Yorum | Irakçi, Netanyahu’nun ABD’yi İran’la savaşa sürüklemedeki rolünü ifşa etti
Pars Today – İran Dışişleri Bakanı, İsrail rejiminin Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD’nin İran’la savaşa girmesindeki rolüne dikkat çekerek, Netanyahu’nun manipülasyonlarını ve ABD kamuoyu ile politikalarını etkileme çabalarını ortaya koydu.
Pars Today’in haberine göre, Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi, pazartesi günü kendi sosyal medya hesabından, İsrail rejimi Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran savaşıyla ilgili İbranice ve İngilizce yaptığı açıklama ve iddialara atıfta bulunarak şunları yazdı: “Netanyahu İbranice konuştuğunda, ABD hükümetini aldattığını ve İsrail adına ABD’yi İran’la savaşa soktuğunu gururla söylüyor.” Irakçi şöyle devam etti: “Açıkça gülerek ve alay ederek, Amerikan televizyon kanallarında bin saatlik medya görünürlüğü sayesinde Amerikan kamuoyunu ve politikalarını nasıl etkilediğini anlatıyor. Ancak İngilizce konuştuğunda, ABD Başkanı’nın liderlik kapasitesini övüyor.”
İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi’nin, Binyamin Netanyahu’nun ABD’yi İran’la savaşa sürüklemedeki rolüne ilişkin açıklamaları, son yıllarda üst düzey bir İranlı yetkilinin yaptığı en çarpıcı ifşalardan biri olarak değerlendirilebilir. Bu açıklamalar, Washington ile Tel Aviv arasındaki perde arkası ilişkilerin gizli katmanlarını gözler önüne seriyor. Arakçi’nin “engerek” olarak nitelendirdiği Netanyahu’nun dil kullanımındaki bu ikilik, hesaplanmış bir stratejiyi ortaya koyuyor: Netanyahu İbranice konuşurken – yani İsrail kamuoyuna hitap ettiğinde – ABD’yi “aldatmaktan” büyük bir gururla söz ediyor ve bunu İsrail rejimi açısından stratejik bir başarı olarak sunuyor. Ancak dünya kamuoyunun ve özellikle Amerikan toplumunun karşısında, ABD Başkanı’nın liderliğine övgüler düzen sadık bir müttefik görüntüsü sergiliyor.
Bu açık çelişki, basit bir dil sürçmesinden ziyade Netanyahu’nun İran’a yönelik stratejisinin onlarca yıldır temel unsurlarından biri olan ikili yaklaşımın niteliğini ortaya koyuyor. Netanyahu bir yandan, art arda gelen ABD yönetimlerini İran’la askeri bir çatışmaya ikna etmek ve hatta kandırmak için kapsamlı çabalar yürütürken, diğer yandan itaatkâr ve güvenilir bir müttefik görüntüsünü korudu.
Netanyahu’nun “Amerikan televizyon kanallarında bin saatlik medya görünürlüğü” ve bu ülkenin kamuoyu ile politikalarını etkileme iddiası, basit bir övünmeden çok daha fazlasıdır. Irakçi’nin de bu açıklamalara dayanarak Netanyahu’yu manipülasyon yapmakla suçlaması, İsrail rejimi Başbakanı’nın yıllardır ABD’nin medya ve siyasi mekanizmalarını iyi bilerek, İsrail’in çıkarlarını önceliklendiren anlatılar oluşturmayı amaçladığını gösteriyor.
Netanyahu başka açıklamalarında da “yaklaşık 40 yıldır İran meselesiyle uğraştığını ve ABD’yi İran’la doğrudan mücadele edilmesi gerektiğine ikna etmenin uzun zaman aldığını” söylemiştir. İbranice konuşulan çevrelerde gururla dile getirilen bu açık itiraf, İsrail’in ABD’nin “stratejik müttefiki” olduğu yönündeki yaygın algıyı sorgulatıyor ve en azından Netanyahu’nun bakış açısından bu ilişkide Tel Aviv’in yönlendirici, ABD’nin ise takip eden taraf olduğunu gösteriyor.
Irakçi’nin bu ifşası, daha önce de İranlı yetkililerin Netanyahu’nun ABD başkanlarını kandırmaya yönelik girişimlerine defalarca dikkat çektiği bir dönemde geldi. Arakçi, Haziran 2025’te Netanyahu’yu, yaklaşık otuz yıl boyunca ABD başkanlarını kendi hedefleri doğrultusunda savaşa girmeleri için kandıran bir “sahtekâr” olarak nitelendirmişti. Aynı yılın mayıs ayında ise ABD’de diplomasiden korkan “Netanyahu-önce azınlığından” söz etmişti.
Irakçi’ye göre Netanyahu, Biden yönetimini kandırarak Amerikalı vergi mükelleflerinin parasından 23 milyar dolar elde etti. Bu uzun geçmiş, Arakçi’nin son açıklamalarının anlık bir tepki olmadığını; Netanyahu’nun İran konusunda ABD dış politikasının şekillendirilmesindeki rolünün ifşa edilmesine yönelik süregelen bir zincirin halkası olduğunu gösteriyor.
Bu ifşayı stratejik açıdan önemli kılan husus, ABD kamuoyunun ve Washington’ın bölgesel müttefiklerinin algısı üzerindeki etkisidir. Washington’ın müttefiki konumundaki İsrail rejiminin başbakanı, medya araçları üzerinden ABD’nin dış politikasını aldatma ve etkileme yöntemleriyle yönlendirmekten açıkça gurur duyduğunu ifade ettiğinde, bu stratejik ilişkinin güven temelleri ciddi biçimde sarsılıyor.
ABD’nin İran’la savaşı, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in ortak saldırılarıyla başlamışken, bu itirafla birlikte yeni bir anlatı çerçevesinde yeniden tanımlanıyor: Savaş artık ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları doğrultusunda atılmış bir adım olarak değil, Netanyahu tarafından tasarlanıp Washington’a dayatılmış bir proje olarak sunuluyor.
Irakçi’nin Netanyahu için kullandığı “engerek” benzetmesi de aslında şu noktaya işaret ediyor: İsrail rejiminin başbakanı, zehirli bir ısırık gibi ABD’yi ağır maliyetleri olan bir savaşa sürükledi; bu savaşın bedelini ise İsrail değil, ABD ve Amerikan halkı ödüyor. Bazı kaynaklara göre bu maliyet şimdiye kadar ABD açısından 100 milyar dolara ulaşmış durumda.
Sonuç olarak bu ifşanın ortaya koyduğu tablo, Netanyahu’nun ABD’deki medya ve siyasi nüfuzundan yararlanarak sahte bir rejimin çıkarlarını, bedelini ödeyen bir süper gücün çıkarlarıyla birbirine bağladığı ikili bir oyunu açıkça gösteriyor.
Irakçi, Netanyahu’nun bu dilsel ve davranışsal ikiliğini ifşa ederek yalnızca Netanyahu’nun maskesini düşürmekle kalmadı; aynı zamanda Amerikalı siyasetçilere de ciddi bir uyarıda bulundu: Ülkelerinin İran karşısındaki ulusal çıkarları, yabancı bir aktörün manipülatif stratejilerine nasıl kurban ediliyor?