ABD’nin İran’ın Barışçıl Nükleer Programına Yönelik Tehditlerinin Sonuçlarına Dair Uyarı
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i289438-abd’nin_İran’ın_barışçıl_nükleer_programına_yönelik_tehditlerinin_sonuçlarına_dair_uyarı
Parstoday – Tahran, ABD’nin İran’ın barışçıl nükleer programına yönelik son tehditlerinin sonuçları konusunda uyarıda bulundu.
(last modified 2026-01-01T12:00:32+00:00 )
Ocak 01, 2026 06:48 Europe/Istanbul
  • ABD’nin İran’ın Barışçıl Nükleer Programına Yönelik Tehditlerinin Sonuçlarına Dair Uyarı

Parstoday – Tahran, ABD’nin İran’ın barışçıl nükleer programına yönelik son tehditlerinin sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Parstoday’in haberine göre, İran İslam Cumhuriyeti’nin Viyana’daki uluslararası kuruluşlardaki Daimi Temsilciliği, ABD’nin İran’ın barışçıl nükleer programına yönelik son tehditlerine yanıt olarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’ye bir mektup göndererek, bu tehditlerin normalleşmesinin Ajans’ın itibarı ve küresel nükleer yayılmayı önleme rejimi için tehlikeli sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Viyana’daki İran Daimi Temsilciliği, Çarşamba akşamı X (eski adıyla Twitter) ağında yayımladığı mesajda şu uyarıda bulundu: “Böyle tehditlerin normalleşmesi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın itibarını tehlikeye atar ve doğrulama faaliyetlerine dayalı olarak inşa edilmiş uluslararası güveni zayıflatır.”

Mesajda ayrıca şunlar belirtildi: “Böylesi düşüncesiz eylemler kınanmalı ve sorumlular tam anlamıyla hesap vermelidir.”

Bu mesaj, ABD Başkanı Donald Trump’ın 29 Aralık Salı günü İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile görüşmesinin ardından İran’a yönelik önceki tehdit ve söylemlerini tekrar etmesiyle yayımlanıyor. Trump, İran’a ilişkin iddiasında, “İran’ın nükleer yeteneklerini yeniden inşa etmeye çalıştığını duydum ve eğer bunu yaparlarsa, biz yok edeceğiz. Umarım böyle bir şey olmaz,” ifadelerini kullandı. Netanyahu’nun İran’a yeniden saldırmasına izin verip vermeyeceği sorulduğunda ise Trump, “Balistik füzeler için evet. Nükleer silahlar için hızlı!” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi, ABD Başkanı’nın tehditlerini uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlali olarak nitelendirdi ve tüm taraflardan bu kışkırtıcı açıklamaların açık ve kararlı bir şekilde kınanmasını talep etti. Irakçi, İran’ın BM Şartı Madde 51’e göre meşru savunma hakkının tartışılamaz ve doğal bir hak olduğunu vurguladı ve İran’ın herhangi bir saldırıya karşı kararlı ve caydırıcı yanıt vermekten çekinmeyeceğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı, ayrı bir yazışmada, ABD Başkanı’nın kışkırtıcı ve yasadışı tehditlerine yönelik şiddetli itirazını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi Başkanına iletti.

ABD’nin İran’ın barışçıl nükleer programına yönelik tekrar eden tehditlerinin, iki taraflı bir siyasi veya güvenlik anlaşmazlığının ötesine geçtiği ve uluslararası kurumların ve küresel nükleer silahların yayılmasını önleme rejiminin itibarına derin etkileri olacağı görülüyor. Bu tehditler yalnızca ülkeler arasındaki güven ortamını zayıflatmakla kalmaz, aynı zamanda meşru ve yasal nükleer faaliyetler üzerinde siyasi baskıların normalleşmesine doğru tehlikeli bir süreç başlatır. Bu süreç, uluslararası sistemin hukuki ve etik temellerini sarsabilir.

İran’ın nükleer programı, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) çerçevesinde ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülmektedir. İran defalarca, nükleer enerjiyi elektrik üretimi, tıp ve tarım gibi alanlarda barışçıl amaçlarla kullanmayı hedeflediğini açıklamıştır. Ancak ABD ve bazı müttefiklerinin tehditleri, bu faaliyetleri potansiyel bir tehlike olarak sunmakta ve siyasi ile ekonomik araçlarla İran’ın bilimsel ve teknolojik gelişimini sınırlamaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım, ülkelerin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını temel alan ilkeyi sorgulamaktadır.

ABD’nin İran’ın barışçıl nükleer programına yönelik tehditlerinin devam etmesinin ciddi sonuçları olacaktır:

1. İlk sonuç: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın itibarının zayıflaması. Ajans, ülkelerin nükleer faaliyetlerini bilimsel ve hukuki kriterlere göre değerlendirmekle yükümlü teknik bir kurumdur. Ajansın karar ve raporları büyük güçlerin siyasi baskısı altında kaldığında, küresel güven, bu kurumun tarafsızlığına ve bağımsızlığına olan inancı azaltır. Eğer ülkeler, ajansın değerlendirmelerinin teknik gerçeklere değil, siyasi kaygılara dayandığını düşünürse, ajansa olan işbirliği ve kurallara bağlılık zayıflar. Özellikle, 12 günlük savaş sırasında İsrail ve ABD’nin İran nükleer tesislerine saldırısına Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi’nin tepkisiz kalması, Trump’ın cesaretini artırmış ve İran’ın barışçıl nükleer programına yönelik son tehditlerini güçlendirmiştir.

2. İkinci sonuç: Küresel nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine darbe. Bu rejim, karşılıklı taahhütler üzerine kuruludur: Ülkeler nükleer silah edinmekten kaçınır, karşılığında barışçıl nükleer teknoloji kullanma hakları güvence altına alınır. ABD’nin İran’a yönelik tehditleri bu dengeyi bozar. Eğer kurallara uyan bir ülke hâlâ baskı ve tehdit altındaysa, diğer ülkeler de taahhütlerini sürdürme motivasyonunu kaybeder. Sonuç olarak, güvensizlik yayılır ve bazı ülkeler şeffaf olmayan ve gizli yolları tercih edebilir.

3. Üçüncü sonuç: Tehdidin dış politika aracı olarak normalleşmesi. Bir ülkenin yasal faaliyetlerine yönelik tehditlerin sıradan hale gelmesi, bu yaklaşımın diğer alanlara da yayılmasına yol açabilir. Gelecekte ülkeler, rakiplerinin bilimsel veya ekonomik kazanımlarını sınırlamak için tehdit ve baskıya başvurabilir. Bu durum sadece uluslararası güvenliği tehlikeye atmakla kalmaz, küresel bilim ve teknoloji işbirliği ortamını da olumsuz etkiler.

 

Sonuç olarak, bu tehditlerin devam etmesi, küresel güvenliği güçlendirmek yerine daha kırılgan hale getirir. Gerçek çözüm, uluslararası hukuk ilkelerine bağlı kalmak, ülkelerin barışçıl nükleer enerji kullanım hakkına saygı göstermek ve ajansın tarafsız rolünü güçlendirmektir. Yalnızca diyalog, güven inşası ve çok taraflı işbirliği yoluyla, yayılmayı önleme rejimi korunabilir ve uluslararası kurumların itibarı çökmekten kurtarılabilir. Tehdit ve baskı, sadece İran’ı değil, tüm küresel nükleer yayılmayı önleme rejimini istikrarsız hale getirir ve dünya güvenliği için riskli bir gelecek yaratır.