Normalleşme Süreci ile Mücadelede Filistin'in Seçenekleri
BAE ve Bahreyn'in Siyonist Rejim İsrail ile ilişkilerini normalleştirme girişimlerinin ardından Filistin'in bu sürece karşı mücadelede hangi girişimlerde ve tepkilerde bulunabileceği sorusu akla geliyor.
Gerçekte Siyonist Rejim İsrail ile ilişkileri normalleştirme yeni bir olay değildir. Bu süreç BAE ve Bahreyn ve de diğer gerici Arap ülkelerin Siyonist Rejim ile dolaylı ilişkiler kurması ile başladı ve şimdi de tamamen alenileştirildi. Filistin ise bu sürece karşı mücadelede farklı seçimlere ve girişimlere baş vurabilir.
İlk seçenek, Filistin Özerk Teşkilatı'nın pratik adımıdır. Filistin Özerk Teşkilatı Siyonist Rejim İsrail ile uzlaşma ve müzakerenin hiçbir sonucu olmadığını ve sırf yenilgiye mahkum olduğu gerçeğinin farkına varmalıdır. Bu yüzden Ramallah, müzakere ve uzlaşma yaklaşımını devre dışı bırakmakta ve bu süreci durdurmakta ciddi bir tutum sergilemelidir. Aynı zamanda Arap Birliğinin de yeni normalleşme anlaşmalarına gösterdiği tepkiler de bu tür birliklerin Filistin'in çıkarlarını pratikte hiçe saydıklarını gözler önüne serdi. Bu yüzden Filistin Özerk Teşkilatı bu tür işlevsiz kurum ve kuruluşlardan çıkmalıdır.
İkinci seçenek ise Filistin Özerk Teşkilatı'nın Arap ve İslami ülkeler yerine milletleri ile ilişki kurmaya çalışmasıdır. Aslında İslam İnkılabı Kurucu Lideri İmam Humeyni de İslam İnkılabı zaferinin ardından doğrudan İslami ve Arap milletlerini muhatap aldı. Çünkü İmam Humeyni de Arap hükümetlerinin Siyonist Rejim ile uzlaşmak istediklerini ve bu yönde adım attıklarını biliyordu. Buna esasen İslam İnkılabı Kurucu Lideri Ramazan ayının son Cuma gününü Kudüs günü olarak adlandırmışlardı. Şimdi de uzlaşmacı Arap hükümetlerinden umudunu kesen ve onların riyakar yüzünü açıkça gören Filistinli gruplar ve hükümetler bu kez İslam ve Arap ülkeleri milletleri ile doğrudan bağ kurmayı hedeflemişlerdir. Bu doğrultuda Filistin İslami Direniş Hareketi-HAMAS temsilcisi Halit Kuddumi Tahran'da İslami milletler ile bağların kurulması zaruretine ve İslami milletlerin küçücük Arap ülkelerinin Siyonist Rejim İsrail ile ilişkilerini normalleştirme ve Filistinlilerin haklarını ihlal etmeye tepki göstermelerine vurgu yaptı.
Filistinlilerin üçüncü seçeneği ise Siyonist Rejim İsrail ile sağlanan bu normalleşme anlaşmalarının boyutları, sonuçları ve yan etkilerini açık bir şekilde anlatmaktır. Bir yandan gerici Arap ülkelerin Siyonist Rejim İsrail ile normalleşme anlaşmasını imzalarken bunu hiç bir şeye karşılık imzaladıkları anlatılmalıdır. Bir diğer yandan ise Amerika'nın Arap ülkelerine yönelik baskıları ve bu ülkelerin Amerika baskılarına karşı teslim oldukları meselesi de belirginleşmelidir. Gerçekte Siyonist Rejim ile ilişkileri normalleştirme sürecinde Arap halkının çıkarları göz önünde bulundurulmamış sırf Arap hükümdarlar ve onların Batı'ya bağımlılıkları düşünülmüştür. Bu da İsrail ile ilişkilerini normalleştiren Arap ülkelerde yönetim ve halk arasında büyük çatlakların olduğunu gösteriyor.
Aynı zamanda Arap kamuoyunun hükümetlerinin Siyonist Rejimi meşrulaştırmak istedikleri ve Filistinlilerin meşruiyetsizliği yönünde çaba gösterdiklerini anlamaları şarttır. Arap kamuoyunun ikna edilmesi ve bilgilendirilmesi bu ülkelerde ciddi kaygılara ve korkulara neden olmuş ve onların meşruiyet krizini körüklemektedir.
Filistin'in önündeki dördüncü seçenek ise aktif direniş stratejisinden yararlanmaktır. Uzlaşma ve müzakerenin bir kenara bırakılması aktif direnişe yol açan sürece yol açabilir. Batı Şeria-Gazze Şeridi ikileminin kenara bırakılması da Siyonist Rejimin korkmasına ve ürkmesine de neden olacaktır. Direnişin Filistin milli kimliği çerçevesinde tanımlanması ve de bölge düzeyinde direniş imkanlarından yararlanılması Arap uzlaşmacılara ve Siyonist Rejime ağır darbeler indirecektir.