İran'dan Suudi Arabistan'daki İnsan Hakları İhlallerine Eleştiri
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade, Suudi Arabistan'da 81 kişinin idam edilmesine tepki gösterdi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade, Suudi Arabistan'da çok sayıda kişinin idam edilmesine tepki göstererek, "Bu insanlık dışı eylem insan hakları ve uluslararası hukukun temel ilkelerine, insani ilkelere aykırıdır." dedi.
Adil yargı süreci olmaksızın idamların gerçekleştiğini belirten Hatipzade,"İdam ve kontrolsüz şiddet, suni krizlerin çözümü değil. Suudi Arabistan bu tarz uygulamalarla ülkedeki krizleri sonlandıramayacaktır." ifadesini kullandı. Hatipzade, Batılı ülkelerin çifte standart uygulamasıyla birlikte insan hakları kavramının alet olarak kullanılmasına dikkati çekerek, insan hakları savunucusu olduğunu iddia eden bu ülkelerin sessizliğini kınadı.
Öte yandan İran İslami Şura Meclisi Başkan vekili Ali Nikzad, "Bazı vekiller Suudi Arabistan'da Şiilerin insanlık dışı olarak idam edilmesini kınadı." dedi. Nikzad, “Uluslararası toplumun sessizliği bozmasını bekliyoruz. Ancak, insan haklarını savunan bu uluslararası kurumlar ve sivil toplum kuruluşlara umudumuz yok” ifadesini kullandı. Suudi Arabistan'da 81 kişinin bir günde idam edildiği duyurulmuştu.
Suudi Arabistan içişleri bakanlığı Cumartesi günü 41 Şii dahil 81 kişinin idam kararının uygulandığını duyurmuş ve bu kişilerin " yanlış düşünceler, sapkın inançlar, IŞİD ve El Kaide ve Ensarullah ile işbirliği yapmak, güvenliğe karşı hareket etmek, kaos yaratmak ve terör faaliyetlerinde bulunmak" gibi ithamlardan dolayı idam edildiklerini ileri sürdü.
Suudi Arabistan'ın insan hakları alanında kara bir sicili bulunmakta, son yıllar içinde Suudi Arabistan'daki infaz, işkence, keyfi gözaltılar, siyasi ve insan hakları aktivistlerinin tutuklanması ve Suudi Arabistan'daki dini azınlıkların meşru taleplerinin bastırılmasına ilişkin sayısız raporlar yayımlanmıştır. Nisan 2019'da Suudi rejimi, 2011 yılında barışçıl bir gösteriye katılan altı genç de dahil olmak üzere 37 tutukluyu idam etti. 12 Ekim 2019 Katifli Şii mahkum "Hüseyin Abdül Aziz Al-ı Rabah", Suudi Arabistan'ın batısındaki "Mabahas" cezaevinde gördüğü işkence sonucu öldü.
Suudi rejimi, Temmuz 2017'de Muhammed bin Salman'ı Suudi Arabistan'ın Veliaht Prensi olarak atayarak, onun hakkında dünyaya olumlu bir imaj sunmaya ve onu Suudi siyasi tarihinde ülkeyi dönüştürmeyi amaçlayan yeni bir dönemin sembolü olarak tanıtmaya çalıştı.
Ancak Muhammed bin Salman da gerçek doğasını gösterdi ve eylemleriyle, amacının gerçek reformları uygulamak yerine yolsuzlukla mücadele bahanesiyle muhalefeti ve rakipleri görünür reformlarla ortadan kaldırmak olduğunu kanıtladı. Bu nedenle, özellikle Şii aktivistlere karşı yerel düzeyde kısıtlamalar ve baskılar yoğunlaştı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Ortadoğu Direktörü Sarah Lee Whitson, "Suudi Arabistan'daki emsalsiz toplu infazlar ve sahte mahkemeler, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'ın ülkedeki reformlarla ilgili yanlış iddialarını ortaya koydu" dedi.
Suudi siyasi ve sivil aktivistlere ve muhaliflere yönelik baskı ülke ile sınırlı değildi ve gurbetçi muhalifleri, özellikle de İstanbul'daki Suudi konsolosluğunda suikasta uğrayan Suudi hükümetini eleştiren bir gazeteci olan Cemal Kaşıkçı gibi isimleri de kapsıyordu.
Suudi rejimi sosyal aktivistlere ve eleştirmenlere ölüm cezası vermeye devam ederken, uluslararası toplum ve Batılı ülkeler Suud'un eylemlerine göz yumdu.
Batı Asya bölgesindeki herhangi bir eyleme tepki veren Batılı hükümete bağlı medya kuruluşları genellikle yalnızca Suudi Arabistan'daki infaz raporlarına tepki göstermedi.
Aslında çifte standart ve insan hakları kavramının araçsal kullanımı çerçevesinde insan haklarını talep eden Batılı ülkeler, yanlarında yer alan rejimler tarafından bu tür eylemler baş gösterildiğinde buna karşı hep sessiz kalmış ve etkin bir adım atmamışlardır.