Alman siyasileri Türkiye'nin AB üyeliğine son verilmesini istedi
Türkiye’deki anayasa değişikliği referandumu sonrası Alman siyasetçilerden, AB ile Türkiye arasındaki tam üyelik müzakerelerine son verilmesine yönelik talepler gelmeye devam ediyor.
Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik görüşmelerinin kesilmesini talep eden Alman Hür Demokrat Parti (FDP) Genel Başkan Yardımcısı Wolfgang Kubicki'den sonra Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) milletvekili Wolfgang Bosbach da ‘Türkiye'nin mevcut yönetimle AB'ye katılabileceğini sanmanın doğru olmayacağını', söyledi.
Bosbach ‘Bild' gazetesine yaptığı açıklamada, ‘AB üyeliğine hazırlık amacıyla Türkiye'ye yapılan milyarlarca Euro'luk yardımın iltica nedenleriyle mücadelede kullanılmasını' istedi.
Alman FDP'nin Avrupa milletvekili Aleksander Lambsdorff ‘Focus' haber sitesinde yayınlanan demecinde ‘Türkiye yardımlarının zamana uymadığını, Türkiye'nin AB üyesi olabileceğine kimsenin inanmadığını ve bu sebeple üyeliğe hazırlık amacıyla yapılan yardımlara son verme zamanının geldiğini' dile getirdi.
Alman Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisi grup başkanı Gerda Hasselfeldt Almanya'daki Türk vatandaşlarının tercihinden üzüntü duyduğunu belirterek "Sonuçlara inanacak olursak, ülkemizde her türlü özgürlükten yararlanabilen Türklerin büyük çoğunluğu ya oylamaya katılmadı ya da anayasa değişikliğini kabul etmekle kendi vatandaşlarını bundan böyle otoriter bir devlette yaşamaya mahkûm etmiş oldu”, dedi.
Almanya AB'nin kurucu ve önemli üyelerinden biri olarak aynı zamanda AB konseyinin üyesi olarak da Türkiye'nin, yapılan son ana yasa referandumu ardından bu konseyden çıkarılmasını istemiş ve bu yönde sert açıklamalarda bulunmuştur.
Türkiye anayasa değişikliğine verilen son sarsıntılı ve zayıf evet ardından artık Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı ilk konuşmasında AB'ye sert eleştiriler yönelterek bu referandum sonrası ikinci referandum adımının ise idam cezasının Türkiye'ye geri getirtilmesi yönünde olacağını bildirmiş ve AB ile resmen kafa tutmuştur. Bu ise Türkiye'nin AB'ya üyelik süreci öncesi vermiş olduğu taahhütlere ve AB kriterlerine tamamen ters düşmektedir.
Bilindiği üzere Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci, 1963 yılında Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık anlaşması imzalamasıyla başlamış ve 1987 yılında tam üyeliğe başvurmasıyla ivme kazanan süreçtir. 1999 yılında AB üyeleri tarafından aday olarak kabul edilen Türkiye, 2005 yılında 35 başlık altında tam üyelik müzakerelerine başladı. Görüşmeler için belirlenen başlıklar aslında Türkiye'de var olup de AB kriterlerine tamamen ters düşen yasalardı. Nitekim daha önceleri yapılan anayasa değişiklikleriyle bu yasaların bir çoğu Türk anayasasından çıkarılmış ve AB'ye katılım yönünde istenen değişiklikler bir ölçüye kadar gerçekleşmişti. İdam kanunu da bu değişikliklerdendi. Fakat Temmuz 2016 darbesi sonrası darbecilerden bir çoğunun yakalanarak hapse atılması ardından Türkiye cumhurbaşkanı Erdoğan ve öteki yetkilileri tarafından idam cezasının geri getirtilmesi zarureti defalarca dile getirtilmiş bulunuyor. Ancak daha ilk baştan itibaren AB Türkiye'nin bu yöndeki eğilim ve taleplerine sert karşı çıkmış ve Ankara'nın bu yönde her hangi bir adım atmasının gerçekte Türkiye'nin AB üyeliğinden feragat ettiği anlamına geleceğini bildirmiştir.
Şimdi ise anayasa değişiklik referandumda Erdoğan cenahının kıl payı kurtarması ve değişikliği kabul ettirmesi ardından AB'nin Erdoğana aşırı yetki ve güç kazandıracak olan bu değişikliğe soğuk yaklaşması ve hatta referandum sonuçlarına itirazda bulunmasına rağmen Ankara şimdi de idam cezasıyla ilgili kanun değişikliğinin yapılarak referanduma konulması zaruretinden söz ediyor ve bununla da AB'li yetkililerin sert açıklamalarını üzerinde topluyor.
Bu gidişatın devam etmesi ise Türkiye'nin AB üyeliğine muhalefetin daha da sertleşmesi ihtimalini beraberinde bulunduruyor. Nitekim AB'nin en önemli ülkeleri ve ağır toplarından Almanya'nın resmen Türkiye'yi AB konseyinden çıkarılmakla tehdit ettiğine ve hatta Almanya'daki Türklerle ilgili sert açıklamalar yaptıklarına şahid oluyoruz. Bilindiği üzere Avrupa konseyine Belarus ve Kosova dışında 47 ülke üyedir. Bu konsey 1949 yılında ikinci dünya savaşı sonrası Avrupa'nın ilk önemli kuruluşu olarak tesis olmuştur ve Türkiye de aynı yıl bu örgüte üye oldu. Şimdi ise Almanya tarafından dile getirtilen bu tehdidin öteki üyeler içerisinde de geniş destek göreceği ihtimal dışı değil. Bu durumda Ankara, Erdoğan'ın tek kişilik hükümetini ön gören son ana yasa değişikliğinden feragat etmek veya Avrupanın önemli bir kuruşu üyeliğinden çıkmak gibi iki yoldan birini tercih etmesi gerekecek.