İhanet anlaşmasının güvenlik sonuçları
Birleşik Arap Emirlikleri’nin siyonist rejim ile resmi diplomatik ilişkilerin kurulması için vardığı ihanet anlaşmasının çeşitli güvenlik sonuçları vardır.
Aslında Birleşik Arap Emirlikleri ve siyonsit rejim daha önce de çeşitli alanlarda ilişkileri vardı ve hatta “Israel Hayom” gazetesi de Benyamin Netanyahu’nun son iki yılda iki kez gizlice Abu Dabi’yi ziyaret ettiğini yazdı. Fakat yine de bu gibi ilişkiler taraflara veya batı Asya bölgesi için güvenlik sonuçları olmazken söz konusu ilişkilerin alenileşmesi, taraflar ve bölge için güvenlik açıdan sonuçları olacaktır.
İhanet anlaşmasının güvenlik sonuçlarından biri, bölgede ekonomi gelişmenin örneği olmaya çalışan Birleşik Arap Emirlikleri’nin güvensizlikle karşı karşıya kalmasıdır, hal bu ki ekonomi gelişmenin ön şartlarından biri, güçlü güvenliktir.
İhanet anlaşmanın açıklanmasından 72 saat bile geçmeden Birleşik Arap Emirlikleri’nin Libya büyükelçilik binası ateşe verildi. Libyalı protestocular ihanet anlaşmasına itiraz için Trablus’ta Birleşik Arap Emirlikleri’nin elçiliğine saldırarak binanın bir kısmını yaktılar. Tabi ki bu olayın diğer elçilikler için de tekrarlanması muhtemeldir.
Abu Dabi Yemen’e karşı Suudi koalisyonun temel üyelerindendir. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’e karşı eylemlerinin artması ardından geçen yıl bu ülke el-Fuceyre patlaması ve ülkenin güvenliğini hedef alan Yemen halk komiteleri ve ordunun operasyonlarına şahit oldu. Tabi ki bu konu Abu Dabi yöneticilerinin endişesi ve de iç ihtilafların yoğunlaşmasına sebep oldu. Sonuçta Abu Dabi kendi askerlerini Yemen’den çekerek savaştaki ortaklığını da azaltmaya karar verdi.
Bu arada siyonist rejime yönelik İslam dünyası kamuoyunda duyulan nefretten dolayı, rejim ile her türlü resmi ilişkinin kurulması ise yönetim ve ülke içinde bir çok güvenlik sonuçları olabilir.
Bunun sebeplerinden biri Birleşik Arap Emirlikleri ve siyonist rejim arasında sağlanan anlaşmanın İsrail'in Amerika desteğinde Filistinlilere karşı şiddetini doruğa taşıdığı zaman sağlamasıdır, böylece bu anlaşma korsan rejim cinayetlerine bir nevi destek sayılacaktır.
İhanet anlaşmasının bir diğer güvenlik boyutu, Filistinli grupların tepkileri olacaktır. İhanet anlaşması Filistinlilere hiçbir imtiyaz vermezken, barışa karşı toprak içeriği olan 1987 Camp David ve 1974 Arabe Vadisi anlaşmalarına rağmen barışa karşı barış anlaşmasıdır. “Getirisiz” olan bu anlaşma Filistinlilere, batı Asya’nın her zamankinden daha ziyade “kendi kendine yetme”ye yaklaştığı gibi bir başka önemli mesaj da vermektedir. Kendi kendine yetme, uluslararası ilişkilerde realist teorinin merkezi odağıdır ve anarşik küresel ortamda her ülkenin güvenlik konusunda kendine yeterli hale gelmesi gerektiğini belirtiyor.
Başka bir ifade ile ihanet anlaşması, Filistinlilere kendilerini savunma konusunda sırf ortak Arap kimliğe sahip oldukları için Arap ülkelerine güvenmemelerini, zira İsrail ile resmi ilişkiler kurmak isteyen Arap ülke sayısının artabileceği ihtimalini gösteriyor.
Bu bağlamda Filistin İslami direniş hareketi Hamas siyasi büro üyesi Halil el-Heyye Birleşik Arap Emirlikleri yönetimi ve düşman İsrail ile ilişkileri normalleştirme anlaşmasının Arap vahdetine darbe indireceğinin altını çizerek, ilişkileri normalleştirme ve ilhak projesine karşı, içeride ve dışarıda Filistinli gruplar arasında faaliyetlerin yoğunlaştığını duyurdu.
Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik güvensizliğin artması veya Abu Dabi yönetimi içinde ihtilafların baş göstermesi ayrıca Filistinliler ve siyonist rejim arasında gerginliklerin artması, batı Asya’da büyük ölçüde tehditleri arttırıyor. Bu yüzden Halil el-Heyye’nin bölgenin her an İsrail'in zorbalığına karşı mücadelede patlama noktasına gelebileceği uyarısını bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor./