Türkiye ile Yunanistan arasındaki toprak gerilimlerinin devam etmesi
Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Yunanistan'a yönelik herhangi bir eylemi "meşru müdafaa" olarak yorumladı. Hulusi Akar, Ankara'nın Doğu Ege Denizi'ndeki tartışmalı adaların silahsızlandırılması talebini bir kez daha gündeme getirdi ve Yunanistan'ın buna uymaması halinde Türkiye'nin önlem alacağı tehdidinde bulundu.
Türkiye ve Yunanistan'ın birçok ihtilafı var ve iki tarafın liderleri arasındaki görüşmelere rağmen iki ülke arasındaki ihtilaflar her yıl artıyor. Bu bağlamda, Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimlerin, Ege ve Akdeniz'deki Yunan adaları anlaşmazlığı, Yunanistan'daki Türk azınlığı ve okulları, petrol ve gaz mülkiyeti anlaşmazlığı da dahil olmak üzere çeşitli konularla ilgili olduğu söylenebilir. Akdeniz'deki kaynaklar ise bu alanda önemli bir ihtilaf konusudur.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkların bir kısmının, yetkililerinin karşılıklı tehditlerinden ve Türkiye'nin saldırgan politikalar benimsemesinden kaynaklandığı açıktır. Türk meselelerinde uzman olanların çoğu, Ankara yetkililerinin saldırgan politikalarını, Türkiye'nin komşu ülkeleriyle ilişkilerdeki sorunların ana nedeni olarak görmelerine sebep olmuştur. Örneğin, Türkiye'nin bölgedeki saldırgan politikasıyla ilgili olarak, Türkiye meseleleri uzmanı "Hakub Çakaryan" şunları söylüyor: "Türkiye'nin bütün komşularıyla sorunları var. Irak'ın Kürt bölgesini bombalıyor. İlham Aliyev hükümetinin de yardımıyla Güney Kafkasya'daki etkisini artırıyor. Suriye ve Irak'a saldırıyor ve tüm bu saldırgan politikalarla birlikte Türkiye'yi "barışçıl bir ülke olarak" tanıtıyor ve hemen hemen tüm çatışmalarda arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Erdoğan saldırgan politikasıyla, popülaritesinin düşmesini engellemeyi amaçlıyor. Türkiye saldırgan önlemlerle bir yere varamayacak. Birkaç aydır Suriye'ye askeri harekâttan bahsediyorlar. Türkiye kuzey Irak'ı, Suriye'yi ve Kürt kalelerini bombalıyor. Ama bunların sonucu sadece mağdur sayısının artmasıdır."
Erdoğan hükümetinin bu politikalarının bir yere varmayacağında şüphe yok. Özellikle Erdoğan hükümeti ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye'deki siyasi gücün ana müttefiklerinden MHP liderlerinin etkisi altında olduğundan bu durum daha da net olarak öngörülebilir.
Milliyetçi Hareket Partisi uzun yıllar Türkiye'nin siyasi gücünün zirvesindeydi. Ancak, bölgesel kalkınma ve yayılmacı politikasının özlemlerini asla gideremedi. Buna rağmen, Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, bu partinin de sözde Türkçü ve neo-Osmanlı fikirlerinin etkisi altında, Türkiye'nin toprağını genişlemeye ve yayılmacı siyasetleri ile ilgili yanlış politikalar üretmeye çalışıyor. Erdoğan hükümeti fahiş harcamalara ve Türkiye ekonomisini mahvetmesine rağmen, milliyetçilikten kaynaklanan en ufak toprak taleplerini ve sloganlarını gerçekleştiremezken üstelik, tam tersi bu politikalar ülkenin ekonomik ve askeri gücünün farklı boyutlarının zayıflamasına da yol açmıştır.
Bu koşullara rağmen, Türkiye Cumhurbaşkanın son dönemde kendisini eşsiz bir lider ve Türkiye'yi dünyanın en güçlü ülkesi olarak tanıtmak için ekstra çaba sarf ettiği, bu yorumların ve medya propagandasının sadece ülke içine yönelik olduğu açıktır. Bölge ve dünya düzeyinde, Türkiye'nin gerçek resmi tamamen tanımlanmış ve bilinmektedir ve bunun propagandayla değiştirilmesi de mümkün değildir.
Görünen o ki Türk makamlarının tehditlerine rağmen geçtiğimiz aylarda Yunan hükümeti, ABD, Avrupa Birliği ve ırkçı İsrail rejimi desteğiyle, tüm politikalarını adalarda uygulamış, Ege Denizi'ne bile gücünü dayatmak istemiştir. Öte yandan, Türk makamları basitçe uygulanamaz tehditler savurmaya ve Türk milliyetçiliğini teşvik etmeye başvurdular ki bu sadece Erdoğan hükümeti için başarısızlık getirmekle kalmadığı, aynı zamanda ülkeyi bölgede ve dünyada yeni tehditlere maruz bıraktığı görülüyor./