Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Arka arkaya gelen zamlar sonrası halk çözümü ücretsiz verilen gıdada buluyor
Karar:
Bakan Dönmez: Beyin göçünü tersine çevirdik
Yeniçağ:
Daha da fakirleştik... Kur arttıkça milli gelir azalıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Karaalioğlu 13 Haziran tarihli Karar gazetesinde, "Erdoğan rakip adayın gecikmesinden şikayetçi midir?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Son olarak İYİ Parti lideri Meral Akşener dile getirdi. “Seçim tarihini açıkla, ertesi gün adayımızı ilan edelim” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın aylardır yaptığı çağrıya böyle cevap verdi Akşener. Bilindiği gibi, altılı masa liderlerinin tamamı böyle düşünüyor. Görünürde bu tavır bir rest, özgüven ve meydan okuma içeriyor. Yani, muhalefet seçime hazır ve aday ismini gizleyerek iktidarın merakını artırıyor. İktidarın sürekli hata yapması nedeniyle zamanın kendi lehlerine gelişmesinden yararlanıyor. Muhalefet bir yandan da adayı erken açıklamayıp yıpranmasını önlemek gibi bir ihtiyat gözetiyor. Buraya kadar güzel…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ancak, meselenin iktidar açısından da siyasi anlamı ve avantajları var. Birincisi ve en önemlisi ekonomide tablonun bu kadar olumsuz olduğu ortamda beş yıllık dönemi sonuna kadar kullanabilecek olmak büyük bir başarıdır. Diyebiliriz ki Erdoğan’ın en büyük siyasi başarısı, bu ekonomiye rağmen erken seçime gitmeden zamanında seçim yapabilmek olacaktır. Böylelikle zımnen, aslında ekonominin o kadar da kötü olmadığı, olağanüstü bir yönetim problemi bulunmadığı ve durumun abartıldığı kanaati pekişmektedir. Bu sayede iktidar ekonomi bakanlarını, Merkez Bankası başkanlarını defalarca değiştirebilmekte ve ömrü birkaç ayı geçmeyen ekonomi modelleri veya ağır maliyetli enstrümanlarla şansını deneyebilmektedir. Sadece son bir yılda Çin modeli, rekabetçi kur ve cari açığı azaltma modelinden enflasyonla büyüme modeline, oradan kur korumalı mevduatla Türkiye ekonomi modeline; olmayınca yeniden enflasyonu azaltma modeline ve en nihayet gelire endeksli senede kadar birbiriyle alakasız birçok yöntemi deneme imkanına kavuşmuştur. Her modelin ve enstrümanın sisteme, bütçeye ve gelecek yıllara yüklediği maliyetlerine aldırmadan, sınırsızca deney yapabilmek bulunmaz bir siyasi imtiyazdır. Bu yolu, seçim takviminde kararı Erdoğan’a tamamen teslim ederek muhalefet kolaylaştırmıştır. Aday belirleme kararı rutin seçim takvimine bağlandığı için iktidarın üzerindeki erken seçim baskısı tamamen bitmiş durumdadır. Yakın tarihin en büyük enflasyonu, hayat pahalılığı, kur şoku, işsizliği ve faiz oranları yaşanırken, iktidarın süreyi sonuna kadar kullanarak seçime gitmesi küçümsenemez bir siyasi başarıdır ve bunda muhalefetin payı büyüktür.
Muhalefet, zaman kendi lehlerine çalışıyor düşüncesiyle aday ilanını geciktirmekle, en büyük kozunu kaybetmiş oluyor. Ülkeyi erken seçime zorlamanın sandıkta siyasi avantajı olacaktı; bunu elinin tersiyle itmiş oluyor. Erdoğan için en kötüsü, ekonomik kriz nedeniyle seçime gitmek mecburiyetiydi. Bu problem ortadan kalkıyor. Bu saatten sonra, seçime kadar dilerse birkaç yeni ekonomik model bile deneyebilir…
...***
Aziz Karaca 13 Haziran tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, " ‘Dar gelirliler hariç’ dara düşen kimse yok!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sofradaki ekmeğin fiyatı artmış, tarlayı ekmenin fiyatı zirve yapmış, bağın-bahçenin ekimi-dikimi, girdi fiyatlarındaki artışlardan ötürü iyice zora girmiş… Dar gelirli dara düşmüş, huzur ve refahtan ara düşmüş, yanmış-yakılmış kora düşmüş, yoksulluktan ötürü mahcup olmuş, çoluk-çocuğunun yanında yüzü kara düşmüş, 'nur' levhalarını takip etmiş ve her defasında nara düşmüş, zam yağmurlarının altında her yanı pare pare düşmüş…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bütün bu ve benzeri şikâyetler sadece 'dar gelirliler' kesiminden yükselen feryat-figanlar, başka kesimlerde böyle şeyler yok.
Kaçırmış olanlara bir kez daha hatırlatalım; bizzat bu ülkenin Maliye Bakanı dedi ki, "Dar gelirliler hariç, herkesin ve her kesimin çarkları dönüyor."
Bilindiği üzere, aynı Bakan, 20 Aralık 2021 tarihinde yapılan 'dolar operasyonunun' ardından da şöyle demişti; "küçük yatırımcı çarpıldı ama büyükler kazandı."
İnsanın aklına deli sorular geliyor.
Mesela desek ki; dar gelirlileri dara düşüren, küçük yatırımcıları çarpan bu sistemin siz neresindesiniz? Küçük yatırımcı çarpılırken ve dar gelirli dara düşerken, onların çarpılmamaları ve dara düşmemeleri için, bu işlerden bizzat sorumlu birisi olarak siz neler yaptınız?
Ülke nüfusunun yüzde doksan beşini teşkil eden küçük yatırımcı ve dar gelirlileri fena çarpan ve dara düşüren bu sistemi siz nerden aldınız, nasıl buldunuz ve bulmak için çok aradınız mı?
Nüfusun neredeyse tamamına yakınını oluşturan bu kesimin dahi Maliye Bakanı olduğunuzu, hiç olmazsa başınızı yastığa koyduğunuzda hatırladınız mı?
Ülkenin gelirlerinden, kaynaklarından, büyümesinden ve gelişmesinden 'dar gelirlileri hariç' tutmak nereden aklınıza geldi?
Yoksa yirmi seneden beri sürmekte olan iktidarınız boyunca uygulanan sistem zaten bu sistem miydi?
Milli gelir ve ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarından elde edilen kazançlar ve kazanımlar pay edilirken 'dar gelirlileri hariç' tutmanın yanlış olduğunu, ileride çok kötü sonuçlar doğuracağını fark eden birileri çıkmadı mı içinizden?
Yanlış yaptığınızı, ters yola girdiğinizi ve yanlış insanlarla yıllarca beraber yürüdüğünüzü, şimdilerde fark edenleriniz var mı?
Bizce de geç oldu.
Dar gelirlilerin ocakları battıktan ve küçük yatırımcılar çarpıldıkça çarpıldıktan sonra…
...***
Ahmet Gürsoy 13 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Muhalefet doğru dürüst açıklayacak mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
""Ne zaman adayınızı açıklayacaksınız? Adayınız kim?" baskısından, "Ekonomiyi nasıl düzelteceksiniz?" sorusu çok daha önemli. Birincisini iktidar çevreleri baskılıyor. Amacı ve niyeti açık. "Açıklasınlar biz onu gagalar, troll ordusuyla bitiririz" diye hesap etmekteler. Tabii tersini düşünenler de yok değil. "Açıklasınlar canım. Halk onu tanısın. Kendisiyle konuşsun. Halk arasında gezsin. Daha şimdiden halka ısınsın" görüşündeler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kim haklı? Bu sorunun herkes için doğru kabul edilecek bir yanıtı yok.
Göreceli. Lakin halkın muhalefetten beklediği ve Türkiye'nin asıl gündemi olan "ekonomiyi nasıl düzelteceksiniz" sorusu, mutlaka mantıklı bir açıklamayı hak ediyor. Altılı Masa toplanıyor, dağılıyor tekrar toplanıyor ortada nitelikli bir açıklama yok.
Aynı şekilde parti genel başkanları da, şöyle madde madde ikna edici bir cümle kurmuyor.
Lafı dolandıran dolandırana.
"Hukuku düzelteceğiz" sözüyle başlıyor, "Ekonomimi güven ister" diyerek, adalet üzerinden konuşmaya devam ediyor.
Tamam, ekonomi hukuk ve adalet sistemi o da güvenle ilgilidir de, iktisadi olarak ne yapacaksınız kardeşim? Oraya gelince başlıyor konunun etrafında dolanmaya. Somut cümle istiyor herkes. Benim anlamadığım, somut cümle kurmak bu kadar mı zor? Yoksa muhalefettekiler bağlayıcı olur diye korkup böyle laf etmekten çekiniyor mu?
Anlayamadım. Mesela ekonomimize büyük zararlar veren kara delikleri kapatacağım. Bunlar, israf, yolsuzluk, ihaleleri bire beş pahalıya yaptırmak, iki arabayla gidilecek yere konvoyla gitmek, bir uçakla hep birlikte gidilecek yere üç beş uçakla ayrı ayrı gitmektir. Yap işlet devret yöntemiyle hazinenin altını oyan uygulamaları ortadan kaldıracağız, böylece hazine soyulmayacak.
Devletin tefeci faiziyle soyulmasının önüne geçeceğiz.
Hazine güçlenecek. Merkez Bankası kanunda yazıldığı gibi bağımsız olup ekonomiyle ilgili görevlerini tam yapacak.
Diyemiyor musunuz? Önce gelir artışını, çalışan dar gelirli kesimin alım gücünü artırıp vatandaşlarımızı rahatlatacağız, sonra enerji fiyatlarını sanayicimizin istikrarla kullanacağı hale getireceğiz. Kur artışı için şunu, enflasyon için bunları yapacağız diyecek iktisatçı yok mu muhalefette?
Var! E, mantığa büründürüp söyleyin o zaman. Hukuk sistemiyle başlayıp, adalet düzeniyle bitirirseniz, sizi kimse anlamaz. Yavan kalır. Nitekim parça bölük pek çok şey söylüyorlar ama dağınık olduğundan kimse neyi nasıl yapacaklarını anlamıyor.