Arap Ülkelerinin Kudüs Savaşına Yaklaşımı
Irkçı İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşı geçen Pazartesi günü pratikte başlamış oldu. Gazze'deki Sivil Savunma Teşkilatı Cumartesi günü yaptığı açıklamada, savaşta şu ana kadar 39'u çocuk 22'si kadın toplam 139 Filistinli'nin öldürüldüğünü duyurdu. Filistin Sağlık Bakanlığı da Cuma akşamı İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılarda en az 950 kişinin yaralandığını duyurdu.
Bu koşullar altında Arap ülkelerinin Gazze'ye karşı savaşa nasıl tepki verdikleri sorusunun cevabı merak edilmeye başlandı. Aslında Arap ülkelerinin tepkisi üç kategoriye ayrılabilir.
Şimdiye kadar çoğu Arap ülkesinin tepkisi açıklama düzeyinde bu saldırıları kınamak oldu. Suudi Arabistan dahil çoğu Arap ülkesi İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki savaşını kınadı. Aslında bu ülkeler, sözlü kınamadan başka bir Arap devleti olarak Filistin'e yardım etmek için hiçbir şey yapmadılar. Bu, Filistin'e Arap ülkelerinden daha fazla destek olduğunu iddia eden ve Filistinlilere yardım etmek için pratik adımlar atmayan Ürdün için bile geçerlidir. Bu durum ve pasiflik o kadar belirgin ki savaşın üzerinden birkaç gün geçmesine rağmen 1100'ü aşkın Filistinlinin şehit ve yaralanmış olmasına karşın, Filistin'in üyesi olduğu Arap Birliği de dahil olmak üzere Arap kurumları bu konuda herhangi bir toplantı düzenlememiştir.
İkinci tepki şekli, ateşkes sağlama yönündeki girişimlerdi. Mısır ve Katar gibi ülkeler bu yönde çalışıyor. Ateşkes sağlama yönündeki girişimler diplomatik bir hareket olsa da, çatışma ve savaşın temelini yok edemiyor.
İsrail rejimi Kudüs'te yaşayan Filistinlilere yönelik şiddetine son verirse ateşkes mantıklıdır. Ancak Siyonist Rejim İsrail'in Kudüs'te bazı Arap ülkeleri aracılığında Filistinlilere yönelik şiddetten geri adım atmasına dair hiçbir işaret yoktur.
Batı Asya meseleleri uzmanı Sadullah Zarei bu hususta şöyle diyor: "Siyonist rejim, savaşı durdurmak için bu kez de Mısır'a, Katar'a ve Batı Eksenine başvurdu. Ancak bunların hepsi boşa gitti. Mısırlıların büyük ısrarına rağmen, Filistin direnişi bu kez baskı altında kalmadı. Ateşkes anlaşmasına karşı çıktı ve Gazze'ye yönelik Siyonist saldırıların sona erdirilmesinin bir başarı olmasına rağmen, İsrail'in bu kez Kudüs halkına yönelik saldırılarına sonsuza kadar son vermesi gerektiğini ilan etti."
Dolayısıyla mevcut durumda ateşkes anlaşmasının Siyonist rejim lehine olduğu bile söylenebilir. Onların isteği de bu yönde olabilir.
Üçüncü Arap ülkeleri grubu ise, ne bu saldırıları kınayan ne de ateşkes için çalışan Arap ülkeleridir. BAE ve Bahreyn bu ülkeler arasında yer almaktadır. Nitekim geçtiğimiz yıl İsrail ile ilişkilerini normalleştirme planını uygulayan bu ülkeler, İsrail'e destek vermişcesine bu cinayetler karşısında da sessiz kaldılar. Kuşkusuz, İsrail'in Filistinlilere karşı son zamanlarda işlediği suçların yanı sıra yaklaşık 1100'ü aşkın Filistinlinin şehit edilmesi ve yaralanması, sözde Yüzyılın Anlaşması ve rejimle ilişkilerin normalleşmesinin sonucudur.
Son olarak, bazı Arap ülkelerinin pasifliği, ırkçı İsrail'in geri çekilmesinden söz etmeden ateşkes girişimleri ve diğer bazı Arap ülkelerinin "zorunlu veya destekleyici sessizliği" İsrail rejiminin Filistinlilere yönelik cinayetlerini şiddetlendirmesine neden oldu. Hatta bu ülkelerden bazıları, direniş gruplarına karşı söylentiler yayarak medyalarını bu savaşta kendilerini savunmaları için Siyonist yetkililere hizmetlerine sundular. Bu bağlamda Gazze'deki Filistin İslami Cihad sözcüsü Tarık Selmi, bazı Arap medya kuruluşlarının işgal ordusunun katil subaylarına ev sahipliği yaptığını,bu katillerin de terör suçlaması ve mazlumların öldürülmesi ithamından kaçınmaya çalıştıklarını söyledi. Tarık Selmi, katillerin yaymaya çalıştıkları zehirli ve yanlış iddialardan birinin de direnişin sivilleri canlı kalkan olarak kullanması olduğunu sözlerine ekleyip, bunun savunmasız kadınlar, çocuklar, yaşlıların planlı bir şekilde öldürülmesi ithamlarını aklamak doğrultusunda olduğunu belirtti.