Türkiye Cumhurbaşkanının BAE ziyareti
Türkiye'de büyüyen ekonomik kriz ve Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin benzeri görülmemiş bu krizi sona erdirememesi, Ankara hükümetini kamuoyu nezdinde küçük düşürmüştür.
Bu bağlamda, Ankara hükümeti, bir zamanlar Türkiye halkı ve devletinin düşmanı olarak görülen ülkelerle ilişkileri yeniden başlatmakla, ulusal para birimindeki devalüasyon krizi ve yükselen enflasyon gibi ekonomik sorunların üstesinden gelebileceğine inanıyor.
Bu bağlamda, Ankara-Abu Dabi ilişkilerinde yaklaşık on yıllık süren bir karanlık dönemin ardından, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan nihayet BAE ile ilişkileri normale döndürmek için bu ülkeye gitti. Aslında, Siyonist rejim başkanını Ankara'ya davet ettikten sonra, Erdoğan BAE ile ilişkileri normale döndürmek için adım attı.
Bu hareketlilikten önce Türkiye, Mısır ile ilişkilerin iyileştirilmesi için de çağrıda bulunmuştu. Mısır ve Türk heyetlerinin Ankara ve Kahire ziyaretlerine rağmen, bu gezilerin AKP yetkililerinin istediği sonucu sağlayamadığı görülmekte. Buna rağmen Erdoğan'ın hükümet yetkililerinin, Türkiye'nin ekonomik ve parasal sorunlarını çözmek ve halkın hoşnutsuzluğunu azaltmak amacıyla bölge ülkeleriyle sorunları peş peşe çözmeye çalışıyorlar. Recep Tayyip Erdoğan 13 işbirliği belgesini imzalamak üzere 13 Şubat Pazar günü BAE'ye gitti.
Erdoğan hükümetinin bu konudaki politikalarından biri de Türkiye cumhurbaşkanının kişisel karalarını abartılı bir şekilde büyük göstermektir. Örneğin, Türkiye Cumhurbaşkanı Abu Dabi ziyaretinin arifesinde BAE'nin Türkiye'deki 10 milyar dolarlık yatırım önerisine atıfta bulunarak "Bu yatırımın gerçekleşmesi farklı bir geleceği şekillendirecek." dedi.
Erdoğan'ın bu sözlerden hedfi, Türk halkını BAE'nin Türkiye'ye yapacağı 10 milyar dolarlık yatırımın ülkenin ekonomik krizini çözeceği konusunda ikna etmekti. Ancak Türkiye halkı, Ankara hükümetinin ülkenin sorunlarını biraz aşabilmek için son yıllarda Türkiye ekonomisine yüz milyarlarca dolar harcadığını herkesten daha iyi biliyor. Ama ne var ki Ankara bu çabaları ve on milyarlarca harcaması ile istediği sonuca ulaşamadı. Bu yüzden BAE'nin Türkiye'ye yaptığı 10 milyar dolarlık yatırımı da Erdoğan hükümetinin hedeflerine ulaşmasında yardımcı olacağı pek olası değil.
Mevcut şartlarda Erdoğan'ın 2023 seçimlerini düşünerek zayıf bir çaba içerisinde, Türk halkının sorunlarını geçici olarak da olsa çözmeye çalıştığı gerçeğini unutmamak gerekir.
Ancak mevcut durum, Ankara yetkililerinin komşu ülkelerle gerilim içinde kendisini bağımsızlık taraftarı olarak göstermekle Türkiye'nin iç sorunlarını aşmasının pek mümkün olmayacağını gösteriyor. Özellikle Türkiye'nin Avrupa Birliği ve Amerika ile olan gerilimleri, Türk ekonomisi üzerinde olumsuz etkiler bırakmış ve bu da toplumun büyük kesiminde memnuniyetsizliğe yol açmıştır.
Her halükarda, Türkiye-BAE ilişkileri, Fars Körfezi'ndeki gerici Arap devletleri Birliği'ne karşı Türkiye'nin Katar'a verdiği destek, Türkiye'de son olarak gerçekleşen başarısız darbede BAE'nin ayak izleri, Libya, Suriye ve Yemen konusunda iki ülkenin farklı görüşleri, karşılıklı casusluk suçlamaları ve BAE'nin Siyonist rejimle bir uzlaşma anlaşması imzalaması nedeniyle yaklaşık on yıldır kararmıştır.
Ankara yetkilileri, başarısız Temmuz 2016 darbesinden BAE'yi darbenin finansmanında kilit bir rol oynamakla suçladı. Nitekim bu konuda Ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi: "Erdoğan, başarısız 2016 darbesinden sonra BAE'ne karşı gündeme getirdiği tehditlerinden sonra, şimdi küçük bir kredi için BAE'nin eğitilmiş kedisi haline gelmiştir."
Ankara hükümetinin iç ve bölgesel politikalarına her zaman karşı çıkan Türkiye parlamentosundaki bu laik ve muhalefet siyasetçi, aynı zamanda Erdoğan hükümetinin "Muhammed bin Zayid Al Nahyan" hükümetiyle işbirliği yapmasını çok aşağılayıcı ve cumhurbaşkanı makamının zayıflığının bir işareti olduğunu söyledi.
Bu bağlamda, iktidar partisinin de müttefiki olan Türkiye başarısız darbe girişimine karşı Halk Ayaklanması Derneği Başkanı geçtiğimiz günlerde Erdoğan'ın açıklamalarına olumsuz tepki göstererek şunları söyledi: "Düne kadar Muhammed ibn Zayid Al-Nahyan'ın Türkiye'deki başarısız darbeyi planlayan baş komutanlardan biri olduğunu söylüyordunuz ama şimdi ona kardeşim diyorsunuz. Görevimizi açıklayın. Bu kişi bir düşman, bir hain ve darbecilerin destekçisi mi yoksa bir kardeş mi?"
Her halükarda, Türkiye medyasının ve Erdoğan hükümetine muhalif siyasilerin, bu ülke Cumhurbaşkanı'nın Türkiye halkı ve devletinin düşmanlarına karşı tavrının değişmesine karşı protestoları ciddiye alınmalıdır. Çünkü bu siyasetçiler ve muhalefet medya grubu arasında hükûmet yanlısı bazı siyasetçi ve medya çevreleri de seslerini yükselterek Erdoğan hükümetinin politikalarını eleştirmeye başlamıştır./