Avrupa’nın Nükleer Anlaşma Oyunu
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i239832-avrupa’nın_nükleer_anlaşma_oyunu
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu, perşembe günü Viyana'da sona eren toplantılarda İran'ın nükleer programlarını görüştü.
(last modified 2024-12-09T04:22:16+00:00 )
Haziran 13, 2023 03:05 Europe/Istanbul
  • Avrupa’nın Nükleer Anlaşma Oyunu

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu, perşembe günü Viyana'da sona eren toplantılarda İran'ın nükleer programlarını görüştü.

Kurul üyeleri, İran'da iddia edilen üç bölgede önceden bildirilmemiş uranyum parçacıklarının varlığını tartıştılar.
İngiltere, Fransa ve Almanya ise çarşamba günü yaptıkları ortak açıklamada, UAEA'nın, İran'daki diğer iki tesiste "geriye kalan güvenlik önlemleri sorunlarının çözümüne yönelik ilerleme kaydedilmediğini" rapor ettiğini bildirdi.
Açıklamada İran'ı, Eylül ayında yapılması planlanan UAEA Yönetim Kurulu'nun bir sonraki toplantısından önce tüm sorunları netleştirmeye ve çözmeye çağırdı. İran'ın bunu yapmaması durumunda ise, "Kurulun daha fazla adım atmaya hazırlıklı olması gerekeceğini” ileri sürdü.
İran’ın Viyana Uluslararası Kuruluşlar Daimi Temsilciliği, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) İran hakkındaki raporuna cevaben açıklama yayımladı ve İran'da UAEA'ye önceden beyan edilmemiş hiçbir nükleer madde olmadığını bildirdi.
Geçtiğimiz günlerde İngiltere, Fransa ve Almanya, İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı yazılı açıklama yayınladı. Bu açıklama aslında gizli diplomasi alanında İran yaptırımlarının kaldırılması amacıyla yapılan müzakereleri hedef almıştır.
Avrupalı aktörler bu açıklama ile Tel Aviv'e bazı net mesajlar göndermeye çalışıyor. Daha önce Avrupalı diplomatlar ve politikacıların da böyle davranışlar yaptığı görülmüştür. 
Üç Avrupa ülkesinin son açıklamasının perde arkasında Netanyahu ve Siyonist Rejim kabinesinin olduğu hiç kuşkusuz göz ardı edilemez. Dolayısıyla İran karşıtı son açıklamanın ana kaynağı Tel Aviv'de aranmalıdır.
Avrupa Troykası, İran'ın nükleer faaliyetleriyle nasıl başa çıkılacağı konusunda Washington ve Tel Aviv arasında taktiksel ihtilafların olduğu bir durumda, İran'a karşı Siyonist yaklaşımı desteklemek için Tel Aviv ve Netanyahu'ya olumlu mesaj göndermeye çalışıyor.
İran ile ABD arasındaki dolaylı müzakere sürecinde tarafların anlaşmaya doğru yönelmesinde olası bir ilerleme yaşandığı söylenirken Avrupa troykası ile Siyonist İsrail arasındaki bağlantının daha belirgin hale geldiği gözüküyor.
Gerçek şu ki nükleer müzakereleri değerlendirirken Avrupalı tarafları "bağımsız aktörler" veya "2015 anlaşmasına bağlı" olarak tanımlanmamalıdır.
Üç Avrupa ülkesinin son açıklamasında, her zaman olduğu gibi, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) anlaşmasında İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması ile ilgili taahhütlerini yerine getirmekten bahsetmemişler ve İran’ın nükleer faaliyetlerini alacaklı konumundan analiz etmişlerdir.
Avrupalıların iddiasına göre, İran'ın uranyum rezervlerinin durumu, nükleer tesislerde yeni gelişmiş santrifüjlerin kurulması ve nükleer bomba yapımında kullanılan uranyum metalinin üretimi de dahil olmak üzere nükleer faaliyetlerdeki büyük gelişmeler İran'ın nükleer programının doğası ve hedefi konusunda akıllara "ciddi soru işareti" getiriyor.
Ancak unutmayalım ki Tahran’ın nükleer anlaşmasındaki taahhütlerini azaltma kararı, verdiği taahhütlerini yerine getiremeyen Avrupa'nın davranışına kararlı ve net bir yanıttı.
Dolayısıyla Avrupalılar, İran aleyhindeki Siyonist ve Amerikan karalama kampanyasının önünü açmak amacıyla tamamen siyasi ve illegal bir açıklama yapmak yerine, önce ihmallerini gözden geçirmeli ve nükleer anlaşma ile ilgili davranışının sonuçlarını kabul etmelidir.
Buna göre, Avrupalıların son yazılı açıklamasının İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı olumsuz etki yaratmak amacıyla yayınlandığı açıktır. 
Almanya, İngiltere ve Fransa, "İran-UAEA Anlaşması"na açık bir şekilde darbe vurduğu için Tahran'la doğrudan müzakerelerde söyleyecek bir şeyleri olmadığını çok iyi biliyor ve takındıkları tavırla nükleer anlaşmayı canlandırma müzakereleri sürecini çıkmaza soktuğu için “kurtarıcı ve arabulucu” konumda değil “suçlu” konumda yer almaktadır.