ABD’nin tehditleri karşısında İran’ın savunma meşruiyeti
Pars Today – İran’ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ve Büyükelçisi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ABD tarafından işlenen ihlalleri açık ve gerçek adlarıyla dile getirmesi gerektiğini vurguladı.
İran’ın BM Daimî Temsilcisi ve Büyükelçisi Emir Said İrevani, ABD’nin İran’a yönelik tekrarlanan tehditlerine tepki olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi: “ABD, egemen ülkelere sürekli olarak saldırı ve yabancı topraklar üzerinde hâkimiyet kurma tehdidinde bulunuyor.” İrevani ayrıca, Donald Trump’ın açık ve defalarca İran’ı güç kullanımı ve askerî müdahale ile tehdit ettiğini ifade etti.
Son yıllarda ABD’nin, İran dâhil bazı ülkelere karşı yönelttiği tehditler ve tek taraflı adımların yol açtığı gerilimler, uluslararası hukukun temel ilkelerine uyulması ve Birleşmiş Milletler’in rolüne dikkat edilmesi konusunu, Beyaz Saray’ın tek taraflılığına karşı çıkan bağımsız ülkelerin yeniden gündemine taşımıştır. İran’ın BM temsilcisinin, “ABD’nin ihlallerine” Güvenlik Konseyi’nin açık bir şekilde tepki vermesi gerektiğini vurgulayan açıklamaları, bu meselenin hukuki, siyasi ve kurumsal boyutlarını ele almak için uygun bir zemin oluşturmaktadır.
Uluslararası sistem, barışı korumayı, savaşı önlemeyi ve devletlerin egemenliğine saygıyı güvence altına almayı amaçlayan ilkeler üzerine kuruludur. Birleşmiş Milletler Şartı, güç kullanma tehdidini veya fiilî güç kullanımını yasaklamaktadır. Ancak pratikte, özellikle büyük güçlerin ve bilhassa ABD’nin tutumu her zaman tartışma ve eleştiri konusu olmuştur. İran temsilcisinin son açıklamaları da bu zorlukları yansıtmakta ve uluslararası kurumların rolü ile etkinliğinin yeniden değerlendirilmesi gereğini öne çıkarmaktadır.
Askerî müdahale tehdidi, fiilen hayata geçirilmese bile, uluslararası hukuk açısından Birleşmiş Milletler Şartı’nın ihlali olarak değerlendirilebilir. İran temsilcisinin açıklamalarında, ABD’li yetkililerin, özellikle de Başkan Donald Trump’ın, İran’ı defalarca askerî eylemle tehdit ettiğine dikkat çekilmektedir. Bu tür tehditler, Güvenlik Konseyi’nin yetkisi olmaksızın veya meşru müdafaa gerekçesine dayanmadan dile getirildiğinde, uluslararası hukukun temel ilkeleriyle açıkça çelişmektedir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından birincil derecede sorumludur. Bu nedenle güç kullanma tehdidine ilişkin her durumun bu konseyde ele alınması gerekir. İran temsilcisi, Konsey’in “ABD’nin ihlallerini gerçek adlarıyla” gündeme getirmesi gerektiğini özellikle vurgulamıştır.
Bu süreçteki en önemli engellerden biri, Güvenlik Konseyi’nin yapısı ve veto hakkının varlığıdır. Bu yapı, büyük güçlerin fiilen Konsey’in etkili denetiminden muaf kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, birçok ülke tarafından defalarca eleştirilmiş ve Konsey’in yapısal reformu tartışmalarını güçlendirmiştir.
Birleşmiş Milletler Şartı’nın ilkelerine bağlı kalınması, güç kullanma tehdidinin önlenmesi ve uluslararası kurumların tarafsızlığının güvence altına alınması, küresel barış ve güvenliğin korunması için zorunludur. Bu çerçevede Güvenlik Konseyi’nin daha aktif bir rol üstlenmesi ve hukukun seçici biçimde uygulanmasından kaçınılması gerekmektedir. Ancak bu şartlar altında uluslararası sistemin etkinliği ve meşruiyeti konusunda umutlu olunabilir.
İran İslam Cumhuriyeti, ABD’nin tehditleri karşısında defalarca “doğal ve hukuki hakkı” olan karşı koyma ve savunma hakkını vurgulamıştır. Bu tutum, uluslararası hukukun temel ilkelerine, özellikle de Birleşmiş Milletler Şartı’na dayanmaktadır. İranlı yetkililere göre ABD’nin tehditleri, BM Şartı’nın açık bir ihlalidir ve İran; meşru müdafaa hakkı, ulusal egemenlik ilkesi ve güç kullanma tehdidinin yasaklanması esaslarına dayanarak bu tehditlere karşılık verme hakkına sahiptir.
İran İslam Cumhuriyeti ayrıca ulusal egemenlik ilkesine ve siyasi bağımsızlığını koruma gerekliliğine vurgu yapmakta; ABD’nin tehditlerini bu ilkeler için bir meydan okuma olarak görmektedir. Bunun yanında, ABD’nin dünyanın farklı bölgelerindeki askerî müdahalelerine dair tarihsel geçmişi, İran’ın bakış açısına göre mevcut tehditleri gerçek ve ciddiye alınması gereken nitelikte göstermekte ve caydırıcı politikaların benimsenmesi gereğini güçlendirmektedir.
Sonuç olarak, İran İslam Cumhuriyeti yetkililerinin bakış açısına göre ABD’nin tehditleriyle mücadele etmek yalnızca bir hak değil, aynı zamanda ulusal güvenliği, toprak bütünlüğünü ve ülkenin bağımsızlığını korumaya yönelik bir görevdir; bu hak, Birleşmiş Milletler Şartı tarafından tanınmış olup uluslararası hukuk çerçevesinde savunulabilir niteliktedir.