Milli savunma duvarının korunması; zaferin anahtarı (tefsir)
Halkın, İran’ı savunma konusunda millî birlikle görevini tam anlamıyla yerine getirdiği bir ortamda, elitler bu mübarek yapının korunmasını kendi asli vazifeleri bilmelidir.
Ulusal birlik, bütünlük ve beraberlik; devrim şehidi liderin daima tavsiye ettiği konulardan biriydi. Bugün de Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney tarafından yılın sloganının temel eksenlerinden biri hâline getirilmiştir. Bu mübarek özelliğin meyvelerinin bir bölümünü, 1404 yılında herkes bizzat kendi bedeniyle hissetti. Siyonist ve Amerikalı düşmanın 12 günlük savaşındaki askerî saldırının püskürtülmesi, 1404 yılının Dey ayındaki terör fitnesinin bertaraf edilmesi ve nihayetinde son savaşta Amerikan‑Siyonist ortak saldırısına karşı ulusal direnişi destekleyen parlak reaksiyon; hepsi İran milletinin bu değerli özelliğinin sonuçlarıydı.
İran halkı mevcut hassas durumu idrak ederek geçmişteki bütün farklılıklarını bir kenara bırakmış ve millî çıkarları savunmak için tek bir sesle sahaya çıkmıştır. Bu ulusal direniş ve varlık olmasaydı, düşmanın askerî saldırıya tamamlayıcı bir paket olarak planladığı diğer güvensizlik oluşturucu bölümler kesinlikle aktive olur ve İran’ın savunma sürecinde ciddi rahatsızlık ve bozulmalara yol açardı. Silahlı ve güvenlik güçleri savunma yapbozunun bir parçasıydı; halkın yekpare duruşu ve İran’ı savunmada tek bir saf oluşturması ise bu yapbozun diğer parçasıydı. Önemli nokta şudur ki, her ne kadar bu millî varlık düşmanın tehlikeli planının önemli bölümlerini etkisiz kılıp geri püskürtmüş olsa da bu, tehdidin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Her kişinin veya her sesin, farklılık, ayrışma veya hatta eleştiri yönünde çıkması, düşman saldırısına hizmet etmiş olur. Her ses, İran milletinin sağlam savunma duvarında açılan bir çatlak gibidir ve farkında olmadan bu duvarın çökmesine ve savunma kalesinin yıkılmasına yol açar ve tam da bu nedenle düşman planının bir parçası hâline gelir. Eğer şehit liderin bakışından velayeti, toplumu küfre ve dış düşmana karşı tek bir saf olarak görmek şeklinde tanımlarsak, bu durumda İran milleti mevcut şartlarda velayet bağlılığının en yüksek seviyesini ispatlamıştır. Milletin küfür ve istikbar cephesine karşı sıklaştırdığı saflar, her türlü tereddüt, bahane ve yorumu ortadan kaldırmıştır.
Bugün İran sokaklarında yaşanan gerçeklik meselenin bir yönüdür. Diğer yönü ise bu mevcut gerçekliğin korunmasıdır. Ona bakmak, onu tehdit eden afetleri tanımak ve bu büyük nimetin zedelenmesine izin vermemektir. Haklı ya da haksız çeşitli sebeplerle öyle söz ve davranışlarda bulunulmamalıdır ki bu iç içe geçen safları güçlendirmek yerine zayıflatsın veya bu duvarlarda gedik ve çatlak oluştursun. İçinde bulunduğumuz hassas durumu anlamak ve bu durumda safları daha da sıklaştırmayı esas, diğer her şeyi ise tali bilmek gerekir.
Zaman ve mekân; halkın saflarını güçlendirme zaman ve mekânıdır. Halk ki meydanda kendi değerini kanıtlamıştır. Elitler, kürsü sahipleri, medya ve sesi duyulan herkes bu şartlarda daha büyük bir sorumluluk taşır. Bu millî nimet; şehitlerin, halkın, silahlı ve güvenlik güçlerinin kanı üzerine inşa edilmiş fedakârlık ve destanların ürünüdür ve bugün bereketini göstermektedir. Bu berekete aykırı davranan her ses ve kürsü sahibi, önce kendi kendini bu temiz ve değerli kanlara borçlu hâle getirir. Allah’ın nimetlerine şükredelim ki O da nimetini artırsın.