Temel Karamollaoğlu: İsrail'e destek, Türkiye'nin geleceğini tehlikeye atmaktır
https://parstoday.ir/tr/news/turkey-i201682-temel_karamollaoğlu_İsrail'e_destek_türkiye'nin_geleceğini_tehlikeye_atmaktır
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İsrail'e destek vermenin Türkiye'nin geleceğini tehlikeye attığını söyledi.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Mart 09, 2022 07:15 Europe/Istanbul
  • Temel Karamollaoğlu: İsrail'e destek, Türkiye'nin geleceğini tehlikeye atmaktır

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İsrail'e destek vermenin Türkiye'nin geleceğini tehlikeye attığını söyledi.

SAADET PARTİSİ GRUBU ADINA SİVAS MİLLETVEKİLİ TEMEL KARAMOLLAOĞLU : Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün, Sayın Dışişleri Bakanının, Filistin’de meydana gelen hadiseler üzerine bir konuşma yapmasıyla doğan hakkımızı kullanmak için huzurlarınızda bulunuyorum. Sözlerime, sizlere, Polonya’dan İsrail’e göç eden, Varşova Nazi kamplarından kurtulmuş, 1982 Ağustos’unda Beyrut’u bombalayan İsrail güçlerini protesto için açlık grevi yapan Doktor Shlomo Shwelzman’ın İsrail basınına yazdığı mektuptan kısa bir bölüm okuyarak başlamak istiyorum: “Çocukluğumda, Varşova gettolarındaki işçi kamplarından geçerken korku, açlık ve aşağılanmışlık duygularını çok çektim. Bugün, bir İsrail vatandaşı olarak şehirlerin, kasabaların ve mülteci kamplarının sistematik yıkımını kabullenemiyorum. İnsanların teknolojik bir vahşetle bombalanmasını, yok edilmesini ve öldürülmesini kabullenemiyorum. Bugün, o günleri hatırlatan çok fazla sesler duyuyorum; harp sayesinde tonu yükseltilmiş sesler. Bugün ‘pis Araplar’ tabirini işitince ‘pis Yahudi’ sözcüğünü hatırlıyorum. Bugün ‘kapalı bölgeler’ terimini duyuyor, gettoları ve toplama kamplarını hatırlıyorum. ‘İki ayaklı hayvanlar’ tabirini işitiyor ve ‘untermenschen’ yani ‘gelişmemiş insan’ tabirini hatırlıyorum. ‘Kuşatmayı daraltmak’, ‘bölgeyi temizlemek’, ‘teslim olması için şehirleri dövmek’ sözcüklerini duyuyorum ve ben, acı, ıstırap, yıkım, ölüm, kan ve katliamları hatırlıyorum. İsrail’de gördüğüm çok fazla şey, bana, çocukluğumdaki pek çok vahşeti hatırlatıyor.” Bu sözler, Nazi zulmünü görmüş, İsrail’e göç eden insaf sahibi bir Yahudi’ye ait. Bu haykırışa sebep olan vahşet zihniyetini, 1948 yılında, David Ben-Gurion’un hatıratındaki şu ifadeler açıkça gözler önüne seriyor. Ben-Gurion, hatıratında “reaksiyon gösterilmesinin gerekli olup olmadığı kesinlikle sorgulanmamalı. Bir evin havaya uçurulması yetmez. Gerekli olan, acımasız ve sert tepki göstermektir. Zamanlama, hedef ve zayiat konusunda dikkatli olmalıyız. Eğer, aileyi biliyorsak, acımasızca vurmalıyız. Kadınlar ve çocuklar ayırt edilmemeli; aksi takdirde, reaksiyon yerini bulmaz. Eylem bölgesinde, suçlu ve masum ayırımı yapmaya gerek yoktur” diyor. Bu sözler, İsrail’de başbakanlık yapan bir zata aittir. Bu katliamlar, 1982 yılında zirveye ulaştı. Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında, Filistinli silahsız erkek, kadın ve çocuklar tek tek, sistematik bir tarzda öldürüldüler. O katliamın esas sorumlusu, bugünkü katliam emrini veren İsrail Başbakanı Şaron’du. Bu katliam, Şaron’a “Beyrut Kasabı” unvanını kazandırdı ve şimdi, Belçika mahkemelerinden bir tanesi, bunun hesabını soruyor. Bu hadiselerin temelinde ne yatmaktadır? İsrail, 1948 yılında, Birleşmiş Milletler kararıyla, Filistin toprakları üzerinde kurulan bir devlettir; bilahare yapılan savaşlarla topraklarını sürekli olarak genişletmiştir. İsrail’in bugün işlediği cinayetlere seyirci kalmak, İsrail’e destek vermek, Türkiye’nin de geleceğini tehlikeye atmak demektir. Unutmayın ki, İsrail, Osmanlı toprakları üzerinde kuruldu ve İsrail’in kuruluş vaadi, Birinci Cihan Harbi esnasında Balfour Deklarasyonuyla verildi. İsrail, ideolojik bir devlettir. Bu ideolojinin adı Siyonizm’dir. Yahudi inancının gereklerini yerine getirmek için kurulmuştur. Bu inanca göre, İsrail’in yayılma politikası arz-ı mevud olarak bilinen, vaat edilmiş toprakların tamamı işgal edilinceye kadar sürecektir. Bunun için İsrail, işgal ettiği topraklardan hiçbir suretle çekilmeyeceğini bütün dünyaya ilan etmiş ve bu konuda alınan Birleşmiş Milletler kararlarını kabul etmemiştir; ancak, bu topraklar içine Türkiye’nin de topraklarının bir kısmının girdiğini gözden ırak etmeyelim, GAP bölgesi buna dahildir. Bunu olmaz görenlerin 20’nci asrın başını hatırlamaları yeter. O günlerde, bir avuç Siyonist dışında bunun mümkün olacağını gören kimse yoktu dünyada; ama şimdi, gerçeklerle yüz yüzeyiz. Bu hedefe ulaşmak için, İsrail, hiçbir şeyden çekinmemektedir. Bugün, Türkiye’nin üzerinde oynanan oyunlarda Siyonizm’in etkisi vardır. Hatta diyebilirim ki, Ermeni soykırımı iddialarının arkasında bile Siyonistler yatmaktadır. Aksi halde, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Washington’daki Yahudilere ait soykırım müzesinin içinde sözde Ermeni soykırımı müzesinin işi nedir? Muhterem arkadaşlarım, 1967 Arap-İsrail Harbi’nde Golan Tepelerini ve çok geniş Filistin topraklarını işgal etmiş, Filistinlilerin evleri pervasızca yıkılmıştır. Birleşmiş Milletler, bu işgali tanımamış ve bugüne kadar İsrail’i kınayan yetmişten fazla karar almıştır. Filistinliler, haksız olarak işgal edilen topraklarını geri almak, yıkılan evlerini korumak için mücadele vermektedirler. İsrail, bu insanları terörist ilan etmektedir. Kendi topraklarını, kendi evlerini korumak için çarpışan insanlar nasıl terörist olarak tanımlanabilir? (SP, DYP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Esas terör, taş ve sopayla kendisini korumaya çalışan insanların üzerine tanklarla, uçaklarla ve helikopterlerle saldırmaktır. Bugün, İsrail, tam bir terörist devlet haline gelmiştir; Birleşmiş Milletler kararlarını, Güvenlik Konseyi kararlarını dinlememekte ısrar etmektedir. (SP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu şımarıklığının gücünü de, maalesef, Amerika Birleşik Devletleri’nden almaktadır. Türkiye de, İsrail’e verdiği destekle, İsrail’in bu acımasız ve vahşi harekâtına, maalesef, ortak olmaktadır.