“Azami Baskı” karşısında 5 yıllık “Azami Direniş”
ABD’nin eski Başkanı Donlad Trump’ın talimatıyla ülkesinin nükleer anlaşmadan çekildiği 8 mayıs 2018 tarihi üzerinden 5 sene geçti.
Trump defalarca nükleer anlaşmayı ABD için en kötü anlaşma olarak niteleyerek, anlaşmadan çekileceği tehdidinde bulunmuştu.
ABD yönetimi Mayıs 2018’de nükleer anlaşmasından çekildikten sonra İran’a karşı azami baskı politikası çerçevesinde en ağır ve en geniş illegal yaptırımları dayatmaya başladı ve halen arada bir, yeni yaptırımlar da dayattığını ilan ediyor.
Donald Trump azami baskı politikası ile eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Mayıs 2018’de ileri sürdüğü 12 şarttan oluşan taleplerine karşı, Tahran yönetimini teslim olmaya mecbur bırakacağını iddia ediyordu. Pompeo Washington ve Tahran arasında yeni müzakerelerin başlaması için İran’dan 12 talebi kabul etmesini istemişti; gerçi bu hareketi siyaset ve medya çevrelerince alay konusu oldu. Pompeo söz konusu listede İran’dan nükleer programını tamamen durdurmasını, füze programını durdurmasını veya kısıtlamasını ve bölgede siyasetlerine son vermesini istemişti.
Aslında Pompeo’nun taleplerinin özeti, İran’ın Amerika terör devleti karşısında tam teslimiyetten ibaretti. Buna karşın İran milletinin dayatılan zalimane yaptırımlarına karşı emsalsiz direnişi, Trump yönetimini iyice çaresiz bıraktı ve Amerika bu kez İslam İnkılabı Muhafızlar Ordusu’nun adını terör örgütleri listesine almak, İslam İnkılabı Muhafızlar Ordusu Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’ye suikast düzenlemek ve İranlı üst düzey yetkililerine yaptırım dayatmak gibi uygulamalara yöneldi ve arada bir de İranlı bazı bankaları, firmaları, özel ve tüzel kişileri türlü bahanelerle yaptırım listesine ekledi.
Donald Trump İran İslam Cumhuriyeti’ne tarih boyunca eşine rastlanmayan en ağır yaptırımları dayatarak Tahran yönetimini müzakere masasına oturtabileceğini ve böylece yeni bir anlaşmaya varabileceğini zannediyor. Trump, İran İslam Cumhuriyeti'nin Amerika’sız Bercam nükleer anlaşmasını korumak istediğini belirterek, Tahran yönetiminin sonunda Amerika ile yeni bir anlaşmaya varmak üzere müzakere masasına oturacağı kuruntusunu yaşadı.
Ancak ne var ki, ABD ile İran’ın son kırk küsur yılda karşı karşıya geldikleri durumda, İran hiç bir zaman Amerika’nın yaptırımlarını dikkate almadığını gösteriyor. Aslında Amerika İran İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin askeri caydırıcı gücünü ve İran’a karşı her türlü askeri maceracılığı durumunda çok ağır bedel ödemek zorunda kalacağını çok iyi biliyor. Bu yüzden Amerika terör devleti İran’a yönelik şom hedeflerine ulaşmak için askeri gücün yerine ekonomik gücünü kullanıyor ve İran’a en ağır yaptırımları uyguluyor.
ABD yönetiminin geçtiğimiz senelerde uyguladığı yaptırımlara bakıldığında, bu yaptırımların sadece bankacılık, ticari ve iktisadi alanlarla da sınırlı kalmadığı anlaşılıyor. Amerika hali hazırda İran İslam Cumhuriyeti’ne siyasi, yargı, insan hakları, siber alan, nükleer ve benzeri birçok alanın yanı sıra özel ve tüzel kişilere de yaptırım uyguluyor ve arada bir yeni yaptırımlarını açıklıyor.
ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran’a yönelik en ağır yaptırımlar uygulaması, İran halkı için sorun ve sıkıntılara yol açmış olsa da, İran’ın nükleer programının ilerlemesine engel olmadı, tam tersine İran’ın askeri, savunma ve bölgesel konumu daha da güçlendi.
Böylece İran İslam Cumhuriyeti, nükleer anlaşmadan çekilen ABD’nin azami baskısına azami direniş ile yanıt verdi. Ayrıca ABD’nin anlaşmadan çekilmesi, İran’ın Rusya ve Çin ile münasebetlerinin gelişmesine yol açtı.
İran halkının ABD’nin yaptırımları karşısında örnek gösterilecek direnişi Trump yönetiminin tamamen çaresizliğine yol açtı öyle ki ABD Dışişleri Bakanı Blinkan başta olmak üzere bazı Amerikan yetkilileri, Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi, ABD’nin dış politikasının son tarihinin en kötü kararlarından biri olarak niteledi.
Gelinen aşamada ise İran defalarca Viyana görüşmelerinde Batılı taraflar ve de ABD’ye dolaylı olarak kendi ilkesel yaklaşımını iletmiş ve uygulanan yaptırımların kaldırılmasına, ayrıca Washington’un nükleer anlaşmadan yeniden çekilmeyeceğine dair güvence vermesini istemiştir.
Aslında nükleer anlaşmanın kör düğümüne Washington sebebiyet vermiştir ve ABD, İran’ın çıkarlarını dikkate almadığı sürece anlaşmanın yeniden uygulanması için bir vizyon görünmeyecektir.
Burada önemli olan konu, nükleer anlaşmadan çekilmesine rağmen ABD’nin nükleer anlaşmanın ölümünü ilan etmek ve “nükleer anlaşmasız bir dünya”ya girmek istememesidir. Bunun için nükleer anlaşma görüşmelerinin sonucunun en olacağı belli değil./