İran: Müzakereler gündemde, ancak füzeden Hürmüz Boğazı’na kadar tüm seçenekler masada
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i291794-İran_müzakereler_gündemde_ancak_füzeden_hürmüz_boğazı’na_kadar_tüm_seçenekler_masada
Pars Today – İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte Tahran, müzakereleri sürdürmesine rağmen tüm seçeneklerin masada olduğunu vurguladı.
(last modified 2026-02-17T04:51:56+00:00 )
Şubat 17, 2026 05:59 Europe/Istanbul
  • İran: Müzakereler gündemde, ancak füzeden Hürmüz Boğazı’na kadar tüm seçenekler masada

Pars Today – İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte Tahran, müzakereleri sürdürmesine rağmen tüm seçeneklerin masada olduğunu vurguladı.

Pars Today’in haberine göre, İran ile ABD arasındaki gerilimin artması ve Washington’un askerî tehditlerinin yükselmesi üzerine Tahran, görüşmeler devam etse de füzelerden Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına kadar tüm seçeneklerin masada olduğunu belirtti.

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Seyyid Abdolrahim Musevi, 1 Şubat’ta yaptığı açıklamada düşman tehditlerine değinerek, “En küçük bir hata, harekete geçmemiz için elimizi serbest bırakacaktır ve dünya güçlü İran’ın farklı yüzünü görecektir; o zaman hiçbir Amerikalı güvende olmayacak ve bölgedeki ateş Amerika’yı ve ortaklarını da yakacaktır” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi ise 16 Şubat’ta, adil ve dengeli bir anlaşmaya varmak için gerçek inisiyatiflerle Cenevre’ye geldiklerini belirterek, “Gündemimizde kesinlikle olmayan tek şey, tehditler karşısında teslimiyettir” ifadelerini kullandı.

İran’ın hem müzakereleri sürdürme hem de tüm seçeneklerin masada olduğunu vurgulama tutumu; askerî caydırıcılık, jeopolitik kaldıraç oluşturma ve diplomatik alanı eş zamanlı yönetme stratejisinin bir bileşimi olarak değerlendirilebilir. Bu söylem, İran kamuoyuna iç bütünlük mesajı verirken; ABD’ye kararlılık ve maliyet hesabı hatırlatması yapmakta, bölgesel aktörlere ve enerji piyasalarına ise Basra Körfezi’ndeki hassas dengeleri anımsatmaktadır.

İlk katman askerî caydırıcılıktır. Resmî söylemde “füze” vurgusu, son yıllarda savunma doktrininin temel sütunu olarak tanımlanan yerli füze ve İHA kapasitesine işaret etmektedir. Bu kapasitenin temel işlevi, doğrudan askerî etkinliğin ötesinde, karşı taraf için belirsizlik yaratmak ve olası bir askerî girişimin maliyetini yükseltmektir. Caydırıcılık doktrini çerçevesinde hızlı ve çok katmanlı karşılık verebilme kapasitesinin sergilenmesi, rakibin hesaplarını değiştirebilir ve krizi yönetilebilir bir zemine çekebilir.

Son 12 günlük savaşta, Tahran birkaç adet hipersonik “Fettah” ve “Hayberşiken” füzesinin İsrail’in askerî araştırma merkezleri, rafinerileri ve ekonomik altyapısını vurabilecek kapasitede olduğunu gösterdi. Musevi’nin son dönemde savunma doktrininde değişikliğe gidildiğine dair açıklamasında ise, 12 günlük savaş ve ABD-İsrail kaynaklı “sinsi” adımların devamı sonrasında, savunma doktrininden yıldırım ve kapsamlı operasyonlara dayalı, asimetrik ve yıkıcı bir taarruz doktrinine geçildiği ifade edildi. Buna göre İran’ın muhtemel adımları hızlı, kararlı ve ABD’nin hesaplarının dışında olacaktır.

İkinci katman jeopolitik kaldıraçtır ve bu, Hürmüz Boğazı’nın anılmasıyla öne çıkar. Bu geçit, dünyanın en hayati enerji arterlerinden biridir ve güvenliğine yönelik herhangi bir tehdit; petrol piyasaları, deniz taşımacılığı sigortaları ve küresel arz güvenliği açısından anlık sonuçlar doğurabilir. Bu hassas noktaya yapılan atıf, doğrudan bir eylem niyetinden ziyade, pazarlık gücü ve “dolaylı etki kapasitesini” hatırlatma işlevi görmektedir. Enerji güvenliğinin büyük ölçüde Körfez istikrarına bağlı olduğu bir ortamda, algılanan riskteki artış bile fiyatları ve uluslararası siyasi baskıları etkileyebilir.

Bu bağlamda, İran’a yönelik baskılar artarsa, küresel mal değişimi ve transit hatlarının da zorlaşabileceği; bunun da Hürmüz Boğazı’nın kapatılması seçeneğiyle mümkün olabileceği dile getirilmektedir. İran Silahlı Kuvvetleri, kıyıdan denize füze kapasitesi ve “gemi savar füze–deniz mayını–devriye botu” üçlü taktiğiyle böyle bir senaryoyu hayata geçirebileceğini ifade etmektedir.

Üçüncü katman ise sahayı ve diplomasiyi eş zamanlı yönetmektir. Sert seçeneklerin dillendirilmesiyle birlikte müzakerelerin sürdürülmesi, iletişim kanallarını kapatmaksızın kaldıraçların korunması çabasıdır. Bu yaklaşım, Tahran’ın bir yandan gerilimin tırmanmasını önlemek için diyaloğu açık tuttuğunu, diğer yandan maliyeti yüksek seçenekleri öne çıkararak pazarlık pozisyonunu güçlendirmeye çalıştığını göstermektedir. Bu çerçevede sert dil, mutlaka çatışma isteği anlamına gelmeyebilir; zorlu müzakerelerde “güç dili”nin bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak İran’ın tutumu, diplomasi kapısını açık tutarken çok boyutlu bir caydırıculuk şemsiyesi inşa etme çabası olarak okunabilir. Temel mesaj şudur: Müzakere, başarısızlığının maliyeti tüm taraflar için somut olduğunda anlam kazanır. Aynı zamanda Tahran, özellikle ABD ve İsrail’den gelebilecek tüm muhtemel senaryolara karşı tam hazırlıklı olduğu mesajını vermektedir.