İlham Aliyev'in, İran'a Karşı Tepkisinin Kökleri ve Sonuçları
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i224964-İlham_aliyev'in_İran'a_karşı_tepkisinin_kökleri_ve_sonuçları
Aliyev'in İran'daki Azerilerin durumuna ilişkin son açıklamaları, Bakü hükümetinin geçmişteki ve dostane iddialarının aksine, Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki tüm İran karşıtı ayrılıkçı faaliyetlerin ve propagandanın Bakü tarafından koordine edildiğini ve tam olarak desteklendiğini gösteriyor.
(last modified 2022-11-19T07:40:26+00:00 )
Kasım 19, 2022 10:40 Europe/Istanbul
  • İlham Aliyev'in, İran'a Karşı Tepkisinin Kökleri ve Sonuçları

Aliyev'in İran'daki Azerilerin durumuna ilişkin son açıklamaları, Bakü hükümetinin geçmişteki ve dostane iddialarının aksine, Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki tüm İran karşıtı ayrılıkçı faaliyetlerin ve propagandanın Bakü tarafından koordine edildiğini ve tam olarak desteklendiğini gösteriyor.

Bu bağlamda Avrasya meseleleri uzmanı sn. Ahmet Kazemi’nin yazdığı makaledeki görüşlerini ele almak istiyoruz.

Avrasya meseleleri uzmanı Ahmet Kazemi şöyle yazıyor:

İlk iyimserliklerin aksine, 2020’de yaşanan İkinci Karabağ Savaşı,  Tahran ile Bakü arasındaki ilişkilerin iyileşmesine yol açmazken, üstelik durumu daha da karmaşık hale getirdi ve nihayetinde ikili ilişkilerde soğukluğa ve yeni sorunların yaşanmasına yol açtı. İran'ın son 30 yılda Azerbaycan Cumhuriyeti'ne çok yönlü siyasi, askeri, transit, iletişim, insani ve ekonomik desteği ve Tahran'ın Karabağ'ın Azerbaycan Cumhuriyeti'ne geri verilmesine yüksek düzeyde tekrar tekrar vurgusu göz önüne alındığında, İkinci Karabağ Savaşı ardından Bakü’nün İran’ın bir baba gibi sunduğu hizmetleri taktir etmek ve minnettar olması için Tahran ile iyi komşuluk yaklaşımı benimsemesi bekleniyordu, fakat durum böyle olmadı.

Kazemi bu konunun sebebinin çok açık olduğuna işaretle şöyle devam ediyor:

İkinci Karabağ savaşı Azerbaycan Cumhuriyeti'nin iradesi dışında şekillendi, bu ülke özellikle 2003 yılında İlham Aliyev'in işbaşına gelimesi ardından Türkiye'nin konfederasyonlarından biri olduğu gibi başta British Petroleum olmak üzere İngiltere ve de Siyonist rejimin  oyun alanı haline geldi.

Bu ülkelerin her biri, revizyonist, fırsatçı ve savurgan aktörler olarak, İkinci Karabağ Savaşı projesi çerçevesinde ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin işgal altındaki topraklarını özgürlüğe kavuşturma kisvesi altında, her biri kendi fitneci planlarını, Yeni Osmanlıcılık ve Büyük Türkiye, NATO'nun Turani Koridoru ve Azerbaycan Cumhuriyeti'ni "bölgesel Siyonizm üssü" haline getirme ekseninde kendi kışkırtıcı planlarını ilerletmeye çalıştılar. Amaç ise, İran-Ermenistan sınırı merkezli geniş çaplı bir jeopolitik entrika oluşturmak, Ermenistan'ın güneyini bölmek ve bu bölgede sahte ve gayrimeşru bir siyasi birim oluşturmaktı.

Kazemi’ye göre son 2 yılın deneyimleri, İkinci Karabağ Savaşı sonucunda, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ dışındaki işgal altındaki toprakları Ermenilerin elinden kurtarıldığını gösterse de, bunun yerine Azerbaycan Cumhuriyeti'nin tamamı, Türkiye ve Siyonist rejim ve de perde arkasında İngiltere'nin kontrolündedir. Bayraklarının Azerbaycan Cumhuriyeti'nin her yerinde dalgalanması, bir birlik göstergesi değil, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bu ülkelerin yarı uydu kolonilerinden birine ve İlham Aliyev hükümetinin, koruma altına alınmasıdır. Tabi ki Azerbaycan Cumhuriyeti içindeki durum söz konusu olduğunda, bu konunun İran ile pek bir ilgisi olmayabilir, ancak Bakü'nün İran'a karşı jeopolitik, jeo-ekonomik ve jeo-kültürel entrikaların merkezi haline gelmesi kararlaştırılıp, sistematik bir şekilde Şiilik karşıtlığı ve İran karşıtlığı geniş ve resmi bir alanda izlenirse, İran'ın tepkileri mantıklıdır. Bu nedenle, İkinci Karabağ Savaşı'ndan sonra Tahran ile Bakü arasındaki ilişkiler soğumaya başladı.

Avrasya meseleleri uzmanı Ahmet Kazemi, tarihsel olarak “Badkobeh” veya “Aran”ın, İran'ın bir parçası olduğuna işaretle şöyle devam ediyor: Dünyanın ikinci Şii ülkesi olan Azerbaycan Cumhuriyeti ve genel olarak Kafkasya, medeniyet, kültür, tarih ve din açısından "Kültürel İran"ın ayrılmaz bir parçasıdır. Azerbaycan Cumhuriyeti ile Türkiye'nin özdeşleşmesi veya Yahudiler ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında ortak bir paydanın oluşturulması yönünde var olan aşırı yaklaşım, onların Azerbaycan Cumhuriyeti halkının İranlı olmasından duydukları korku ve endişeden kaynaklanmaktadır. Türkiye, bir NATO aracısı olarak ve Siyonist rejim, yıllardır İran'ın Azerbaycan Cumhuriyeti'nden "tamamen çıkarılması"nın peşinde. Görünüşe göre İkinci Karabağ savaşı sırasında İlham Aliyev,  Siyonist rejim, Türkiye ve İngiltere yetkilileri arasında "yazılı olmayan bir anlaşma" söz konusu.

Kazemi, bu anlaşmaya dayanarak Londra'nın desteklediği Tel Aviv ve Ankara; Amerika ve Avrupa'yı ikna ederek veya etkisiz hale getirerek, ve de Rusya'yı stratejik açıdan aldatarak, İkinci Karabağ Savaşı projesi şeklinde Karabağ dışındaki işgal topraklarını serbest bıraktıklarını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: Amaç bu fırsatı kullanmak, medya şantajı yaratmak ve İlham Aliyev için yapay popülerlik pompalamakla, ailesinin mali yolsuzluğu dünyanın muteber medyasının dilinde olan ve ajanlarının mali yolsuzlukları, suçları ve din karşıtlığı halkı bıktırmış olan Aliyev’e karşı toplumsal ayaklanmaların önlenmesidir.

Unutmayalım ki son yıllarda Amerikalı ve Avrupalı düşünce kuruluşları da dahil olmak üzere birçok ünlü düşünce kuruluşu bile İlham Aliyev'i Saddam Hüseyin'le karşılaştırmış ve yaygın toplumsal protestolara karşı uyarıda bulunmuştur. Dolayısıyla İkinci Karabağ Savaşı, Siyonist, Anadolu ve Londra düşünce kuruluşlarının İlham Aliyev hükümetini Asgar Agayev ve Edward Shevardnazdeh'nin düşüşüne benzer bir düşüşten kurtarmak için yaptıkları versiyondu.

Kazemi şöyle devam ediyor:

Öte yandan İlham Aliyev, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin geleceğini ve hayati çıkarlarını feda ederek Siyonist rejime, Türkiye'ye ve İngiltere'ye tehlikeli taahhütlerde bulunmuştur. Azerbaycan Cumhuriyeti'ni "Siyonizm'in bölgesel üssü" ve Arthur Lenk'in tabiriyle "Siyonistlerin ikinci evi" haline getirmek, sözde Nahçıvan'a bir iletişim yolu oluşturulması parolası ile "Hayali Turani NATO Koridoru"nu kurmaya çalışmak, ayrıca bölgenin enerji ve transit denklemlerinde köklü değişiklikler tasarlamak, ayrıca Kafkasya ve Orta Asya'nın göbeğinde NATO'yu konuşlandırmak, tekfircilerin konuşlanması ve nihayetinde "İngiliz Pan-Turancılık fikri ve Pan-Türkçülük düşüncesini” şekillendirmek, Bakü'nün hakimiyet eksenine yönelik bu tehlikeli taahhütleri arasındadır.

Bu temelde, üçüncü şahısların desteğiyle, İkinci Karabağ savaşından sonra Azerbaycan Cumhuriyeti'nde sistematik İran karşıtlığının ve Şii karşıtlığının yoğunlaşmasına tanık oluyoruz. Recep Tayyip Erdoğan, Bakü, Şuşi ve Zengilan başta olmak üzere son iki yılda Azerbaycan Cumhuriyeti'ne yaptığı tüm gezilerde İlham Aliyev'i İran karşıtı eylemlerde bulunmaya kışkırtacak konuşmalar yapmış veya şiirler okumuştur; Siyonist rejimin bu konudaki yöntemi de açıkça görülüyor. Zira din, kültür, enerji, tranzit, etnik ve güvenlik alanlarında şovenist, apartheid ve aşırı bir yaklaşımla Rusya ve Çin'in yanı sıra İran'ı da hedef alan fitne planları peşinde oldular; bu yüzden bugün Azerbaycan Cumhuriyeti'nde İran'a karşı büyük bir medya ve psikolojik savaş başlatmaları, "Azerbaycan Cumhuriyeti halkına her zaman destek olan İran"ı kamuoyundan silerek entrikalarını gerçekleştirmeleri şaşırtıcı değildir.

Gerçek şu ki, İlham Aliyev'i bu kadar kızdıran sadece tatbikatın yapılması değil, aynı zamanda İran'ın geleneksel yaklaşımının değişmesi ve Siyonist rejim, Türkiye ve İngiltere'nin Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki Kafkasya oyunlarına karşı Tahran'da gerekli fikir birliği ve iradenin oluşturulması olan bu tatbikatın mesajı Bakü'yü korkuttu ve kızdırdı.

Görünen o ki İlham Aliyev, Tahran'ın Bakü'nün güvenlik karşıtı ve gerilim yaratan eylemlerine karşı babacan ve stratejik sabrının bitmediğine dair bu yanlış hesapla, egemenliğini bir şekilde Siyonist rejim, Türkiye ve İngiltere arasında paylaştırmış ki onlar da istedikleri şekilde bölgenin siyasi ve coğrafi düzenini planlasınlar ve İran, Rusya ve Çin'e karşı "NATO'nun Turani Koridoru" komplosu odağında Kafkasya ve Orta Asya konumundan yeni "komplo ve dizginleme" odakları oluştursunlar.

Fakat Asya'da direniş ekseninin lideri olan İran, Çin ve Rusya’ya  dayanan ve Amerikan hegemonyasının bariz bir şekilde gerilemesiyle kurulan yeni düzenin temelde Kafkasya ve Orta Asya'yı da kapsadığını göz ardı ediyorlar. Son aylarda İran'ın kırmızı çizgileriyle ilgili resmi ve gayri resmi kanallardan gerekli mesajları alan İlham Aliyev, bölgedeki bu yeni düzen sürecinde Tahran, Moskova ve Pekin'in işbirliğiyle NATO'nun Turani Koridoru'nun gerçekleşme mecali olmayacağını ve Siyonist rejimin Kafkasya'yı terk etmek zorunda kalacağını çok iyi biliyor. Aslında, Aliyev'in geleceğine dair umut verici bir işaret de yok.

Ayrıca Ukrayna'daki savaşın sonuçlarından biri de Rusya'nın Karabağ'dan ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyeceği ve onu başka bir Kaliningrad'a dönüştürmese bile Karabağ'ı kalıcı bir üs olarak göreceğidir. Öte yandan, Aliyev hükümetinin Nahçıvan'ın 100 yıllık özerkliğinin iptali için alelacele ortam hazırlamaya çalışması Azerbaycan Cumhuriyeti'nde ciddi bir toplumsal bozulma ve sivil itaatsizlik endişesi olduğunu gösteriyor.  Bu arada başta Taleshi, Lezgi, Avar, Odin ve Tat azınlıkları olmak üzere azınlıklara yönelik kültürel soykırım ve liderlerine ve aydınlarına yönelik terör, cinayet ve işkenceler nedeniyle bu ülkenin azınlıkları bu sistematik soykırımdan kurtulmak için fırsat kollamaktadırlar.

Elbette bunun gibi pek çok örnek ve eğilim var, ama hepsi durumun İlham Aliyev'in hayal ettiği gibi gitmediğinin kanıtıdır, görünen o ki İlham Aliyev, siyaset arenasında başarısızlık çanlarının sesinin duyulabileceği bir kumar oynadı. Zira siyaset arenası, gerçek kumar alanından çok daha zor bir alandır.  Bu nedenle Aliyev'in öfkesinin nedenleri bellidir. Aslında Aliyev, ailesinin kalıtsal yönetiminin gelecekte büyük zorluklarla devam edeceğini görüyor. Bu nedenle, Şah Çerag türbesindeki IŞİD terör eyleminde ülkesinin rolünü açıklamak ve özür dilemek yerine, garip çelişkilere başvurdu.

Bir yandan Azerbaycan Cumhuriyeti'nde Şiiliği silmekte başrolünü üstlenirken, kurtarılmış topraklardaki cami sevgisinden ve bölücü Ermenilerin ve onların sözde hayali destekçilerinin cinayetlerinden söz ederken diğer yandan daha büyük bir kumara bulaşıyor ve o da İran’ın içişlerine müdahale ve İran’ın gayretli Azerilerin durumu hakkında temelsiz iddiaları ileri sürmektir.

Aliyev'in Semerkant'ta düzenlenen sözde Türkçe konuşan ülkeler zirvesinde İran'daki Azerilerin durumuna ilişkin açıklamaları, bir yandan Bakü hükümetinin geçmişteki dostane iddialarının aksine, İran karşıtı ayrılıkçı faaliyetler ve propagandaların Azerbaycan Cumhuriyeti'nde koordine edildiğini, bu bağlamda Bakü yetkilileri ve hükümetinin hukuki ve cezai sorumluluklarını gösteriyor.

Ayrıca Aliyev, Amerika'nın ve Siyonist rejimin İran halkına karşı düşmanlığının ve onların İran'da ayrılıkçı hareketler yaratma arzusunun farkında olarak, sözde İran Azerileri meselesiyle, kendisinin (İran’ı parçalama arzusunda olan) Saddam Hüseyin ve Muhammet Kaddafi’nin akıbetine düşmemek için Batı'yı ikna etmeye çalışıyor.

Doğal olarak İlham Aliyev'in uluslararası hukuk kurallarının, BM Tüzüğü'nün ve ikili güvenlik anlaşmalarının açık ihlali niteliğindeki müdahaleci açıklamalarının hak etiği ve pişman edici bir yanıtı olacaktır; en azından açıklamalarına gerçekten inanıyorsa, İran'ın on yıl önce iptal ettiği gibi Bakü'den İran'a vizeleri iptal etmesini emredebilir, böylece Aliyev'in bahsettiği Azeriler de dahil olmak üzere İran vatandaşları Azerbaycan Cumhuriyeti'ne kolayca seyahat edebilir. Ancak hatırlatılması ve bilgilendirilmesi gereken nokta, İlham Aliyev'in bu konuda da büyük bir hesap hatası yaptığıdır.

Tarih boyunca İran'ın Azerileri, İran'ın bütünlüğünü koruma, Şiiliği güçlendirme ve yaymanın bayraktarı ve İran’ın tarihi sınırlarını koruma ve yayılmasının koruyucusu olmuştur. İran’ın son 30 yılda Bakü’ye yönelik babacan tutumu , Bakü hükümetinin Şii ve İran düşmanlığı eylemleri dolayısıyla başta Azerbaycan Cumhuriyeti halkına karşı tarihi bir görev ve kardeşlik sorumluluğu hisseden destan yazan Azeriler olmak üzere İran vatandaşları arasında gerektiği gibi kendini göstermemesine sebep oldu. Fakat artık İlham Aliyev'in hatasının sonuçlarından birinin Tahran'ın bu süreci düzeltmesi ve sonuç olarak, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ve Nahçıvan'ın gelecekteki olaylarının, doğal olarak gayretli İran Azerilerinin ve diğer İran vatandaşlarının taleplerine bağlı olacağı söylenebilir. Gelecekteki gelişmeler süreci, düşmanların tasavvurunun aksine, İran'ın Kafkasya'daki durumu yeniden tanımlaması için ne kadar büyük bir potansiyelin olduğunu gösterecektir. Bu nedenle bugün Azerbaycan Cumhuriyeti'nin yönetimi içerisinde ciddi tartışmalar yaşanıyor. Badkobeh de çok geç kalmadan, en önemli çözüm olarak Tahran'ın 30 yıllık destekleyici yaklaşımıyla ilgili hatalarını düzeltmesi ve telafi etmesi gerekiyor.