Neden İran ve Özbekistan arasındaki işbirliği tarihin tahrif edilmesini engelliyor?
Parstoday – İran ve Özbekistan arasındaki işbirliği tarihin tahrif edilmesini engelliyor.
Parstoday’in haberine göre, İran İslam Cumhuriyeti Sanat Akademisi Başkanı Mecid Şah Hüseyni, Özbekistan’ın Tahran Büyükelçisi Ferideddin Nasırev ile yaptığı görüşmede, iki medeniyet sahibi kardeş halkın ortak işbirliğinin tarihin tahrif edilmesini önleyeceğini söyledi. Şah Hüseyni, İran ve Özbekistan’ın ortak kültür ve sanat kelimelerinin, bir araya geldiklerinde efsanevi Simurg’u oluşturacak kayıp kuşlar olduğunu ifade etti.
Özbekistan Büyükelçisi, Sanat Akademisi’nin ev sahipliğinden dolayı teşekkür ederek, son yıllarda iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti ve İran heyetinin Özbekistan’da bulunmasına hükümetinin istekli olduğunu açıkladı.
Bu görüşme, “Sanat, köprü kurar” projesi kapsamında ve kültürel-sanat ilişkilerini geliştirme amacıyla gerçekleşti. Şah Hüseyni, Özbekistan hükümetinin Taşkent’te büyük İslam Medeniyeti Merkezi açma yönündeki değerli girişimlerine dikkat çekerek, sanatın iki ülke arasında kültürel diplomasi alanında derin ilişkiler için iyi bir başlangıç noktası olduğunu söyledi. Ayrıca Batı sinemasının İbn Sina’yı konu alan The Physician (2013) filmindeki yanlış ve sorunlu anlatımına değinerek, “Eğer biz kendi büyüklerimizi korumazsak, başkaları bunu yapmayacaktır” dedi.
Şah Hüseyni’nin de vurguladığı gibi, İran ve Özbekistan’ın kültürel ve tarihi işbirliği, tarihin tahrif edilmesini önlemenin en önemli unsurlarından biridir. Bu iki ülke, İslam ve İran medeniyetinde zengin bir geçmişe sahip olup, İslam dünyasının sanatsal ve bilimsel kimliğinin oluşumunda önemli rol oynamışlardır. Dolayısıyla Tahran ve Taşkent arasındaki etkileşim, sadece ikili ilişkileri güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda bazı ülkelerin ortak mirası kendi lehlerine çarpıtma girişimlerine karşı ciddi bir engel oluşturur.
İran ve Özbekistan, her ikisi de Horasan ve Maveraünnehir medeniyetinin mirasçılarıdır; bu bölgeler tarih boyunca İslam dünyasının birçok bilim, edebiyat ve sanat şahsiyetinin doğduğu yer olmuştur. Rudaki, Biruni, İbn Sina, Nizamülmülk ve Cami gibi şahsiyetler bu ortak kültürel alanda yetişmişlerdir. Bu şahsiyetler yalnızca İran’a ait değil, aynı zamanda Özbekistan’ın tarihi kimliğinin de bir parçasıdır. İki ülke arasındaki kültürel işbirliği, bu ortak mirasın vurgulanmasıyla, bazı ülkelerin siyasi veya milliyetçi saiklerle bu şahsiyetleri sadece kendi adlarına mal etmesini engeller.
Bu işbirliğinin önemli alanlarından biri de “İslami sanat kimliğinin” korunması ve tanıtılmasıdır. İran ve Özbekistan, İslam dünyasında ün kazanmış mimari ve sanatsal eserlere sahiptir. Semerkand’daki Bibi Hanım Camii, Emir Timur Türbesi ve İsfahan ile Meşhed’deki tarihi cami ve medreseler bu ortak mirasın örnekleridir. Bu eserler iki halk arasındaki derin kültürel bağları göstermektedir. Ortak restorasyon, tanıtım ve araştırma çalışmalarıyla İran ve Özbekistan, İslam sanat tarihinin tahrif edilmesini önleyebilir ve bu mirasın geniş bir medeniyet etkileşiminin ürünü olduğunu gösterebilir.
Ayrıca İran ve Özbekistan arasındaki bilimsel ve akademik işbirliği de tarihi tahrifatlar ile mücadelede önemli rol oynamaktadır. Ortak sempozyumlar, bilimsel makalelerin yayımlanması ve öğretim üyesi ile öğrenci değişimi, tarihsel ve kültürel araştırmaların kapsamlı ve tarafsız bir şekilde yapılmasına zemin hazırlar. Bu girişimler, tek taraflı ve çarpıtılmış anlatıların uluslararası düzeyde hâkim olmasını engeller.
İran ve Özbekistan, ortak kültür dili olarak Farsçanın korunmasına da önem vererek tarihi kimliğin korunmasında rol oynamaktadır. Bölgedeki birçok bilimsel ve edebi eser Farsça yazılmıştır ve bu dil iki halk arasında bir köprü görevi görmektedir. Özbekistan üniversitelerinde Farsça öğretiminin tanıtılması ve İran’ın bu sürece desteği, Farsçanın bölgenin bilimsel ve kültürel tarihinde unutulmasını veya çarpıtılmasını engeller.
Sonuç olarak, İran ve Özbekistan arasındaki işbirliği sadece ikili ilişkileri güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda tarihin tahrif edilmesine karşı bir kalkan görevi görür. Bu işbirliği, ortak mirasın vurgulanması, bilimsel ve sanatsal şahsiyetlerin tanıtılması, Farsça dilinin korunması ve İslami mimari eserlerin korunmasıyla, bölgenin tarih ve kültürünün geniş bir medeniyet etkileşiminin ürünü olduğunu ortaya koyar. Böylece bazı ülkelerin siyasi veya milliyetçi saiklerle ortak medeniyet mirasını tek taraflı olarak kendi adlarına kaydetme girişimleri engellenir ve bölge halklarının tarihi kimliği korunmuş olur.