Seçimlerle kendi kaderimizi belirleme hakkımızı kullanmak
Günümüzde seçmenlerin sandıkların başına gitmesi, içinde yaşadıkları nizama verdikleri desteğin simgesidir. Seçimlerle tecelli eden bu hareketi, siyasi katılım denir.
Her milletin seçimlere katılarak kendi kaderini belirleme hakkı, milletlerin en önemli taleplerinden sayılır ve birçok siyasi nizamda uygulanır. İran İslam Cumhuriyeti de cumhuriyet ve islamiyet özellikleri ile bu hakkın ve ilahi görevin yerine getirilmesi için gerekli zemini hazırlamakta elinden geleni yapmış ve kırk yılın ardından başka ülkelerin arasında seçimlere en yüksek oranda katılımı ile ilk sıralara yerleşmeyi başarmıştır.
Seçimler ve siyaset biliminde siyasi katılım adı ile anılan halkın kendi kaderini belirleme sürecine katılması çeşitli açılardan uzmanların ilgisini çekmiştir. Anthony Gidnez siyasi katılımı siyasi bir hak olarak gözetleyerek siyasi hakkı şöyle tanımlıyor: siyasi katılım hakkı, vatandaşların milli toplumlarında yerel ve milli seçimlerde oy kullanma hakkı gibidir.
Eski Yunan medeniyetinde ancak vatandaş olarak tanınan insanlar oy hakkına sahipti. Başka ülkelerde de bir süre öncesine kadar kadınların seçimlere katılmaları ve toplumun yönetiminde yer almaları yasaktı. Amerika, İngiltere, Fransa ve İsviçre ve diğer birçok ülkenin yönetimleri kadınlara siyasi katılım hakkı tanımıyordu. Gerçi zamanla seçimlere katılma ve toplumu yönetme sürecine katılma hakkı tanınan insanları kapsayan çember genişletildi, ancak yine de günümüzde halâ seçimlere bir dizi kısıtlama getiren ülkeler de bulunuyor. Bu ülkelere S. Arabistan’ı örnek vermek mümkün. Bu ülkede kadınlar halâ siyasi ve sosyal işlere katılmaktan mahrum bırakılıyor.
Seçimlerde uygulanan cinsiyet kısıtlamasından başka yaş kısıtlamasına da değinmek mümkün. Bu tür kısıtlamalar birçok toplumda önemli oranda uygulanıyor. Örneğin bazı ülkelerde seçmenlere en az 16 yaş sınırı uygulanıyor. Bu ülkeler genellikle devrimci ve tek parlamentolu ülkelerdir. Bazı ülkeler ise bu yaş sınırını 23 veya 25 olarak uyguluyor. Bu ülkeler ise genellikle iki parlamentolu ülkelerdir ve genellikle ikinci meclisleri için bu kısıtlamayı uygulamaktadır.
Seçimlerde uygulanan bir başka kısıtlama uyrukla ilgilidir. Çeşitli ülkeler bu konuda farklı tutum sergiliyor. Fransa ve Mısır’da bu ülkelerin uyruğuna geçenler en az beş yıl sonra oy hakkına kavuşuyor.
Yine uyruktan başka okuma yazmayı bilmek ve güncel bilgilerden ve gelişmelerden haberdar olmak da seçimlere katılma şartı olarak gündeme geliyor. Şili ve Filipinler gibi bu tür ülkelerde okuma yazma bilmeyen veya genel bilgiden yoksun olan insanlar siyasi katılım hakkını kaybediyor. Amerika’nın Güney eyaletlerinde seçmenler anayasayı okumayı ve bazı yörelerinde açıklamayı da becermeleri gerekiyor.
Bu ülkelerden farklı olarak bazı ülkeler öğrencilere ve din adamlarına oy hakkı tanımıyor. Bu ülkelere Laos’u örnek vermek mümkün. Öğrencilerin seçimlerde oy kullanmalarına karşı çıkılmasının sebebi genellikle bu kesimin vergi ödememesidir. Bu ülkeler seçimlerde ancak belli oranda vergi ödeyenlerin oy kullanabileceğini savunuyor. Bu tür kısıtlamalar genellikle sosyal faaliyetlerden kaynaklanan kısıtlamalardır.
Bu mahiyette bir başka mahrumiyet durumu, sabıkalı insanların oy hakkından mahrum bırakılmalarıdır. Fransa ve Belçika’da bu kısıtlama seçimlerde aday olmak isteyenlere uygulanıyor.
Bazı ülkelerde ise saltanat düzeni veya diktatörlük gibi monarşilerin varlığı yüzünden hiç bir etkili siyasi katılım söz konusu olmuyor. Bu ülkelere BAE gibi bazı Arap rejimleri örnek vermek mümkün.
Bazı ülkelerde ise seçimlere katılmak bir hak değil de, bir yükümlülük olarak tanımlanıyor ve bu yüzden seçmen olma şartlarını taşıyan herkes seçimlere katılmak zorunda oluyor ve katılmadığı takdirde bir takım siyasi, sosyal ve mali bedellere katlanmak zorunda kalıyor.
Dini ve mezhepsel kısıtlamalar da bazı toplumların sosyal kısıtlamalarına ekledikleri yasaklardır. Örneğin S. Arabistan rejime devlet erkanlarında Şia Müslümanları kabul etmiyor ve bu mezhepten olanlara hiç bir türlü katılım hakkı tanımıyor. İngiltere ve koran İsrail de bu yasağı papazların ve hahamların adaylığına uyguluyor.
İran İslam Cumhuriyeti ise seçimlere katılmakta yaş sınırı kısıtlaması uygulanıyor. Buna göre cumhurbaşkanlığı veya parlamento seçimlerinde bazı kısıtlamalar uygulanıyor.
Amerika’da en önemli seçim, başkanlık seçimleridir ve her dört yılda bir düzenlenir. Başkanlık seçimlerinden sonra ise en önemli seçim, kongre seçimleridir. Bu seçimler ise her iki yılda bir temsilciler meclisinin tüm üyeleri ve senato meclisinin üçte bir üyeleri için düzenlenir.
Amerika anayasası Başkan olacak adayın Amerika topraklarında doğmuş olması, en az 35 yaşında olması, Amerika’da 14 yıl ikamet etmiş olması ve bu ülkenin vatandaşı olması şartlarını koyuyor. Adayların gerekli şartlara sahip olup olmadığını ise seçim heyetleri belirliyor. Her vatandaş oy kullanmak istediği takdirde seçimlerin düzenlendiği gün ilkin kayıt yaptırması gerekiyor. Seçmen kayıt işlemi eyaletten eyalete değişiyor ve bu bağlamda Amerika genelinde tek bir yöntem uygulanmıyor.
Fransa’da milli düzeyde yapılan seçimler Cumhurbaşkanı ve milletvekilleri seçimleridir. Cumhurbaşkanı her beş yılda bir halkın doğrudan oyları ile seçiliyor. Fransa parlamentosu milli meclis ve senato olmak üzere iki bölümden oluşuyor.
Fransa iki partili bir sistemle yönetilmiyor ve siyasi düzeninde çok sayıda siyasi parti faaliyet yürütüyor, ancak sadece iki parti önemli mevkilerin başına geçebiliyor. Fransa’da seçimleri anayasa konseyi gözetliyor. Bu konseyin üyeleri Cumhurbaşkanı ve iki meclisin başkanları tarafından seçiliyor.
Almanya da parlamenter sistemle yönetiliyor ve milletvekilleri halkın doğrudan oyları ile seçiliyor. Almanya’da parlamentonun gücü oldukça fazladır. Almanya anayasası oylama sistemini her seçmenin iki sandıkta oy kullanacağı şekilde düzenliyor. Bu oylardan biri adaylara ve diğeri partilere verilen oydur. Bu yöntemle birinci seçilen parti parlamentodaki sandalye sayısını aldığı destekle orantılı olarak belirliyor. Parlamento üyeleri de Başbakanı seçiyor.
Türkiye’de de parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri olmak üzere iki önemli seçim düzenleniyor. Darbeden önce ve anayasa değişikliği referandumu yapılmadan önceki dönemde Türkiye parlamenter sistemle yönetiliyor ve Cumhurbaşkanı sadece protokol makamı sayılıyordu. Ancak referandumun ardından Türkiye parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçti ve Başbakan mevkii kaldırıldı ve tüm yetkileri cumhurbaşkanına devredildi. Türkiye’de Cumhurbaşkanı kabine üyelerini ve bakanlarını parlamentodan güvenoyu almaksızın belirliyor ve bütçeyi de önerdiği gibi yargının en yüksek kurumunun üyelerinin yarısından fazlasını atama yetkisini taşıyor. Cumhurbaşkanı ayrıca meclisi feshetme ve ve olağanüstü hal durumu ilan etme yetkilerine da sahiptir.
Bundan önceki yasada belirlenen dört yıllık sürenin yerine yeni yasada parlamenterler de her beş yılda bir ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ile eşzamanlı seçiliyor. Yapılan yeni reformda da milletvekili sayısı 600’e çıkarılıyor ve adaylık yaşı da 18 yıla düşürülüyor.
Hindistan’da anayasanın 79. maddesine göre parlamento Cumhurbaşkanı, temsilciler meclisi ve senato meclisinden oluşuyor. Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve Başbakanı temsilciler meclisi seçim sonuçlarına göre seçiyor. Başbakan da kabineyi kuruyor. Gerçi Hindistan’da Cumhurbaşkanı devletin başı sayılıyor, fakat esas karar merkezi Başbakan ve kabine üyelerinden oluşuyor.
Cumhurbaşkanı anayasanın 58.maddesi uyarınca Hindistan vatandaşı olmalı, en az 35 yaşında olmalı ve meclisler tarafından seçilmiş olmalıdır. Cumhurbaşkanı eyalet meclisleri, temsilciler meclisi ve senato meclislerinin oyları ile beş yıllık bir süre için seçiliyor.
Seçim sistemlerinde üzerinde durulması gereken noktalardan biri de seçimlere katılmanın serbest veya zorunlu olmasıdır. Günümüzde insan haklarını savunduklarını ve demokrasi bayraktarlığını iddia eden bazı ülkelerde vatandaşların bu hakkı bir takım yasalarla tehdit altına alınmıştır. Fransa, Avustralya, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs, Şili, Arjantin ve Lüksemburg gibi ülkelerde seçimlere katılmak zorunludur ve katılmayanlara türlü cezalar uygulanır.
Uzmanlar halkın seçimlere geniş çapta ve sürekli katılmasını içinde yaşadıkları nizamın takviye olması, krizlerin önlenmesi veya aşılmasında önemli ve çok zaruri olduğunu belirtiyor.
İran’da ilerleme ve gelişme seçimlere katılma eğiliminde halkın köklü taleplerine dönüştüğü gözleniyor. Gerçi halkın geniş çaplı katılımı ve kendi kaderini belirlemesi için teşvik edilmeleri yönünde gerekli zeminleri hazırlamak da şarttır. Nitekim azami katılım, halk arasında geleceğe dönük umudu arttırmak, milli kalkınma isteğini geliştirmek ve gençlerde heyecanların yatıştırılmasında etkilidir.
Kuşkusuz halkın kullandıkları oyların etkili olduğuna inanması, siyasi umut ve sevincin takviye edilmesi, sosyal ve siyasi bilincin gelişmesi, fasık insanların karar mekanizmalarından uzaklaştırılması, politikacıların toplumun sorunlarını çözmeye çalışması ve halka hesap vermesi, seçim vaatlerinin yerine getirilmesi, seçimlerde sağlıklı rekabet gibi durumlar halkı seçimlere katılmaya teşvik edecek etkenlerdir. Ancak halkın oylarının etkili olmadığını düşünmesi, sınıfların arasında uçurum oluşması, mali ve idari fesat, geçim sıkıntısı, hükümetin vatandaşlara çeşitli alanlarda destek vermemesi, siyasi bilinçsizlik, iktidarın belli bir kesimin tekelinde bulunması gibi etkenler ise halkın seçimlere katılmasına mani olan durumlardır.