12 Günlük Savaş, İran Halkının Tevhid İnancının Bir Yansımasıydı
Tahran Cuma Namazı Hatibi, Siyonist rejimin dayattığı 12 günlük savaşta halkın gösterdiği direniş ve tutumun, tevhidin bir göstergesi olduğunu söyledi.
Muhabirimizin haberine göre, Tahran’daki İmam Humeyni (ra) Camiinde bu haftaki Cuma hutbesini okuyan Ayetullah Seyyid Ahmed Hatemi, şu ifadeleri kullandı: Takvanın göstergelerinden biri, Hz. Seyyidüşşüheda İmam Hüseyin (a.s.) için yapılan görkemli yas merasimleridir.
İmam Sadık’tan (a.s.) nakledilen bir rivayete atıfta bulunan Hatemi, “Hz. Fatıma’nın oğlu Hüseyin için bir şiir söyleyip, on kişiyi ağlatan kişi cennet hakkını kazanır,” dedi. Evlerde yapılan matem meclislerinin takvanın açık örneklerinden olduğunu vurguladı.Tahran geçici Cuma imamı şöyle devam etti: “Siyonist rejimin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik 12 günlük savaşında halkımızın gösterdiği direniş, tevhid inancının bir yansımasıydı. Tevhid yalnızca teorik bir düşünce değildir, aynı zamanda pratikle de yaşanır. Halkımız bu süreçte tevhidi bir toplum olduğunu ve Allah’a olan aşklarını açıkça ortaya koydu. Bu aşk içselleşmiştir; halkımız candan ve gönülden Allah’ı seviyor.”
Hatemi sözlerini şöyle sürdürdü: “Halkımızın ikinci aşkı, İmam Hüseyin’e (a.s.) olan sevgisidir. Muharrem ayına yaklaştığımız bu günlerde bu aşkı yine gösterdiler. Üçüncü aşk, vatana olan sevgileriydi. Bazıları millet-ümmet ikiliği yaratmaya çalışıyor. Bu tür ikilikler tamamen asılsızdır. Vatana olan sevgi, Allah’a olan sevginin bir yansımasıdır. Vatan sevgisi imandandır. Bu vatan, İslam vatanıdır; dolayısıyla İslam vatanına olan sevgi, kutsal Rabbe duyulan sevginin bir ifadesidir.”“Bu aşkın dördüncü tezahürü ise, halkın İmam Zaman’ın naibi olan Rehber’e duyduğu sevgidir,” diyen Hatemi, televizyonlarda halkın liderin fotoğrafını göğsüne bastığını ve “Biz bu Rehber’i seviyoruz” dediğini hatırlattı.
Ayetullah Hatemi ayrıca şöyle dedi: “Rehber, halka üç kutlama mesajı gönderdi. İlki, Siyonist rejime karşı zaferinizdi. Siz halk olarak, Siyonist rejimi hayalet şehre çevirdiniz, bu da onların yerle bir olduğunu gösterir. İkinci kutlama, Amerika’nın kibirli rejimine karşı zaferinizdi. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, Amerika’ya ikinci büyük darbeyi vurduğunuz saldırı, Hadeed hava üssüne yapılan saldırıydı. Üçüncü kutlama ise bu milletin birlik ve beraberliği içindi.”Cuma hatibi sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu millet, düşman saldırılarında yaklaşık 950 şehit verdi. Gittiğiniz her eyalet, şehitlerinin yasını tutuyor. Hiçbir musibet, Hz. Hüseyin’in (a.s.) musibetiyle kıyaslanamaz, ama bir benzerlik var. Kerbela’da her yaştan şehit vardı: genç, yaşlı, kadın, erkek, altı aylık bebek. Şimdi de bu şehitlerin arasında aynısı var. Televizyonda gösterilen sahneler yürekleri dağlıyor: dört yaşında, üç yaşında, iki yaşında çocuklar… Kerbela’da da aynı durum yaşandı. Fark şu ki siz milyonlarla Tahran’da ve binlerce kişiyle diğer şehirlerde şehitlerinizi uğurladınız. Ama Fatıma’nın oğlu Hüseyin bu şekilde uğurlanmadı.”Ayetullah Hatemi devam etti: “Kerbela’nın geride kalanları insanlığa ders verdi. Elhamdülillah, bizim şehitlerimizin geride kalanları da aynı öğretiyi sürdürüyor. Bazıları büyük bir gururla, ‘Temiz kanına yemin ederim ki, son kan damlamıza kadar velayetin yolundan ayrılmayacağız’ dediler. Başka bir şehidimizin yakını da, ‘Eşimin şehadeti bir onurdur, eğer başka bir şey nasip olsaydı layık olmazdı. Onun layığı şehitlikti. Bu şehadeti tebrik ediyorum,’ dedi.”
Son olarak Ayetullah Hatemi şunları söyledi: “Son cinayetlerin kurbanlarının ailelerine iki görev düşüyor: birincisi, tebyin cihadı (doğruyu açıklama mücadelesi) ki, yolu ve hakikati saptırmalarına izin vermemelidirler. Tıpkı Kerbela’nın esirleri gibi. İkincisi, bazı yanlış anlayışlara karşı durmaktır. Siyonist rejime verilen zarar büyük olmuştur; işgal altındaki topraklarda 60 bin fabrika kapanmış, ekonomileri çöküşe geçmiştir. Ancak onların propagandacıları bu gerçeklerin yayılmasını engelliyor. Halkın moralini bozmak istiyorlar. Uçaklar askeri malzeme indirirken videolar çekip yayarak korkutmak istiyorlar. Oysa bu bir akılsızlıktır. Ölümün kendisini korkutan bir millet, ölümden korkmaz.”