İran’ın batının çelişkili insan hakları tutumunu eleştirmesi
İnsan Haklarından sorumlu İran Yargı Erki Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Komitesi Sekreteri batılı ülkelerin çelişkili insan hakları tutumlarını eleştirerek, insan haklarının siyasi bir araca dönüşmemesi gerektiğini söyledi.
İnsan Haklarından sorumlu İran Yargı Erki Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Komitesi Sekreteri Kazım Garibabadi İnsan Hakları Konseyi toplantısına katılmak üzere bulunduğu Cenevre'de, BM insan hakları yüksek komiseri Michelle Bachelet ile görüşmede “Gerçekçi olmayan raporlarıyla İran'a atanan raportör, pratikte siyasi bir araç haline geldi ve insan hakları raportörlerinin çalışmalarını düzenleyen tüm kuralların ötesinde, esasen görevlerine aykırı alanlara girdi” dedi.
BM insan hakları konseyi daha önce 23 mart 2021 tarihinde 46.oturumu sırasında İran’da insan hakları raportör olarak Cavid Rahaman’ın görevini bir yıllığına daha uzattı. Cavid Rahman son raporunda ise eskiden olduğu gibi yine İran İslam cumhuriyetine karşı iddialarını tekrarlayarak İran’ın insan haklarını ihlal ettiğini iddia etti.
Esasında insan hakları, bağımsız ülkeler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmadığı takdirde dünyadaki insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesine yardımcı olabilecek konular arasındadır. Ancak son yıllarda bu konu, Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere Batılı ülkeler tarafından her zaman suiistimal edildi. Söz konusu ülkeler siyasi ve ikili yaklaşımlarıyla, kendi taleplerini dayatmak için insan hakları konusunu İran gibi bağımsız ülkelere bir baskı aracı olarak kullanmışlardır.
Aslında İran’ın bölgede yapıcı işbirliği ve diyaloga dayalı mekanizmalar aracılığıyla insan hakları standartlarının gözetilmesi ve uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi bakımından bölgede üstün konumda olduğunun herkesçe bilindiği şartlarda İran İslam cumhuriyetinde insan hakları konusundan endişe duyulması, İran düşmanları tarafından kamuoyunu saptırmaya yönelik bir çalışma ve yanlış bir tutumun açıkça tekrarından ibarettir.
Hal bu ki bizzat Amerika liderliğindeki Batılı ülkeler, en büyük insan hakları ihlalcileri arasında yer alıyor. Bu ülkelerin Suriye, Irak, Yemen ve dünyanın diğer bölgelerindeki savaşlarda terörist gruplara verdikleri destek veya Filistin halkının insani ve yasal haklarına karşı Siyonist rejime verilen azami destek bu iddiayı doğrular nitelikte.
İslam inkılabının zaferi ardından güçlü bir ülke olan İran İslam cumhuriyeti, sürekli Amerika’nın insanlık dışı saldırılarına hedef oldu; Amerika savaş gemisinin İran yolcu uçağına bizzat İran semalarında saldırması, sınır kenti Serdeş’te kimyasal saldırıları, ülkenin seçkin siyasi ve inkılapçı şahsiyetlerine yönelik terör saldırıları, 17 bin savunmasız vatandaşın öldürülmesi, ağır ekonomik yaptırımların uygulanması ve diğer bir çok eylem, Amerika ve müttefiklerince İran halkına karşı işlenen cinayetlerdir.
Fakat son yıllarda İran için belirlenen raportör ise, genelde Tahran karşıtı gruplar veya kişiler tarafından hazırlanan gerçek dışı ve asılsız raporları ile İran halkının düşmanlarının elinde adeta siyasi bir araç haline gelerek İran’a baskı uyguluyor.
Nitekim İnsan Haklarından sorumlu İran Yargı Erki Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Komitesi Sekreteri Garibabadi yaptığı görüşmede, “Özel raportör, elleri İran halkının kanına bulanmış teröristlerin yalan bilgilerini yayma kanalına dönüşmüştür; bu terörist gruplar, raportör atanan bildirinin kurucuları olan başkentlerde özgürce dolaşmakta ve İran halkına karşı çalışıyorlar” dedi.
Hiç şüphesiz İran İslam cumhuriyetinin iradesi, anayasa ve dini kriterlere dayalı insan hakları seviyesini yükseltmektir, fakat batılı ülkeler insan hakları konusunu batıdaki temellere göre tanıtmaya ve kendi siyasi hedefleri doğrultusunda kullanmak istiyorlar. Hal bu ki söz konusu ülkeler bizzat insan hakları konusunda kara bir karneye sahipler./