Analiz/ “Ekonomik Dışlama Operasyonu”: Güç gösterisi mi, ABD’nin sınırlarının sergilenmesi mi?
Parstoday – ABD hükümeti yetkililerinin İran’ı ekonomik yaptırımların benzeri görülmemiş şekilde ağırlaştırılmasıyla tehdit ettiği bir dönemde, CNN televizyonu, “Ekonomik Dışlama Operasyonu”nun temkinli ve damla damla uygulanmasının, 50 yıldır çeşitli yaptırımlara dayanmış olan İran üzerinde etkili olmayacağını bildirdi.
Parstoday’in haberine göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio kısa süre önce dünyanın çeşitli ülkelerindeki Amerikalı diplomatlara, ev sahibi ülkelere İran’la ilişkilerini kesmeleri ve faaliyet gösteren İran bankalarının şubelerini derhal kapatmaları gerektiğini bildirmeleri talimatını verdi. ABD Hazine Bakanlığı ise 4 Eylül’de bir Türk bankasını ve bağlı şirketlerini hedef aldığını açıkladı.
Washington, İran’a karşı ekonomik savaşı tek ve kapsamlı bir saldırı şeklinde değil, ilan edilmesinden yaklaşık iki hafta sonra, damla damla ve kademeli olarak uygulamaya koydu.
Trump yönetiminin “Ekonomik Dışlama Operasyonu” olarak adlandırdığı ABD’nin İran’a karşı yeni ekonomik savaş dalgasının görünürdeki amacı, İran ekonomisi üzerindeki baskı çemberini daraltmak ve diğer ülkeleri Tahran’la ekonomik ve bankacılık ilişkilerini kesmeye zorlayarak İran’ın dış ticaret için kalan kapasitesini sınırlamaktır.
Bununla birlikte, bu politikanın uygulanma biçimi, özellikle yaptırımların kademeli, damla damla ve ihtiyatlı şekilde hayata geçirilmesi, Washington’un “azami baskı” uygulama iddiası ile kapsamlı bir ekonomik savaşı gerçekten yürütme kapasitesi arasında önemli bir mesafe bulunduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, ABD’nin temkinli davranmasının nedeni yalnızca hukuki kaygılar veya siyasi tepkilerden çekinmesi değil; ABD’nin ekonomik gücünün gerçek sınırları ve önemli ortaklarına ikincil yaptırımlar uygulamanın ağır maliyetleridir.
Gerçek şu ki, ABD yaptırımları ancak Washington geniş bir ülke, banka, şirket ve ticari aracı ağını tamamen kendisine uymaya zorlayabildiği takdirde azami etkiye sahip olabilir. Ancak mevcut koşullarda böyle bir uzlaşı bulunmuyor.
Bunun en önemli örneği Çin’dir. Çin hem İran’ın önemli bir ticaret ortağı hem de dünyanın başlıca ekonomik güçlerinden biridir. İran’la işbirliği yapan Çinli şirket ve kurumlara geniş kapsamlı yaptırımlar uygulanması, Washington ile Pekin arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkileri ciddi bir krizle karşı karşıya bırakabilir. ABD, böyle bir adımın maliyetlerini hesaplamadan, yalnızca yaptırım aracına dayanarak Çin’i İran’la tüm işbirliğini kesmeye zorlayamaz. Aslında Çinli şirketlere yönelik yaptırımlar, İran’ı izole etmek yerine ABD ile Çin arasındaki ekonomik çatışmayı daha da tırmandırabilir ve Washington’ın uluslararası ekonomik sistemdeki nüfuzunun daha fazla azalmasına yol açabilir.
Aynı değerlendirme Pakistan ve Umman gibi ülkeler için de geçerlidir. Bu ülkeler İran’la ekonomik ilişkilerinin yanı sıra bölgenin siyasi ve diplomatik dengelerinde de önemli bir role sahiptir. Özellikle savaş ve kriz dönemlerinde Tahran ile Washington arasında iletişim ve arabuluculuk kanalları oluşturabilirler. Dolayısıyla ABD temel bir çelişkiyle karşı karşıyadır: Bir yandan ekonomik baskıyı artırmak için İran’la ticaret yapan tüm tarafları cezalandırmakla tehdit etmek istiyor; diğer yandan savaşı sona erdirmek ve diplomatik kanalları korumak için aynı ülkelerden bazılarının işbirliğine ihtiyaç duyuyor. Bu ülkelere ağır yaptırımlar uygulanması, ABD’nin diplomatik araçlarını zayıflatabilir ve sonuçta siyasi maliyeti ekonomik faydasından daha yüksek olabilir.
Bir diğer önemli unsur ise ikincil yaptırımların aşırı kullanılmasının yarattığı risktir. İkincil yaptırımlar esas olarak diğer ülkeleri İran’la işbirliği yapmak ile ABD finansal sistemine erişim arasında seçim yapmaya zorlayan bir araçtır. Ancak bu aracın yaygın ve tekrarlanan biçimde kullanılması, yaptırım mekanizmasının güvenilirliğinin aşınmasına yol açabilir.
Farklı ülkeler Washington’ın kendi ticari ortaklarını cezalandırmak için mali gücünü giderek daha fazla kullandığını düşünmeye başlarsa, bağımsız finansal mekanizmalar oluş turma, dolar dışındaki para birimlerini kullanma ve ABD’nin kontrolü dışındaki ticaret yollarını geliştirme konusunda daha fazla teşvik kazanabilirler. Dolayısıyla ABD kapsamlı yaptırımlar uygulama konusunda bir çelişkiyle karşı karşıyadır: Yaptırım gücünü ne kadar fazla kullanırsa, diğer ülkelerin bu güce olan bağımlılıklarını azaltmaya çalışma ihtimali de o kadar artar.
Öte yandan, İran’a karşı uygulanan onlarca yıllık yaptırım deneyimi de Washington’ın hesaplarını karmaşıklaştırmıştır. İran ekonomisi, uzun yıllar boyunca yaptırımların baskısı altında ticareti sürdürmek, finansal kısıtlamaları aşmak, aracılardan yararlanmak ve ihracat ile ithalat güzergâhlarını çeşitlendirmek için çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir.
Bu nedenle yeni yaptırımların belirleyici bir etki yaratabilmesi için bu çok katmanlı ağların aynı anda hedef alınması gerekir. Ancak böyle bir girişim son derece yüksek istihbarat, siyasi ve ekonomik maliyetler gerektirir ve pratikte bunun tamamen uygulanması mümkün değildir.
Bu açıdan bakıldığında, “Ekonomik Dışlama Operasyonu”nun damla damla uygulanması, yalnızca bir uygulama taktiğinin göstergesi olarak değil, aynı zamanda ABD’nin stratejik sınırlılıklarının bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.
Washington hâlâ geniş çaplı ekonomik baskı oluşturma kapasitesine sahip olduğunu göstermek istiyor; ancak aynı zamanda İran’ın tüm ortaklarına azami yaptırımlar uygulayarak kendisini yeni ekonomik ve siyasi çatışmaların içine sokmak istemiyor. Bu nedenle bir Türk bankasının veya bazı şirketlerin yaptırım kapsamına alınması, İran’ın başlıca ortaklarına yönelik kapsamlı yaptırımlara kıyasla daha düşük maliyetli bir adımdır. Böylece ABD, büyük güçlerle veya bölgesel müttefikleriyle geniş çaplı bir çatışmaya girmeden siyasi baskı mesajını verebilir.
Aslında “Ekonomik Dışlama Operasyonu”nun önemi, ABD’nin mali gücünü jeopolitik baskıya dönüştürme konusundaki gerçek kapasitesinin sınanmasında yatıyor. Washington, İran’ın kilit ortaklarını ağır bedeller ödemeden cezalandıramazsa, bu operasyonun etkisi sınırlı kalacaktır.
Bu nedenle ABD’nin İran yaptırımlarını ihlal edenleri cezalandırma konusunda temkinli davranması yalnızca bir zayıflık veya geri adım işareti olarak görülmemelidir. Bu temkin, yaptırım aracının, zaman zaman sahip olduğu güç hakkında sunulan mutlak ve maliyetsiz imajın aksine, önemli maliyet ve sınırlamalara sahip olduğunu göstermektedir.
ABD artık İran üzerindeki baskıyı artırmak ile önemli ekonomik ve diplomatik güçler ve ortaklarıyla ilişkilerini korumak arasında bir denge kurmak zorundadır. Bu durumun kendisi de “İran’ın ekonomik olarak dışlanmasının” bazı maliyetler yaratabilecek olsa da Tahran’ı bölgesel ve uluslararası ekonomiden tamamen dışlamaya mutlaka yetmeyeceğini göstermektedir./