İran ile Savaş, ABD'nin Stratejik Gücündeki Gerilemeyi Nasıl Ortaya Çıkardı?
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i297014-İran_ile_savaş_abd'nin_stratejik_gücündeki_gerilemeyi_nasıl_ortaya_Çıkardı
Pars Today – Savaşların gerçek kazananları ve kaybedenleri bazen savaş meydanlarında değil, düşünce kuruluşlarında ve strateji merkezlerinde ortaya çıkar.
(last modified 2026-06-15T02:14:26+00:00 )
Haziran 15, 2026 05:13 Europe/Istanbul
  • İran ile Savaş, ABD'nin Stratejik Gücündeki Gerilemeyi Nasıl Ortaya Çıkardı?

Pars Today – Savaşların gerçek kazananları ve kaybedenleri bazen savaş meydanlarında değil, düşünce kuruluşlarında ve strateji merkezlerinde ortaya çıkar.

Foreign Policy dergisinde yayımlanan bir analizde, ABD'nin İran'a yönelik saldırısının, Washington'un küresel hedefleri ile bu hedefleri gerçekleştirme kapasitesi arasındaki büyüyen uçuruma dair Amerikan elitleri arasındaki kaygıları yansıttığı belirtildi.

Raporda, Hal Brands, İran ile savaşın ABD'nin askerî kapasitesi açısından bir sınav olduğunu ve bu sınavın, dünyanın en büyük askerî gücünün bile kaynak sınırlamaları, savaş gücündeki yıpranma ve aynı anda birden fazla krizi yönetme zorluğuyla karşı karşıya olduğunu gösterdiğini ifade etti.

RAND Corporation tarafından hazırlanan çeşitli raporlarda da ABD'nin artık Soğuk Savaş sonrası dönemde olduğu gibi aynı anda birden fazla büyük askerî cephede rahatlıkla hareket edemeyeceği vurgulanıyor. Kuruma göre Batı Asya'daki uzun süreli çatışmalar, Çin ile rekabet ve Ukrayna'ya verilen destek, ortak bir yük oluşturarak Amerikan kaynaklarını zorluyor.

Benzer kaygılar Center for Strategic and International Studies (CSIS) değerlendirmelerinde de yer alıyor. Uzmanlar, özellikle Tayvan konusunda çıkabilecek bir krizde ABD'nin uzun menzilli füzeler, hava savunma önleyicileri ve hassas mühimmat sıkıntısı yaşayabileceği uyarısında bulunmuştu. Analize göre İran'a karşı yürütülen operasyonlarda yoğun şekilde kullanılan Tomahawk, SM-3, THAAD ve Patriot sistemleri, sınırlı operasyonların bile ABD'nin diğer bölgelerdeki caydırıcılık kapasitesini etkileyebileceğini gösterdi.

Makale ayrıca, Paul Kennedy tarafından ortaya atılan “aşırı genişlemiş imparatorluk” kavramına dikkat çekiyor. Kennedy'nin The Rise and Fall of the Great Powers adlı eserinde savunduğu üzere, dış taahhütleri ekonomik ve askerî kapasitesini aşan devletler zamanla stratejik aşınma sürecine giriyor. Bazı analistlere göre ABD bugün benzer bir riskle karşı karşıya.

Eski Pentagon yetkililerinden Ely Ratner de ABD'nin 21. yüzyıldaki temel meydan okumasının Çin'in yükselen gücünü dengelemek olduğunu defalarca dile getirmişti. Ancak Irak, Afganistan, Gazze, Kızıldeniz ve İran gibi krizler, Washington'un uzun süredir hedeflediği “Asya'ya yönelme” stratejisinin tam anlamıyla uygulanmasını zorlaştırıyor.

Doğu Asya'da da gelişmeler dikkatle takip ediliyor. Bazı Japon ve Güney Koreli yetkililer, ABD savunma sistemlerinin Batı Asya'ya kaydırılması konusunda endişelerini dile getirirken, Tayvan'da da eş zamanlı bir kriz durumunda Washington'un güvenlik taahhütlerini yerine getirip getiremeyeceği sorgulanıyor.

Analiz, bunun ABD'nin kesin ve tam bir çöküşü anlamına gelmediğini de vurguluyor. ABD hâlâ dünyanın en büyük askerî bütçesine, geniş ittifak ağına ve güçlü teknolojik kapasitelere sahip. Ancak geçmişteki mutlak üstünlüklerin artık aynı ölçüde geçerli olmadığı belirtiliyor.

Ayrıca savaşın geleceğin çatışmalarına ilişkin önemli dersler sunduğu ifade ediliyor. İnsansız hava araçları, akıllı sistemler, ağ merkezli harp ve yapay zekâ uygulamaları, askerî üstünlüğün yalnızca uçak gemileri ve savaş uçaklarının sayısıyla belirlenmediğini ortaya koydu. Orta ölçekli güçlerin de yeni teknolojiler sayesinde büyük aktörlere ciddi maliyetler yükleyebileceği değerlendiriliyor.

Makalenin sonucuna göre İran savaşı, ABD dış politikasına bir ayna tutarak yalnızca gücünü değil, aynı zamanda sınırlarını da görünür hâle getirdi. Washington için temel soru artık müdahale kapasitesine sahip olup olmadığı değil; aynı anda birçok krizle dolu bir dünyada hangi savaşların gerçekten mücadele etmeye değer olduğu ve küresel liderliğin maliyetini ne ölçüde karşılayabileceğidir.