dışişleri Bakanı Zarif’e yaptırım kararına gösterdiği tepkide, Amerika yönetimi bunca diplomatik aracın arasında bir tek yaptırıma sarıldığını belirterek, beyaz saray böylece itibar kaybına uğradığını ve etkileme gücünü de yitirdiğini vurguladı.
Aslında ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası hukuk ve örf ve adetlerin dışında kalan tek yanlı uygulamaların “Hayır” tepkisi uluslararası camiada önemli bir prensip haline gelmeye başladı. Bu süreçte ise İran’ın yürüttüğü etkili ve aktif diplomasi temel rolü ifa etti. Gerçekte İran’ın yürüttüğü aktif diplomasi Donald Trump yönetimini çeşitli alanlarda sorgulamaya başladı, nitekim Dışişleri Bakanı Zarif’e yaptırım uygulama kararı da bu iddiayı doğrular niteliktedir.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in etkili beyan gücü, siyaset ve diplomasi bilimlerini iyi bilmesi ve ikna etme gücü İran İslam Cumhuriyeti nizamının mantıklı politikaları uluslararası camia tarafından kabul görmesine vesile olmuştur. Başında Dışişleri Bakanı Zarif’in bulunduğu İran’ın diplomasi kurumu sıkı istişareler, başta ABD medyası olmak üzere çeşitli Batılı medya organları ile etkili görüşmeler ve uluslararası yasalara saygı duyma prensibi ile beraber ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yıkıcı politikalarını etkisiz hale getirmiştir.
Amerika’da yayımlanan Washington Post gazetesi ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran Dışişleri Bakanı Zarif’e yaptırım uygulama kararına gösterdiği tepkide şöyle yazdı:
Zarif’e dayatılan yaptırımın Amerika’nın hedefleri ile ne gibi ilgisi olduğu belli değildir. Bu karara en yakın gerekçe, beyaz sarayın Zarif’in New York kentinde Amerikalı medya organlarına mülakat vermesi olabilir.
İran’ın BM temsilcisi Macid Tahti Revançi de bu konuda yaptığı açıklamada, İran Dışişleri Bakanı Zarif’e dayatılan yaptırım, Zarif’in güçlü ve mantıklı dilini susturamayacağını vurguladı.
Aslında Amerika yönetiminin İranlı diplomatlara kısıtlama getirmesi ve en son Dışişleri Bakanı Zarif’in adını yaptırım listesine alması, beyaz sarayın Tahran karşısında çaresizliğini gösteren bir durumdur. Oysa günümüzde dünya kamuoyunu bilgilendirmek için var olan imkanların sayesinde İran diplomasisinin haklı sesini yaptırım gibi içi çıkmış silahlarla susturmanın mümkün olmadığı belirtilmelidir. Nitekim uluslararası camianın Bercam nükleer anlaşmasına destek vermesi, ABD’nin İran milletine dayattığı tek yanlı yaptırımlara karşı çıkması, beyaz sarayın Tahran’a yönelik politikalarına muhalefet etmesi ve özellikle dünyanın güçlü ve etkili devletlerinin Amerika’ya Fars körfezinde askeri ittifak kurma talebine hayır demesi, Donald Trump yönetiminin tek yanlı ve zorba politikalarının alıcısı olmadığını ortaya koydu.