Özal’dan günümüze; sıcak takip politikası
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i148426-Özal’dan_günümüze_sıcak_takip_politikası
Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu geçenlerde İran ile ortak sınırların güvenliği hakkında sansasyonel mahiyeti olan ve herkesi hayrete düşüren bir açıklama yaptı.
(last modified 2024-12-09T04:22:16+00:00 )
Haziran 09, 2020 08:07 Europe/Istanbul
  • Özal’dan günümüze; sıcak takip politikası

Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu geçenlerde İran ile ortak sınırların güvenliği hakkında sansasyonel mahiyeti olan ve herkesi hayrete düşüren bir açıklama yaptı.

Bakan Soylu Ağrı ilinin İran ile ortak sınırında örülen duvarı ziyareti sırasında şöyle dedi:

Hali hazırda yaklaşık yüz kadar PKK teröristi İran’ın kuzeybatısında, Maku’nun Dambat bölgesinde barınıyor. Orayı temizlemek İran’ın sorumluluğundadır.

Soylu İranlı taraftan varılan anlaşmalara göre Türkiye’nin teröristlerle mücadelesine destek vermesini istedi. Soylu ayrıca şu vurguyu yaptı:

Biz dünyanın da sınırın ötesinde, Maku’nun Dambat bölgesinde yaklaşık yüz kadar teröristin bulunduğunu bilmesini istiyoruz. Bu konu bizim için çok önemli. Eğer Maku’nun Dambat bölgesine girersek, orada bir tek teröristi bile sağ bırakmayız. Ancak bu, komşunuz İran’ın sorumluluğundadır ve onlar da bu sorumluluğun bilincindedir. Umarız bu gelişme çok yakında gerçekleşir.

 

Bakan Soylu’nun bu açıklamasında bir kaç nokta, üzerinde durulması gereken noktalardır.

  1. Son haftalarda İranlı sınır muhafaza askerlerine Türkiye sınırından ya da Türkiye’nin askeri birlik konuşlandırdığı ve PKK teröristlerine hareket etme izni vermediği Kuzey Irak’tan bir kaç kez terör saldırısı düzenlenmiştir. İranlı tarafın aklına gelen soru şu ki, nasıl oluyor da Türkiye İHA’ları hatta sivil hedefleri askeri hedef şeklinde tespit ederek vurduğu halde (İran’ın Serdeşt kentinin bazı sakinleri, TSK’nın bulunduğu bölgede hedef alındı) PKK’nin İran uzantısı PJAK teröristleri silahları ve teçhizatları ile kolayca TSK’nın kontrolünde bulunan bölgeden geçerek İranlı sınır muhafaza askerlerine saldırabiliyor?
  2. Geçmişte İran, Türkiye İçişleri Bakanı İran’ın sorumlulukları şeklinde telakki ettiği sınır anlaşmaları çerçevesinde Türkiye devleti ile birçok iş birliği yapmıştır. İran’ın dönem hükümetinin küçük Ağrı’yı Katur’la takas etme anlaşması (hş. 1310) bunlardan biridir. Bu anlaşma İran’da halâ eleştirilmektedir, zira Katur’un stratejik önemi küçük Ağrı ile asla mukayese edilemez. Ancak tüm bu iş birliği durumlarına rağmen Türkiye devleti halâ 80 yılın ardından sınır güvenliğiyle ilgili sorunlarını halledememiştir; nitekim son dört yılda Suriye’nin kuzeyine yönelik yaptığı dört harekata rağmen anlaşılan Türkiye açısından Kürt tehdidi devam ediyor ve bu tehdidin ne zaman son bulacağı da bilinmiyor, fakat Türkiye için nüfuz alanını genişletmek üzere iyi bir bahane oluşturduğu anlaşılıyor.
  3. PKK Türkiye topraklarında kurulan bir örgüttür. Örgütün resmi dili Türkçedir ve Türkiye’de birçok uzman ve yazarın itiraf ettiği üzere bu ülkenin istihbarat örgütleri PKK’nin kuruluşu veya bekasında önemli rol ifa etmiştir. AKP’li milletvekili Şamil Tayyar bu görüşü savunanların arasında yer alıyor. Her halükarda Türkiye devletinin Kürtlere karşı izlediği sert politikalar bu ülkede PKK adında şiddet yanlısı ve ayrılıkçı bir siyasi hareketi başlatmış ve uzantısı İran’a kadar da gelmiş ve İran’da güvensizliğe yol açmıştır. PKK’dan başka uzantısı PJAK da İran’ın güvenliğini tehdit etmeye başlamış ve bazı bedelleri dayatmıştır. Söz konusu terör örgütlerinin üyeleri her üç ülkenin dağlık bölgelerinde geçici olarak barınabilir; ancak bu konuda esas Türkiye bu mücadelenin öncüsü olması gerekir; nitekim sınırların ötesinde duvar örmek uygun bir yöntemdir; zira İran şimdiye dek bir kaç kez Türkiye’nin kendi azınlıklarına karşı tutumunun bedelini ödemek zorunda kalmıştır.
  4. İran İslam Cumhuriyeti’nin Türkiye ordusuna askeri operasyon yapmak üzere İran topraklarına girmesine izin vermesi mevzu bahis bile olamaz. Evvela Türkiye bu konuda kötü mazisi olan bir ülkedir. Zira Nuri Paşa kıyamı sırasında ve İran’ın Türkiye ordusuna sınırı geçerek küçük Ağrı’da konuşlanmasına izin verdikten sonra, Türkiye ordusu operasyonun sonunda bu bölgeden çekilmek istemedi ve bu konu iki ülkeyi savaş eşiğine getirdi. Nitekim şimdi de TSK Suriye’nin kuzeyinde PKK’yi bastırdıktan sonra şimdi bu ülkenin topraklarından çekilmiyor.İkincisi, anlaşılan Turgut Özel partisine yakın bir partinin mensubu olan İçişleri Bakanı Soylu İran’ı 80’li yılların Irak’ı ile karıştırmış ve “sıcak takip” bahanesi ile bundan önce 1984 yılında Saddam rejimi ile yaptığı bir anlaşma peşindedir; gerçi bu anlaşma bile PKK’nın yok edilmesiyle sonuçlanmadı.PKK teröristlerini takip etmek için Irak topraklarına girmek, Özel döneminde başladı ve zamanla TSK için askeri bir gelenek haline geldi. Ancak Turgut Özal’ın birinci Fars körfezi savaşında Batı Asya pastasından bir pay çıkarmak üzere Musul ve Kerkük’ü işgal etme kuruntusu sonunda Türkiye’nin eline iş verdi ve bir kaç önemli sonucu beraberinde getirdi. İlk sonuç, Türkiye’nin Irak’a ambargo kararına uymasıyla yaşadığı iktisadi hüsran ve sınır bölgesinde yaşayan insanların işsiz kalması ve yoksulluk yüzünden PKK’nın kucağına düşmesiydi. İkinci sonuç, Irak’ın kuzeyinde uygulanan uçuşa yasak bölgeden doğan boşluktu ki sonuçta ayrılıkçı Kürt partilerin gelişmesine ve nihayetinde de 1990 ila 2003 yılları arasında Irak’ın kuzeyinde de facto özerk bölgenin altyapısının oluşmasına yol açtı. Üçüncü sonuç, PKK’nin birçok yapılarının Suriye’den başta Kandil dağı olmak üzere Irak’ın kuzeyinde uçuşa yasak bölgeye tanışmasıydı ki bu da sonuçta Türkiye’ye yönelik tehditleri arttırdı.Böylece Turgut Özal’ın sınır güvenliği ile ilgili politikası tamamen çöktü ve Türkiye 90’lı yıllarda büyük bir sorunla karşılaştı, nitekim Musul ve Kerkük hayalleri suya düştüğü gibi Ankara’nın ülkenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde egemenliği de olumsuz etkilendi.
  5. Kökleri Anavatan ve Doğru Yol partilerine uzanan Süleyman Soylu gibi bir bakanın bu tarihî tecrübeleri bilmemesi imkansızdır. Ancak asıl herkesi şaşırtan konu, İran gibi büyük bir devletten bu tür taleplerde bulunmasıdır. Eşkıya ve terörist unsurlar her zaman bölgenin dağlık yapısından saldırı için yararlanır; nitekim bu örgütlerde Türkiye topraklarını kullanarak İran’a da terör saldırıları düzenlemektedir ve bu da yeni bir konu değildir. Acaba Türkiye devlet İran’ın bu talebe karşı nasıl bir tepki verebileceğini bilmemekte midir? Her halükarda bu sözler belki Türkiye İçişleri Bakanı’nın tecrübesizliği ve pişkin bir politikacı olmamasından kaynaklanabilir; ancak hiç kuşkusuz Türkiye’nin şimdiki sorunu kendi politikaları ve kendi seçimlerinin ürünüdür ve İran İslam Cumhuriyeti asla ecnebi askerlerin İran topraklarına ayak basmalarına izin vermez.
  6. Mazileri derin olan ülkeler için toprak bütünlüğü büyük önem arz eden bir konudur. Dolayısıyla İranlı taraf Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bölücü örgütlerin faaliyetlerinden veya sınırların dağlık alanlarını kötü niyetleri için kullanmalarından kaygı duymasını anlayışla karşılıyor. Ancak burada gündeme gelen önemli soru şu ki, neden bazı örgütler ve kişiler benzer niyetler ve hedeflerin doğrultusunda Türkiye’de barınıp İran’ın milli egemenliği ve toprak bütünlüğüne karşı faaliyet yürütürken, Türkiye İçişleri Bakanı, amaçları Türkiye’nin milli egemenliği ve toprak bütünlüğüne darbe indirmek olan bir avuç bölücünün İran devletinin bilgisi dışında sınır bölgesinde ve dağlık alanlarda saklandığı için İran’dan sorumluluğunu yerine getirmesini istiyor, fakat daha fazla sayıda İranlı bölücü unsur Ankara ve İstanbul’de resmi ve daimi bir şekilde faaliyet yürüttüğü ve internet siteleri açtığı ve dergi yayımladığı halde kendi sorumluluklarını yerine getirmemesinden kaynaklanan çelişkiye açıklık getirmiyor?Türkiye İçişleri Bakanı Soylu önce Türkiye’nin göbeğinde barınan İran karşıtı bu örgütlerin durumuna çeki düzen vermeli ve ardından İran’dan sınırın sıfır noktasında yer alan dağlık bölgelerde bir kaç kaçak teröristi bulmasını istemelidir.
  7. Türkiye eski bir devlettir ve muhtemelen devlet adabını da bilmektedir. Eski devletler genellikle jeo politik hedefleri ve gelenekleri çerçevesinde karar alır. Her iki ülke soğuk savaş başlarında ve Stalin’in haddini aşan talepleri macerasında tehdit hissetmeye başlamıştı. Nitekim Sovyetler Birliği İran’ın kuzeybatısındaki topraklara göz diktiği gibi, Türkiye’nin kuzeydoğusundaki illere ve hatta İstanbul boğazına da göz dikmişti. İki ülke kendilerini korumak için ortak tavır sergiledi ve yan yana hareket etti. Türkiye İçişleri Bakanı bu tarihî deneyimi göz önünde bulundurmalıdır. Gerçi Türkiye’nin tüm Bakanları ve politikacılarının tarihî tüm gelişmeleri bizzat bilmeleri beklenemez, ancak köklü bir devletten beklenen şey, tarihî gelişmeleri ve dış politika kurallarını onlara hatırlatacak danışmanlarının bulunmasıdır.