Pezeşkiyan: Çok Kutuplu Dünya, Adil Bir Küresel Düzenin Gerçekleşmesine Katkı Sağlayacaktır
Pars Today - İran Cumhurbaşkanı, Şanghay Plus Zirvesi'nde Birleşmiş Milletler'in adil bir küresel düzenin oluşturulmasındaki rolüne ve çok kutuplu dünyanın gerçekleştirilmesine vurgu yaptı.
Pars Today’in Tasnim Haber Ajansı'ndan aktardığına göre, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Şanghay İşbirliği Örgütü Plus üyesi ülkelerin liderleri toplantısında, Birleşmiş Milletler'in adil bir küresel düzenin oluşturulmasındaki rolünü açıklayarak, Şanghay Plus ülkelerinin çok kutuplu bir dünyanın gerçekleştirilmesine sağlayabileceği katkıya dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı'nın konuşmasının tam metni şöyle:
Bismillahirrahmanirrahim
Sayın Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov,Sayın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri,Sayın Şanghay İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri,Değerli devlet ve hükümet başkanları,Hanımefendiler, beyefendiler,Öncelikle Kırgızistan Cumhuriyeti'nin bağımsızlık yıl dönümünü kutlamak istiyorum. Bu toplantıya değerli ev sahipliği yaptıkları ve Şanghay İşbirliği Örgütü dönem başkanlıkları süresince gösterdikleri kıymetli çabalarından dolayı Sayın Cumhurbaşkanı Sadır Caparov'a, Kırgızistan hükümetine ve halkına içten teşekkürlerimi sunuyorum.Örgütün üye, gözlemci ve ortak ülkelerinin “Şanghay Plus” formatındaki katılımını da memnuniyetle karşılıyorum. Bu format, sahip olduğu geniş coğrafi kapsam ile siyasi ve ekonomik kapasitesi sayesinde, geleceğin uluslararası düzeninin şekillenmesinde etkili olacak ülkeler arasında önemli bir diyalog ve işbirliği platformuna dönüşebilir.Değerli liderler,Bugünkü tartışmanın konusu, yani Birleşmiş Milletler'in adil bir küresel düzenin temel unsuru olarak rolü ve Şanghay Plus ülkelerinin çok kutuplu dünyanın gerçekleştirilmesine katkısı, bizi temel bir soruyla karşı karşıya bırakmaktadır:Dünya değişmektedir. Ekonomik, siyasi ve teknolojik güç dağılımı dönüşmektedir. Giderek daha fazla ülke uluslararası karar alma süreçlerinde daha etkin bir rol üstlenmek istemektedir. Uluslararası sistemin yeni gerçekleri artık geçmiş onyıllarda oluşturulan yapılarla tam anlamıyla örtüşmemektedir.Ancak temel soru şudur: Bu dönüşüm nasıl yönetilmelidir?İran İslam Cumhuriyeti'nin bakış açısına göre cevap, bir güç merkezinin yerine başka bir güç merkezinin geçirilmesinde aranmamalıdır. Amaç, hegemonyanın bir güçten diğerine aktarılması olmamalıdır.Çok kutuplu bir dünya ancak etkin çok taraflılık, devletlerin egemenlik eşitliği ve hukukun üstünlüğü ile birlikte yürütüldüğü zaman adil bir düzene dönüşebilir.Birleşmiş Milletler'i belirli bir tarihsel döneme ait ve güç dengelerindeki değişimle birlikte terk edilmesi gereken bir kurum olarak görmüyoruz. Aksine, Birleşmiş Milletler, yeni dünyanın gerçeklerini daha iyi temsil eden ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması, savaşların önlenmesi ve anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi yönündeki temel misyonunu daha etkin bir şekilde yerine getirebilen bir kuruma dönüşmelidir.Bu hedefin gerçekleştirilmesi için Birleşmiş Milletler ve onun Güvenlik Konseyi, küresel gelişmeler karşısında daha adil ve etkili bir performans sergilemelidir.Bugün dünya; askeri saldırılar, soykırım, savaş suçları, terörizm ve hukuka aykırı yaptırımlarla karşı karşıyadır. Birleşmiş Milletler'in ve BM Güvenlik Konseyi'nin başta Gazze, Lübnan ve son dönemde İran'a yönelik saldırı olmak üzere bu gelişmeler karşısındaki tutumu son derece hayal kırıklığı yaratmaktadır.Değerli liderler,Bugün uluslararası düzene yönelik en önemli tehditlerden biri, Birleşmiş Milletler Şartı'nın temelini oluşturan ilkelerin zayıflatılmasıdır.Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail rejiminin İran'a yönelik askeri saldırısı; İran İslam Cumhuriyeti'nin Yüce Lideri'nin şehit edilmesi, Minab'daki bir okula düzenlenen saldırıda 168 öğrencinin şehit olması, Lamerd Stadyumu'na yönelik saldırı, sağlık ve eğitim merkezlerinin hedef alınması, sivillerin ve ülkenin hayati altyapılarının, finansal ve bankacılık altyapısı ile ulaşım altyapısının hedef alınması ve ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın denetimi altındaki barışçıl nükleer tesislere, üniversitelere ve araştırma merkezlerine yönelik saldırılar, Birleşmiş Milletler Şartı'nın ve uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlalidir.Soru şudur:Eğer bu tür eylemler uluslararası toplumun etkili bir karşılığı olmadan normalleşirse, hangi ülke yarın egemenliğinin ve güvenliğinin güç kullanımına karşı korunacağından emin olabilir?Eğer UAEA'nın denetim ve güvenceleri altındaki barışçıl nükleer tesisler dahi bir askeri çatışma sırasında hedef alınırsa, ülkelerin uluslararası denetim ve doğrulama mekanizmalarına güvenmeleri için geriye ne gibi bir teşvik kalacaktır?Ve eğer askeri tehdit ve güç kullanımı, müzakere ve diplomasiyle eş zamanlı olarak sürdürülürse, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü için gerekli güven nasıl korunabilir?Bu sorular yalnızca İran'la ilgili değildir; bunlar uluslararası düzenin geleceğiyle ilgilidir.İran İslam Cumhuriyeti savaşın başlatıcısı değildi; kendisini savundu. Bununla birlikte İran, diplomasi ve müzakereyi anlaşmazlıkların çözümündeki temel yol olarak görmeye devam etmektedir.Ancak iyi niyet, taahhütlere saygı ve güç kullanımından kaçınma olmadan yürütülen diplomasi, kalıcı bir barış sağlayamaz.Yakın dönemde yaşanan gelişmeler ve ABD'nin İslamabad Mutabakatı'nda yer alan taahhütleri defalarca ihlal etmesi, taraflar çatışmaların durdurulması ve müzakerelerin başlatılması için siyasi bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardığında dahi, etkili uygulama güvencelerinin bulunmamasının ve baskı ve tehdit politikasına geri dönülmesinin diplomasi sürecini başarısızlığa sürükleyebileceğini göstermiştir.Değerli liderler,Tarihî bir seçimle karşı karşıyayız.Güçler arasındaki rekabetin daha fazla parçalanmaya, çatışmaya ve istikrarsızlığa yol açtığı bir dünyanın şekillenmesine seyirci kalabiliriz.Ya da çok kutuplu bir dünyanın oluşması için çaba gösterebiliriz. Öyle bir dünya ki güç merkezlerinin çeşitliliği; çok taraflı işbirliği, Birleşmiş Milletler Şartı'na saygı ve devletlerin egemenlik eşitliğiyle birlikte var olsun.İran İslam Cumhuriyeti ikinci seçeneği tercih etmektedir.
Şanghay Plus ülkeleri; sahip oldukları siyasi, ekonomik, demografik ve coğrafi kapasite sayesinde böyle bir dünyanın gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynayabilirler.Gelin, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 25. kuruluş yıl dönümünü yalnızca geçmişi anarak değil, aynı zamanda geleceğe yönelik bir taahhüt ortaya koyarak kutlayalım.İlginiz için teşekkür ederim.