Bu Yıl Neden Kudüs Günü Olağanüstüydü?
Bu yılki Kudüs Günü, her zamanki yıllardan farklıydı. Yürüyüş, sevgili İran’ın Siyonist rejim ve efendisi Amerika ile mücadele ettiği bir dönemde gerçekleşti.
İslam Devrim Lideri, bir gün önce millete hitaben ilk mesajında şöyle vurgulamıştı: “Sahnede olma korunmalıdır, ister bu günlerde ve savaşın bu gecelerinde gösterdiğiniz gibi, ister sosyal, siyasi, eğitsel, kültürel ve hatta güvenlik alanlarının çeşitli cephelerinde. Önemli olan, toplumsal birliğe zarar vermeden doğru rolün iyi anlaşılması ve mümkün olduğunca uygulanmasıdır. Liderliğin ve bazı diğer sorumluların görevlerinden biri, bu rollerden bazılarını toplumun fertlerine veya kesimlerine hatırlatmaktır. Bu nedenle, 1447 Kudüs Günü törenlerine katılımın önemini hatırlatıyorum ki ondaki düşman kırıcı unsuru herkes tarafından dikkate alınmalı.”
Cani düşman, dün Cuma gününün ilk saatlerinden itibaren, halkı dehşete düşürmek ve bu yılki yürüyüşü gölgede bırakarak sokakları insanlardan boşaltmak hayaliyle, Tahran’ı ve İran’ın diğer şehirlerini tekrar bombalamaya başladı.
Ancak İran’ın gücü ve direnişi, her şeyden önce bu milletin uyanıklığına ve cesaretine dayanmaktadır ve onlar bu önemli ve özel günü İran’ın yakın tarihi boyunca en kalıcı günlerden biri haline getirdiler. Başkentte ve ülke çapında yüzlerce büyük ve küçük şehirdeki bu milyonluk ve destansı katılım, yeni Devrim Lideri’nin çağrısına yürekten bir “lebbeyk” idi. Cesur İran milleti, bu yolda risk almaktan ve sahaya çıkmaktan korkmadığını kanıtladı.
Halkın destansı mücadelesinin zirvesi, Tahran’daki bu görkemli ve düşman yıkan yürüyüşün ortasında, düşmanın yeniden saldırmasıyla yaşandı. Bu saldırılarda, yürüyüşçülerden biri şehit düştü. Bayan "Meryem-üssadat Refik"in kanı, bu milletin “İsrail ile mücadeleyi seven” olduğunun kanıtı olmak üzere toprağa düştü! Bu şehidin şehit düştüğü yerin tam konumu da garip ve dikkate değer: İnkılap ve Filistin Caddelerinin kesişimi!
Belki bazıları böyle bir yerde böylesi bir şehadetin tesadüf eseri olduğunu düşünebilir, ancak Allah’ın izni olmadan ağaçtan bir yaprağın bile yere düşmediğine inanan bizler için, böyle bir noktada bir İranlı kadının kanının akması şüphesiz bir işarettir. Göz ardı edilmemesi ve kolayca geçilmemesi gereken bir işaret.
Dün halkın sahada hazır bulunması, basit bir yürüyüş çerçevesinde analiz edilemez. Dün ateş altında sokaklara dökülen milyonlarca fedakar İranlı, aslında bilinçli olarak mücadele ve savunma alanına adım attılar ve bu gelişin canlarına mal olabileceğini biliyorlardı. Ancak ülkü ve vatan söz konusu olunca ve tüm insani sınırları ayaklar altına almış, yalnızca sıkı bir yumrukla direnişten başka bir şey kabul etmeyen bir düşmanla karşı karşıya gelince, ne gam!
Dün halk, “Kahrolsun Amerika” ve “Kahrolsun İsrail” sloganlarının tekrarlanan ve kimliksiz sloganlar olmadığını kanıtladı. Bu sloganlar, küresel ölçekte bağımsızlığın, onurun, yaşamın ve insanlığın savunmasıdır. Oruçlu İranlı yürüyüşçüler, dün düşman ezen katılımlarıyla insanlık cephesinin şeytanlar cephesine karşı zaferini güvence altına aldılar./