Almanya'nın Rusya'dan İran'ın nükleer anlaşmaya döndürmesini istemesi üzerine
Avrupa Birliği, Fransa, Almanya ve İngiltere'den müteşekkil Avrupa Troykası ile birlikte nükleer anlaşmanın korunmasını destekleyen taraflardır. ABD'nin 8 mayıs 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra, kendi yükümlülüklerini yerine getiremeyen Avrupalılar, ancak nükleer anlaşmanın önemini dikkate alarak, korunmasında ısrarcı davranıyorlar. Ancak gelinen aşamada nükleer anlaşma, kırmızı alarm veriliyor.
İran'ın nükleer yükümlülüklerini hafifletmesi için 5. adımını atması ve nükleer anlaşmanın durumunun daha da kötüleşmesinin ardından, Avrupa Troykası'nın üyelerinden Almanya, nükleer anlaşmanın hayatının sürmesi için Rusya'ya sarıldı. Bu doğrultuda Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, nükleer anlaşmayı imzalayan taraflardan biri olarak Moskova'dan İran'ı normal davranmaya zorlamaya ve nükleer anlaşmaya döndürmeye çağırdı.
Maas şöyle dedi: Nükleer Anlaşma'yı imzalayan taraflardan ve bölgede istikrar sağlayan etkenlerden biri olan Rusya, Nükleer Anlaşma'nın korunmasından sorumludur. Biz Moskova'dan yapılacak müzakerelerde, İran'ı normal davranmaya zorlamasını istiyoruz.
Gelinen aşamada, Avrupalılar'ın İran'ı nükleer yükümlülüklerine geri dönmesi için siyasi baskıları artmıştır. Nitekim İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 12 ocakta ortak bir açıklama yaparak, İran'dan nükleer anlaşmaya tamamen uymasını istediler.
Başka bir harekette Fransa, Almanya ve İngiltere dışişleri bakanları, AB Dış Politika Yüksek Temsilci ile Batı Asya'daki gelişmeleri görüşmek ve nükleer anlaşmanın koruma yollarını ele almak amacıyla Paris'te biraraya geldiler.
Anlaşılan, Avrupalılar, Rusya ve İran arasında yakın ilişkilerinin farkında olduklarından Moskova'nın Tahran'ı nükleer anlaşmada belirlenen yükümlülüklerini yeniden uygulaması için ikna edebileceği kanaatine varmışlar. Oysa Rusya'nın nükleer anlaşma ile ilgili görüşleri, İran'ın görüşlerine çok yakın sayılıyor. Rusya defalarca, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve barış için nükleer anlaşmanın korunmasının ve yükümlülükler ile haklar arasında denge sağlanması gerektiğine vurgu yapmıştır.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Almanya Başbakanı Angella Merkel ile Moskova'da ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, İran ile imzalanan nükleer anlaşmanın korunması gerektiğini, Rusya ve Almanya'nın nükleer anlaşmanın sürmesini istediklerini ve Avrupalı ülkelerin İran'a destek vermeleri gerektiğinin altını çizdi.
Bu bağlamda yapılan açıklamada şöyle denildi: “Rusya ve Almanya KOEP’in uygulanmaya devam etmesini kararlılıkla destekliyor. İranlılar, ticarette dolardan bağımsız özel bir finansal mekanizma oluşturmaya söz veren Avrupa ülkelerinin desteğine güvenme hakkına sahip. Ticari faaliyetlerde özel araç desteği sağlayacak olan INSTEX enstitüsünün sonuçta çalışmaya başlaması gerekiyor.”
ABD başta olmak üzere Batılılar nükleer anlaşmadan çekildikleri halinde , her daim İran'dan nükleer anlaşma uyarınca kendi yükümlülüklerini yerine getirip, anlaşmaya uymasını istiyorlar. Avrupalılar, İran'ın nükleer yükümlülüklerini hafifletmek için 5 adımını kınayarak, Tahran'dan bu gidişatına son verip, önceki duruma dönmesini istemişler. Oysa İran, kendi ulusal çıkarları çerçevesinde nükleer anlaşmayı uygulamayı kabul etmiş ve anlaşmanın taraflarından biri olarak ABD'nin çekilip, İran'a yeniden yaptırım uyguladığı bir sırada, Avrupalılar dahil 4+1 Grubu üyelerinden nükleer anlaşma uyarınca kendi taahhütlerini yerine getirmelerini bekliyor.
Bilindiği üzere, nükleer anlaşmanın dağılması için büyük çaba sarf eden ve anlaşmayı yok etmek için her yola başvuran Amerika, diğer ülkelerden de kendisine katılarak, nükleer anlaşma kapsamında İran'a sağlanılması gerekenlere uymamalarını , hiç bir eylemde ve harekette bulunmamalarına rağmen Tahran'dan kendi yükümlülüklerini tamamen yerine getirmesini istemelerini talep ediyor.
ABD'nin bu mantıksız ve yasadışı yaklaşımı, 4+1 Grubu'nun üyeleri ve BM'nin eleştirilerine yol açmış ve tamamı, uluslararası barış ve güvenliğin korunması adına çok önemli olan bu anlaşmanın sürmesi gerektiği konusunda tek ses olmuşlar./