Direniş Ekseni: Egemenlik ve İşgale Karşı Birleşik Mücadele
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i293686-direniş_ekseni_egemenlik_ve_İşgale_karşı_birleşik_mücadele
İrana karşı dayatılan savaşın yirmi beşinci gününde artık iki önemli direniş cephesi de Amerikan-İsrail düşmanına karşı aktifleşmiş durumda: Lübnan cephesi ve Irak cephesi. Direniş ekseninin diğer ayağı olan Yemen cephesi de ilk günden itibaren İran ulusal direnişinin yanında yer aldı. Analistler, bu cephenin görev ve koşulları gereği sahaya girmesinin belirli şartlara bağlı olduğunu ve bu şartların henüz oluşmadığını ifade ediyor. Ancak asıl mesele şudur ki bu cephe de kendisini bu olayın ve bu
(last modified 2026-03-25T02:03:05+00:00 )
Mart 25, 2026 04:57 Europe/Istanbul
  • Direniş Ekseni: Egemenlik ve İşgale Karşı Birleşik Mücadele

İrana karşı dayatılan savaşın yirmi beşinci gününde artık iki önemli direniş cephesi de Amerikan-İsrail düşmanına karşı aktifleşmiş durumda: Lübnan cephesi ve Irak cephesi. Direniş ekseninin diğer ayağı olan Yemen cephesi de ilk günden itibaren İran ulusal direnişinin yanında yer aldı. Analistler, bu cephenin görev ve koşulları gereği sahaya girmesinin belirli şartlara bağlı olduğunu ve bu şartların henüz oluşmadığını ifade ediyor. Ancak asıl mesele şudur ki bu cephe de kendisini bu olayın ve bu

 

Cephelerin ve sahaların birliği artık somut, sahadaki gerçek bir karşılık bulmuş durumda. Direniş ekseni, tüm bileşenleriyle ortak düşmana karşı sahaya çıkmış bulunuyor. Anti-emperyalist ve anti-hegemonik bir bakışı ve duruşu paylaşan gruplar ve akımlar, kendi coğrafyaları ve imkânları doğrultusunda mücadeleye dâhil olmuş ve düşmana alanı her geçen gün daha fazla daraltmaktadır. Aynı inanç ve aynı ideale sahip bu yapılar, Amerikan ve Siyonist bölge dışı sömürgeciliğe karşı ortak bir kaderi paylaştıkları bilincine ulaşmış durumdalar. İşte bu ortak anti-emperyalist ufuk ve dünya görüşü, bölgenin gelecekteki düzeninin temelini oluşturacaktır. Bu düzen, dünya ile ilişkisini bağımsızlık temelinde kuran yerel bir bölgesel bloktan doğacaktır.

 

Tam da bu ortak kader ve ortak ufuk bilincidir ki direniş gruplarının İran İslam Cumhuriyeti’ni kendi kimlik ve varlıklarının bir parçası olarak görmesine, İran’ın da bu grupları aynı şekilde kendi kimlik ve varlığının bir parçası olarak tanımlamasına yol açmıştır. Bu ortak kimlik ve kader, tarafların biri üstün, diğeri ast konumda bulunduğu bir ilişki değildir. Direniş gruplarının bağımsızlığına saygı, her zaman Tahran’ın kırmızı çizgisi olmuştur. Aksa Tufanı Harekâtı veya Hizbullah’ın birçok operasyonu gibi eylemler, bu grupların kendi bağımsız analiz ve kararlarına dayanmasıyla bu gerçeği doğrulamıştır. Direnişin tüm bileşenleri, İran’dan diğer gruplara kadar, başka kutuplardaki örneklerden farklı olarak, bir tür gelişmişlik ve olgunluk ilişkisi içindedir; maaşlı milis mantığıyla hareket eden yapılar değildir.

 

Tam da bu nedenle, bu bileşenler birbirleri için bedel ödemektedir; üstelik birbirlerinden özel bir talepte bulunmadan. Şu anda Irak ve Lübnan direnişinin Amerikan-İsrail cephesine karşı sahaya inmesi onlar için ciddi maliyetler yaratmıştır. Amerikan-Siyonist düşmanı, İran halkıyla nasıl düşmanca davranmış ve onlara zarar vermişse, Lübnan ve Irak direnişine de aynı şekilde zarar vermekte ve onlara bedel ödetmektedir. İş bu noktaya geldiğinde, yalnızca aynı ufku, aynı kaderi ve aynı dünya görüşünü paylaşan insanlar birbirine destek olur; bu bedellere rağmen insani ve kardeşçe ilişkileri daha da güçlenir.

 

Bu bağlamda, İran’ın altı şartından biri olan savaşın sona erdirilmesine yönelik güvence talebi, yalnızca İran için değil, direniş ekseninin tüm bileşenleri için geçerlidir. Gelecekteki saldırılara karşı güvence sağlanması ve savaş–ateşkes döngüsünün kırılması, yalnızca İran için değil, direnişin tüm bileşenleri için gerçekleşmelidir. İran, geçmişte de gelecekte de direniş akımlarını kendinden ayrı görmemiştir, görmemektedir ve görmeyecektir. İran İslam Cumhuriyeti’nin anti-emperyalist ve anti-hegemonik kimliği yalnızca kendi sınırlarıyla sınırlı değildir; bu da diğer grupların bağımsızlığına müdahale etmek anlamına gelmez.

İran ve direniş akımları, ortak kaderi, ortak coğrafyayı ve ortak tarihi paylaşan toplumlardır ve bölgenin gelecekteki düzenini kendi halklarının talepleri ve yerel koşullarına göre şekillendireceklerdir; yüz yıl önce Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere, Fransa ve ABD’nin dayattığı düzenin aksine. Bölgenin yeni düzeni bu coğrafyanın yerel bakışıyla ortaya çıkacaktır. Bugünkü cephelerin ve savaş alanlarınınbirliği de tam olarak bunu göstermektedir.