İslamabad müzakereleri neden sonuçsuz kaldı?
Pars Today – İran ve ABD’nin üst düzey diplomatik heyetleri arasında Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapılan görüşmeler sonuçsuz sona erdi.
İran İslam Cumhuriyeti, İslami Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığında; siyasi, güvenlik, ekonomik, mali ve ticari alanlardan üst düzey yetkililerin yer aldığı bir heyetle İslamabad görüşmelerine katıldı. Kalibaf, İslamabad’a varışında İran’ın müzakerelere iyi niyetle geldiğini ancak ABD’ye güvenmediğini vurguladı. Amerikan tarafında ise heyete ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance başkanlık etti.
İran’dan üst düzey bir heyetin İslamabad’a gitmesi, temel ve köklü bir anlaşmaya yönelik güçlü iradenin göstergesiydi. Bu görüşme, İran ile ABD yetkilileri arasındaki en üst düzey temas oldu. Ancak iki tarafın heyetleri herhangi bir anlaşmaya varamadan müzakereleri sonlandırarak İslamabad’dan ayrıldı. Muhammed Bakır Kalibaf, 21 saat süren görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada şunları yazdı: “İran heyetindeki arkadaşlarım 168 ileriye dönük girişim sundu, ancak karşı taraf bu turda İran heyetinin güvenini kazanamadı.” Meclis Başkanı ayrıca şunu ekledi: “Müzakerelerden önce iyi niyet ve gerekli iradeye sahip olduğumuzu vurguladım, ancak önceki iki savaş deneyimi nedeniyle karşı tarafa güvenimiz yok.”Müzakereler sonrası yapılan açıklamalar ve tepkiler, ABD’nin İran’dan aşırı taleplerde bulunduğunu göstermektedir. Amerikan heyeti, 40 günlük savaşta elde edemediği bazı hedefleri müzakere masasında talep etti. Bunlar arasında sıfır zenginleştirme, %60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun İran’dan çıkarılması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması yer almaktadır.
Oysa bu boğaz, ABD ve siyonist rejimin askeri saldırısından önce açıktı ve İran savaşın başlamasının ardından uluslararası sözleşmelere dayanarak kendi güvenliğini sağlamak amacıyla Hürmüz Boğazı’ndaki geçişleri kontrol altına aldı. ABD ve siyonist rejim gibi güvenilmez bir düşmanla ancak güç diliyle konuşulması gerektiği açıktır. İran İslam Cumhuriyeti’nin bu girişimi, küresel enerji piyasası ve dünya ekonomileri üzerinde büyük bir şok etkisi yarattı. Donald Trump ve Binyamin Netanyahu, askeri, sanayi, bilimsel, eğitim ve şehir altyapılarını hedef alan saldırılar ve yüzlerce kadın ve çocuğun hayatını kaybetmesine neden olan eylemlerle Hürmüz Boğazı’nı açmayı başaramadı. Şimdi ise ABD yönetimi bu hedeflere müzakere masasında ulaşmaya çalışmaktadır.
Bu durum, ABD’nin İran’ı ateşkese ikna etmek için İran’ın 10 maddelik planını müzakere çerçevesi olarak kabul etmiş olmasına rağmen, Amerikan heyetinin görüşmeler sırasında aşırı taleplerini sürdürmesiyle çelişmektedir. Ayrıca 40 günlük savaş ve İran’ın savunma gücünü göstermesi sonrasında bölgesel ve küresel siyasi, güvenlik, ekonomik ve jeopolitik dengeler ciddi şekilde değişmiştir. Bu durum özellikle ABD ve Avrupa’daki siyasi çevreler, medya ve düşünce kuruluşları tarafından da kabul edilmektedir. Trump artık tehditlerle taleplerini İran’a dayatamayacağını bilmelidir. Demokrat ABD Senatörü Andy Kim, eleştirel bir paylaşımında şöyle yazdı: “J.D. Vance onlarca yıllık anlaşmazlıkları bir günde çözebileceğini mi düşünüyor? Şubat ayında beş gününü kış olimpiyatlarını gezerek geçirdi. İran, ABD ile şimdiye kadarki en üst düzey müzakereyi gerçekleştirmiş durumda ve hâlâ Hürmüz Boğazı’nı kontrol ediyor; buna karşılık Vance’in geri adım attığı görülüyor.”Chicago Üniversitesi profesörü ve önde gelen siyaset teorisyenlerinden John Mearsheimer, “Al-Araby Al-Jadeed” ile yaptığı röportajda İran’ın savaşta açıkça galip geldiğini belirterek bunun ABD dış politikası açısından büyük bir başarısızlık olduğunu ve ciddi ekonomik ve siyasi sonuçlar doğuracağını vurguladı. İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde İran uzmanı olan Sitrenovich ise İran-ABD arasındaki üç tur müzakerelerin başarısızlığından Beyaz Saray’ı sorumlu tuttu ve ABD’nin tehditlerinin İran’ı geri adım attırmadığını, Washington’un müzakere masasında Tahran’a üstünlük sağlayamayacağını ifade etti. New York Times da Trump’ın politikalarının ABD’nin küresel etkisini zayıflattığını belirterek, onun sorumsuz yaklaşımının ülkeyi aşağılayıcı bir stratejik yenilginin eşiğine getirdiğini yazdı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın eski Orta Doğu müzakerecilerinden Aaron David Miller da, ABD ile İran arasında 21 saat süren görüşmelerin ardından yaptığı değerlendirmede, İranlıların “Amerikalılara kıyasla daha fazla koza sahip olduğunu” ifade etti.