Trump'ın Golan Kararının Hedefleri
Amerika Başkanı Donald Trump bir kez daha yasa dışı başka bir karara imza atarak Korsan İsrail Rejiminin Suriye'nin Golan bölgesine olan hakimiyetini tanıdığını bildirdi. Trump'ın bu yasa dışı girişimi ile ilgili önemli sorular akla gelmektedir. Acaba Trump bu tartışmalı karardan hangi hedefler ve sonuçlar peşindedir?
Görünen o ki Donald Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve bu korsan rejimin işgal altındaki Golan bölgesine olan hakimiyetini tanıması gibi kararları ile belli başlı beş hedef peşindedir.
İlk hedef çerçevesinde Donald Trump İsrail'in Lübnan, Suriye ve Filistin arasındaki toprak anlaşmazlıklarını işgalci rejim lehine sonuçlandırmak istiyor.
Trump'ın bu hedefi, İsrail rejiminin coğrafi siyasetleri doğrultusunda yapılmaktadır. Siyonist Rejim İsrail yerleşim yerleri inşa etmek ve Filistinlileri göçe zorlamak sureti ile işgalcilik mahiyeti taşıyan coğrafi olarak genişleme ve yayılmacılık peşindedir. Bu yüzden Trump da aslında Filistin'e ait olan Kudüs'ü ve Suriye'ye ait Golan bölgesini İsrail'in hakimiyetinde kabul ettiğini bildirmektedir.
Trump'ın bu girişiminin ikinci hedefi ise jeopolitik öneme sahip olan Golan bölgesinin Siyonist Rejim için arz ettiği ehemmiyetten dolayı bu bölgenin hakimiyetinin bu rejimde kalmasını sağlamaktı.
Golan bölgesi bol su kaynaklarına sahip bir bölge olarak İsrail için çok önemli bir bölgedir. Golan tepeleri bölge için önemli su kaynağı ve hatta en temel su kaynağıdır. İsrail ise ihtiyacı olduğu suyun yağışlar yolu ile temininde üçte birlik oranda Golan bölgesine bağlıdır.
Ürdün nehrini besleyen Banyas nehri de Golan tepelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra bu bölgede iki başka nehir de yer almaktadır. Buna karşın Ürdün nehri de işgal altındaki topraklarda bulunan Celil adı ile de bilinen Taberiye gölüne dökülmektedir. Golan bölgesinin kaybedilmesi ise Siyonistler için bu gölün de kaybedilmesi anlamı taşıyor.
Batı Asya'daki su krizine bakıldığında ise Golan bölgesinin Siyonist Rejim tarafından işgali, korsan rejimi su ihtiyaçları bakımından uygun bir duruma getirmektedir. Aynı zamanda Golan bölgesi petrol kaynakları açısından da Siyonist Rejim için büyük bir önem arz etmektedir. Golan tepelerinde petrol rezervleri bulunmaktadır. Bu petrol rezervlerinin Siyonist İsrail Rejimine yıllarca yeteceği tahmin edilmektedir.
Bu sinsi girişimler ve kararlardan güdülen üçüncü hedef ise Trump'ın iktidarda kalması için her yola başvuracak birisi olmasından kaynaklanmaktadır. Donald Trump Amerika başkanlığı görevini yürütmekte olsa da ancak o 2020 başkanlık seçimi için demokrat adaylar ile sıkı bir rekabet yaşayacaktır. Trump bu rekabeti kazanıp Beyaz Saray'da 2024'e kadar kalmak için Yahudi lobisinin desteklerine özel bir yer ayırmıştır. Bu yüzden Trump Kudüs ve Golan ile ilgili Siyonist Rejim lehindeki kararları ile gelecek Başkanlık seçimlerinde Yahudi lobisinin destekleri ve himayesini arkasına almak istiyor.
Bu çarpıcı kararların dördüncü hedefini de bu kararların zamanlamasında aramak gerekir. Trump Golan kararnı tam da İsrail'in erken parlamento seçimlerinin düzenlenmesinin eşiğinde olduğu bir dönemde açıkladı. Trump'ın böyle bir dönemde Golan kararını açıklaması Binyamin Netanyahu'ya gelecek seçimlerde yardım mahiyeti taşıyor. Çünkü Netanyahu mevcut dönemde yolsuzluk dosyaları ile başı dertte olduğu ve aynı zamanda da işgal altındaki kamuoyunun baskıları altında olduğu bir süreç yaşadığı söylenebilir. Hatta Likud partisinin kazandığı takdirde bile Natanyahu'nun Başbakan olarak görevine son verilmesinden bile söz edilmektedir.
Mısır'ın El Ehram haber sitesinde yayımlanan Mukerrem Muhammed Ahmed'in yazdığı yazıda şöyle bir değerlendirmede bulunulmuştur:" Golan, İsrail başbakanı için değerli bir hediyedir. Bu hediye Netanyahu'nun gelecek Knesset seçimlerinde rakiplerini yenmesi ve Likud ittifakının Siyonist Rejim'e 13 yıllık iktidarının sonlanmasını engellemesine imkan vermektedir. "
Bu kararlardan güdülen beşinci hedef ise Amerika'nın 8 yıl boyunca Suriye krizine karışıp bu ülkedeki siyasi düzeni değiştirmeye çalışması ve tabii bu süreçte başarısız olması ile alakalıdır.
Bu çerçevede Amerika terör gruplarını destekleyerek Suriye coğrafyasını değiştirmeye çalıştı ancak bu hedefinde şimdiye kadar belli bir başarı elde edememiştir.
Görünen o ki Trump bir kez daha aynı hedef çerçevesinde Golan bölgesini İsrail'e hibe etmek kararını vermiştir.
Bu hususta siyasi uzman Bessam Tahan, Sputnik haber ajansına verdiği mülakatta bu hususta şöyle bir değerlendirmede bulundu:" Trump'ın hedeflerinden biri de Batının arzusunun gerçekleştirilmesi ve Suriye'nin parçalanmasıdır. Bu arzunun gerçekleştirilmesi için ilk adımlar Siyonist Rejimin Golan bölgesine olan hakimiyetinin tanınması ile atılmıştır. Muhtemelen bu karar Suriye'nin doğu bölgesi yani Fırat'ın doğusunu da kapsamaktadır."
Bu bağlamda bir başka önemli soru da Trump'ın Golan kararının doğurabileceği sonuçların neler olduğudur?
Genel olarak Trump'ın Golan bölgesine ve ayrıca Kudüs'e yönelik kararının bölgesel ve küresel çapta sonuçlar doğurduğu ve doğuracağı söylenebilir.
Bölgesel çapta Amerika başkanının kararı önemli ve görülebilir sonuçlar doğuracaktır.
İlk olarak Trump'ın bu kararları Batı Asya bölgesinde şiddetin tırmanmasına ve özellikle de İsrail ve Direniş Ekseni arasındaki gerginliklerin artmasına yol açacaktır. Filistin halkı son bir yılda Geri Dönüş Yürüyüşleri ile Trump'ın Kudüs'ü İsrail'e ait bilmesi kararına tepki koyarak Siyonist İsrail'in yayılmacı siyasetleri karşısında dik duracaklarını gözler önüne sermektedir.
Bu doğrultuda Filistinliler son bir yılda Geri Dönüş Yürüyüşlerinin 266 şehit ve yaklaşık 27 bin yaralıya mal olmasına rağmen bu yürüyüşlerin ilk yıldönümünde bu protesto gösterilerine devam etmelerine yapılan vurgu Filistinlilerin ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir.
Böyle bir durum Suriye ve Siyonist İsrail ilişkilerinde daha şiddetli bir şekilde tezahür edecektir. Çünkü Suriye toprak bütünlüğü ve milli egemenlik ve birliğine de sahip bir ülke olarak kendi coğrafyasını Siyonistlere karşı savunmak için daha fazla potansiyelden yararlanmaktadır.
Kimi raporlara göre Trump'ın Golan'a yönelik kararı, Esad yanlısı veya muhalifi yurt dışında yaşayan Suriyelilerin de tepkisini topladı. Suriyelilerin hepsi Golan bölgesinin Siyonistlerin işgalinden kurtarılmasına vurgu yapmaktadır.
Bir başka taraftan ise Trump'ın kararı, Golan bölgesinin nüfusunun ve coğrafyasının Siyonist İsrail lehine değişmesine yol açacaktır. Golan tepeleri yaklaşık 1800 kilometre karedir. Bunun 1200 kilometre karesi Korsan İsrail tarafından işgal edilmiştir. Bunun yanı sıra Siyonist yerleşim yerlerinin yüzde 10'u da bu bölgede yer almaktadır. Bu çerçevede Golan'da 30 Siyonist sitede 20 bin Siyonist yaşamaktadır.
Aynı zamanda işgal altındaki Golan bölgesinde 24 bin Suriyeli de yaşamını sürdürmektedir. Bunların çoğu ise Suriye'nin Dürzi azınlığına mensup olanlardır. Bu Suriyeliler hala İsrail kimliği almaktan sakınıp kendilerini Suriyeli olarak tanımlıyorlar. İşte Trump'ın bu kararı Golan bölgesinde yaşayan Suriyelilerin Siyonist İsrail tarafından göçe zorlanmasına yol açabilir.
Küresel bazda da Trump'ın Golan kararının yan etkileri söz konusudur.
İlk olarak uluslararası kuralların küresel bazda kuralcılık iddiasında bulunan Amerika tarafından itibarsızlaşması önemli bir noktadır. BMGK 1981 yılındaki 497 sayılı kararı gibi kararları ile Golan bölgesinin Siyonist Rejime verilmesine karşı çıktı. Bu karar, Siyonist Rejimin Golan bölgesini sözde topraklarına katma kararını feshetmesini istiyordu. Şimdi ise 1981 yılında bu karara onay veren Amerika, Trump'ın bu kararı ile uluslararası kuralları ihlal ederek itibarsızlaştırmıştır.
Bu doğrultuda İranlı uluslararası ilişkiler uzmanı Mehdi Alihani, Trump'ın kararını, kolonyalizm dönemi kararları ile karşılaştırarak şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır:" Donald Trump'ın Siyonist İsrail'in Golan bölgesine olan hakimiyetini tanıması kararı, eşi benzerine sadece sömürgecilik döneminde rastlanabilecek bir karardır. Bir ülkenin başkanı uluslararası kuralları hiçe sayarak resmi bir şekilde başka bir ülkenin parçasını bir işgalciye ait olduğunu bildirmesi muasır dönemde istisnai bir durumun meydana gelmesine yol açmıştır. "
Bunların yanı sıra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 242 sayılı kararı ile de savaş ile toprakların bir ülkeden alınamayacağı ve koparılamayacağına vurgu yapılmıştır.
Amerika Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard Haass, Trump'ın Siyonist Rejimin Golan bölgesine olan hakimiyetini tanımasına karşı çıkarak bu girişimin Batı Asya'daki barış sürecinin ihlali olduğuna değinerek uluslararası düzenin en önemli ilkesinin savaş yolu ile toprakların koparılamayacağı olduğunu, bunun da Trump'ın bu kararı ile ayaklar altına alındığına vurgu yaptı.
Trump'ın bu kararı ile, küresel bazda Amerika kararlarına yönelik muhalefet arttı. Birçok ülke Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve İşgalci Siyonist Rejimin Golan bölgesine olan hakimiyetini desteklemesi kararını, oldu bitti siyaseti olarak değerlendirmektedir. Böylece Donald Trump tek taraflı olarak başka ülkelerin özellikle de Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinin onayı olmadan önemli bir kararı tek başına vererek, oldu bittiye getirmek sureti ile siyasetlerini yürütmek istemiştir.
İşte Trump'ın bu emrivaki tutumu, küresel bazda da büyük eleştirilere yol açmıştır. Çünkü mevcut çağda uluslararası düzende tek taraflılık devri sona ermiştir.
Bu çerçevede BMGK 27 Mart yani Trump'ın Golan kararının verilmesinin sadece iki gün ardından acil bir toplantıya gitti. Bu oturumda Amerikan temsilcisinden başka kimse Trump'ın kararını desteklemedi. Tam tersi Güvenlik Konseyindeki 14 üye de bu karara açık bir şekilde karşı çıktı. Böylece Amerika son yıllarda, bir kez daha Güvenlik Konseyinde inzivaya sürüklenerek mahkum edildi.
Bunun yanı sıra Güvenlik Konseyinin bu oturumunda Almanya, Fransa, Britanya, Belçika ve Polonya'dan oluşan beş üye resmi bir bildiri yayımlayarak " 1967 yılından beri İsrail'in işgalinde bulunan Golan bölgesinin İsrail'e ait olduğunu tanımadıklarını bildirdiler.
Bu bildiride şöyle bir vurgulama yapıldı:" Toprak parçalarının kaba kuvvet aracılığı ile koparılması, uluslararası kurallara aykırıdır."
Burada dikkat çekici olan nokta ise Trump'ın bu gibi girişimlerinin Amerika'nın içinde bile muhalefetlere yol açmasıdır. Çünkü çoğu Amerikan analistleri ve siyasileri bile Amerikan başkanının tek yanlı ve yasa dışı girişimlerinin Amerika'nın küresel düzeydeki konumunu kaybetmesine yol açacağı yönündeki fikirlerini açıklamıştır.