Şehit Hoceci'nin anısına
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i81464-Şehit_hoceci'nin_anısına
1/ İranlı mümin ve yiğit bir genç olan Mohsen Hoceci, en vahşi teröristler olan IŞİD ile mücadele meydanında esir düşerek, mazlumca şehit edildi. Onun şehadeti ise tüm İranlılar arasında gurur ve izzet duyguları ile birlikte hüzne sebep oldu. Harem savunucusu bu yiğit gencin şehadeti nedeni ile hazırladığımız programda İranlıların neden Suriye ve Irak'ta bulunduklarına değineceğiz.
(last modified 2025-05-18T06:53:41+00:00 )
Ağustos 20, 2017 08:22 Europe/Istanbul
  • Şehit Hoceci'nin anısına

1/ İranlı mümin ve yiğit bir genç olan Mohsen Hoceci, en vahşi teröristler olan IŞİD ile mücadele meydanında esir düşerek, mazlumca şehit edildi. Onun şehadeti ise tüm İranlılar arasında gurur ve izzet duyguları ile birlikte hüzne sebep oldu. Harem savunucusu bu yiğit gencin şehadeti nedeni ile hazırladığımız programda İranlıların neden Suriye ve Irak'ta bulunduklarına değineceğiz.

 

İslami İran'ın dört bir yanı birkaç günden beri, Muharrem ve Kerbela havasına bürünmüştür. Geçtiğimiz hafta " Acı, hüzün, gurur ve yücelik" Müslüman İranlıların ortak duygularıydı. İranlı yiğit ve mümin gençlerden biri, en vahşi terör gruplarından IŞİD ile mücadele meydanında esir düşerek, mazlumca şehit edildi. Bu olay, batı Asya'nın çalkantılı durumunda yeni bir olay değildir; fakat 25 yaşındaki İranlı şehit Mohsen Hoceci'nin esir düşme ve şehadet tarzı farklıydı. Onun hikayesi, dürbünle IŞİD'lileri izleyen gözlerinden başladı, hikayesi dünyayı saran gözleri, ve engin deniz bakışları ile gerçeği, günümüz beşeriyetin kurumuş boğazına akıttığı gözleri.

 

IŞİD tarafından esir alınan  İslam inkılabı muhafızlar ordusunun kutsal üniformalı bir gencin fotoğrafının yayınlanması ile Mohsen'in gözlerinin hikayesi başladı. Korkmuş ve dehşet içinde bir katilin, güçlü ve yiğit bir genci, hançer tehdidi ile şehit edileceği yere götürdüğü fotoğraf. Kuru bir çöl, yanmış çadırlar, kınından çıkmış bir hançer, dumandan kararan gök yüzü, esir düşen başı dik kurumuş dudaklar, ve korkudan eser olmayan muktedir bakışlar… bir ömür boyu sevgi peygamberi olan Resulullah ve muhterem ehlibeytinin aşk yuvası olan bir göğsün üstüne konulmuş kanlı kesik bir baş.

Bu sahneler, ehlibeyt ve İmam Hüseyin'in –as- aşkıyla tutuşanlar için bilinen görüntülerdir! Katil, şehit Mohsen'in çocukluğundan itibaren Seyyidüşşuheda ağıtları ile eğitildiğini kesinlikle bilmiyordu; başını kesecek kişinin, izzetli ölümü zilletle yaşamaya tercih eden İmam Hüseyin'in –as- mektebinde yetişen biri olduğunu bilmiyordu! Ve fotoğrafçı da kerbelai'lerin gözlerinde, Yezidiler ve Şimrlerin hançeri altında bile korku ve şüpheye yer olmadığını bilmiyordu!...  Ve Mohsen!... Ne kadar gururla ve ne kadar azimle maşukun vuslatına koştu!

 

Son 3 yılda tekfirci IŞİD teröristlerinin Irak ve Suriye'deki fitneleri şiddetlendi ve ister Şii ister ehli sünnetten bir çok Müslüman'ı felakete sürüklemiştir. Başta Amerika olmak üzere büyük güçlerin IŞİD'e karşı koalisyon hakkındaki iddialarına rağmen, bölge halkının her gün yaşadıkları olaylar, batının IŞİD ile mücadelede kararlı olmadığı, üstelik mali ve hatta askeri destekleri ile her geçen gün IŞİD'in bölgede kök salarak yayılmasına sebep olduğunu gösteriyor.

Tüm bunlara ilaveten Amerikalı yetkililerin itirafları da IŞİD'in özelikle batı asya ülkeleri olmak üzere Müslüman ülkeleri güvensizleştirmek için bizzat kendileri tarafından türetildiği de anlaşılınca, IŞİD'in bölgede cinayetlerine devam etmesini yeğledikleri anlaşılıyor. Tabi ki IŞİD'in bölgede varlık sürdürmesinin sonuçlarından biri, Siyonist rejimin İran, Lübnan, Suriye ve Irak'ta oluşan direniş cephesinden korunmasıdır.

 

İslam'ın aydın ve yapıcı öğretilerinden ve rahmet peygamberinin –saa- siyerinden asla nasibini almayan tekfirci IŞİD teröristleri, dünyada yaklaşık 1,5 milyar şii ve ehli sünnet Müslümanlarını mürted biliyor. Gerçi ilk başlarda batının medya propagandaları sayesinde bu fitne, Şiiler ve Sünniler arasında savaş olarak tanıtılmak istendi, fakat onların cinayetleri ve yağma girişimleri, tüm İslam mezheplerini hedef aldıkları anlaşıldı. Tekfircilerin cinayetleri dünyanın büyük güçlerinin soğukkanlılıkları ve ölüm sessizlikleri sayesinde yaşanarak, bölge halkı için acı ve elem dolu kederli sahneler yarattı. Avare ve ağlayan çocuklar, korkudan titreyen ve esir düşen kadınlar, parçalanmış cesetler, ortaçağ işkencelerine uğrayan bedenler, eşine rastlanmayan cinayetler ve feci katliamlar, diri diri yakmalar, yerle bir edilmiş kentler ve dağılmış yaşamlar, son yıllarda Müslümanlar ve dünya halkı için maalesef sıradan sahnelere dönüştü. Acaba Müslüman olarak, kendi evlerini küfür suçlaması, katliam edilmek ve yağmalamaktan kaçan ve hatta terörist olarak suçlanan diğer insanların feryadını duymamak mümkün mü!?

 

Bu şartlar altında gerçek İslam mektebinde yetişen gençler mazlumların yardımına koşmak için ayaklandılar, zira asil İslami kültürde zulüm karşısında sessiz kalmak ve yardım isteyen mazlumların feryadına aldırmamak, şiddetle tenkit edilmiştir. Kur'an-ı Kerim Nisa suresinin 75. ayetinde şöyle buyuruyor: Ve size ne oluyor ki Allah’ın yolunda ve "Ey Rabbimiz! Halkı zalim olan bu kasabadan bizi çıkar ve katından bir velî ve  bize bir yardımcı kıl (gönder)." diyen zayıf ve aciz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?

Resulullah –saa- da bir hadisi şerifte, Yüce Allah'ın izzeti celaline yemin ederek, zalimden dünya ve ahirette intikam alacağını, mazlumu görüp de yardım edebilirken yardımına koşmayandan hiç şüphesiz intikam alacağını buyurduğunu belirtiyor.

Böyle güçlü bir inanışa sahip İran, Lübnan ve Afganistan gibi çeşitli İslami ülkelerden azade Müslümanlar, harem savunucuları olarak Irak ve Suriye'deki mazlum halkın yardımına koşarak, kendi tecrübelerini aktarmakla Müslümanların can, mal ve namuslarını dünyanın en acımasız teröristlerden kurtarmaya çalıştılar.
 

Peki neden bu mümin gençlere "harem savunucusu" adı verilmesi hikayesi ise, Resulullah'ı –saa- izleyenlerin aşık gönüllerini coşturuyor. Resul Ekrem –saa- şöyle buyurmuştur:

“Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Onlar Allah’ın Kitab’ı ve benim ıtretim Ehl-i Beyt’imdir. Bu ikisi, Kevser Havuzu üzerinde bana tekrar dönünceye kadar asla birbirlerinden ayrılmazlar. Bakın görün benden sonra onlara nasıl davranacaksınız?

Şimdi Resulullah'ın –saa- ümmetinden olanlar ve var güçleri ile bu iki mirası koruyama çalışanlara harem savunucuları deniliyor. Kazimeyn, Kerbela ve Samerra'da ehlibeyt –as- haremleri, Şam'da hz. Fatıma'nın –sa- kızı hz. Zeyneb'in –sa- haremi ve İmam Hüseyin'in –as- 3 yaşındaki kızı hz. Rukiye'nin –sa- hareminin günümüzde tekfiri IŞİD teröristlerince tehdit altında olduğu bugünlerde, ehlibeyt aşıkları yiğit gençler, ehlibeyt'in –as- haremine zarar gelmemesi için canlarını ortaya koyarak meydana çıkmıştır. Bu gençler hayatları boyunca davranışları ve hareketlerini Kur'an-ı Kerim ve ehlibeyt –as- mizanı ile ölçerek kemale ermiş, harem savunucuları adını seçmişlerdir; işte bu gençlerden biri ise başı teröristlerce kesilen İranlı genç Mohsen Hoceci’dir.

 

 

Resulullah –saa- halkın zalimi görünce onu durdurmadığında, yüce Allah’ın onu tüm azapları ile cezalandıracağını buyuruyor.  Emirulmüminin hz. Ali’ –as- de Nehcülbelağa’da düşmanın ilerlemesine izin verilmemesi gerektiğini, onu sınırların dışında mağlup etmek gerektiğini, zira evin içinde düşman ile savaşmanın çok daha zor ve masraflı olacağını defalarca belirtiyor.

Hz. Ali’nin –as- bu dahiyane uyarıları, günümüzde tüm dünyada mücadelenin gerekliliğine dönüşmüştür. IŞİD ilk baştan itibaren İran’ı kendi hedeflerinden biri olarak tehdit ederek, var gücü ile İran’a darbe indirmeye çalışmasına rağmen bu hedefinde başarısız kalmıştır. İran’ın baştan başa savaş ve güvensizlikle çalkalanan bir bölgede, güvenlikli olması ise, o bölgenin halkı ve hükümetinin talebi üzerine kendi sınırlarından uzak, dahiyane varlık göstermesinin sonucudur. İran kendi iktidar ve güvenliğini, cesaret ve yiğitlikleri ile kendi evleri ve azizlerinden vazgeçerek, bölgenin kadın ve çocuklarına huzur armağan etmek isteyen gençlere borçludur; Aşura mektebinden başka bir yerde yetişmeyen gençlere.

 

İranlı şehit genç Mohsen Hoceci, İmam Hüseyin –as- mektebinde doğru dini terbiye ile yetişen gençlerdendir. Ergenliğinden itibaren kültürel faaliyetler ile birlikte hayır işleri ile meşgul olan Mohsen Hoceci, gönüllü gençler ile birlikte, İran’ın yoksul bölgelerindekilere yardıma koşardı. Şehit, dünyanın her yerinde batıla karşı savaşmayı arzuluyordu ve evliliğinin ilk başından itibaren eşinden bu yolda ona yardımcı olmasını istedi. Ebeveyne saygı, aileye aşk, günahlardan uzak durmak, fedakarlık, halk kültürü seviyesini yükseltmek, yoksulluğu gidermeye çalışmak, dini ilkeler ve ehlibeyt –as- maarifini yaymak, bu genç şehidin kısa ömrünün özetidir.

Güzel yaşadı ve daha da güzel bir şekilde bu dünyadan göçtü; başı kesik olarak, başı bedeninden kasvetle ayrılan İmam’ı seyyedüşüheda’nın –as- huzuruna çıktı. Ne güzeldir Kerbela şehitleri ile bir arada olma mutluluğu, ne mutlu şehit Mohsen Hoceci’ye./