İsrail’in Afrika’daki Nüfuz Tehdidi: Kara Kıtanın Bağımsızlığı İçin Gizli Bir Tehlike
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i286022-İsrail’in_afrika’daki_nüfuz_tehdidi_kara_kıtanın_bağımsızlığı_İçin_gizli_bir_tehlike
Parstoday – İsrail, uluslararası yalnızlıktan kurtulma çabaları çerçevesinde Afrika’ya yöneliyor. Siyonist rejimin Cumhurbaşkanı İshak Herzog, bu kapsamda Afrika’ya bir ziyaret gerçekleştirecek.
(last modified 2026-04-25T04:33:38+00:00 )
Kasım 11, 2025 03:09 Europe/Istanbul
  • İsrail’in Afrika’daki Nüfuz Tehdidi: Kara Kıtanın Bağımsızlığı İçin Gizli Bir Tehlike

Parstoday – İsrail, uluslararası yalnızlıktan kurtulma çabaları çerçevesinde Afrika’ya yöneliyor. Siyonist rejimin Cumhurbaşkanı İshak Herzog, bu kapsamda Afrika’ya bir ziyaret gerçekleştirecek.

Parstoday’in haberine göre, Siyonist rejim Cumhurbaşkanı İshak Herzog, İsrail ile Afrika ülkeleri arasındaki diplomatik ilişkileri güçlendirme çabaları çerçevesinde 10 Kasım Pazartesi günü Zambiya ve Kongo Demokratik Cumhuriyetini ziyaret edecek.

Bu ziyaret, Siyonist rejimin Gazze savaşı ve saldırgan politikaları nedeniyle kamuoyunun yoğun tepkisine maruz kaldığı, uluslararası arenada her zamankinden daha fazla yalnızlığa itildiği bir dönemde gerçekleşiyor. Bu nedenle İsrail’in Afrika’ya nüfuz etme girişimi, sıradan bir diplomatik proje değil; siyasi izolasyondan kaçış ve Siyonist rejimin uluslararası imajını yeniden inşa etme çabasıdır. İsrail, yıllardır insan hakları ihlalleri ve Filistinlilere karşı işlediği suçlar nedeniyle dünya genelinde kınanmakta ve özellikle Gazze’deki katliamların artmasıyla daha da tecrit edilmektedir.

Afrika’nın İsrail açısından önemi yalnızca ekonomik değildir. Bu kıtanın BM Genel Kurulu’nda elliden fazla oya sahip olması, zengin maden kaynakları, gelişmekte olan pazarları ve bazı devletlerin dış yatırımlara duyduğu ihtiyaç, Tel Aviv için stratejik fırsatlar yaratmaktadır. Siyonist rejime göre, her tarım, savunma veya teknoloji anlaşması sadece ekonomik kazanç değil, aynı zamanda siyasi bir yatırım anlamına gelir  bu yatırım, uluslararası kurumlarda kendisine yönelen kınamaları dengelemek için kullanılabilir.

Birçok Afrika ülkesi kalkınma için dış yatırıma ihtiyaç duymakta, İsrail de bu ihtiyacı fırsata çevirmeye çalışmaktadır. Tel Aviv’in Afrika politikası, yüzeyde tarım ve su alanlarında yatırım, gözetim ekipmanları satışı, güvenlik güçlerinin eğitimi, maden çıkarma anlaşmaları ve istihbarat iş birlikleri şeklinde görünmektedir. Ancak gerçekte bu faaliyetlerin amacı; bağımlılık yaratmak, meşruiyet kazanmak ve küçük Afrika devletlerini uluslararası baskılara karşı bir kalkan olarak kullanmaktır. Bu nedenle İsrail ile ilişkilerini sürdüren Afrika ülkeleri çoğunlukla bunu siyasi sempatiyle değil, ekonomik ihtiyaçlar, kredi ve finansal yardımlar veya güvenlik ve silah desteği beklentisiyle yapmaktadır.

Buna karşın, Afrika’nın geniş bir kesiminde siyasi ve sivil toplum çevreleri bu politikalara karşı çıkmaktadır. Sömürgecilik ve doğal kaynakların sömürülmesi hafızalarda tazedir ve çoğu Afrikalı, dış güçlerin kıtayı kendi çıkarları için kullanma girişimlerine karşı duyarlıdır.

Ayrıca, Güney Afrika’daki Apartheid karşıtı hareketten bu yana ırkçılık karşıtlığı, Afrika kimliğinin önemli bir parçası olmuştur. Bu nedenle, BM ve insan hakları kuruluşları tarafından apartheid rejimi olarak tanımlanan İsrail’in Afrika’da sıcak karşılanması beklenemez.

Birçok Afrika siyasi hareketi, İsrail’in kıtadaki varlığını eski sömürge mantığının devamı olarak görmektedir: Dış güçler “kalkınma ve iş birliği” söylemiyle gelir, fakat sonunda elde ettikleri sadece kendi çıkarlarıdır. Ayrıca İsrail’in güvenlik ve gözetim teknolojilerini bazı Afrika ülkelerinde iç kontrol ve siyasi baskı aracı haline getirme riski de ciddi bir endişe konusudur. Bu durum, kıtanın ekonomik bağımsızlığını ve bağımsız karar alma kapasitesini tehdit etmektedir.

İsrail’in Afrika Birliği’nde gözlemci üye olma girişimi bu konudaki en açık örneklerden biridir. Bu girişim, kıta genelinde büyük tepkilere ve bölünmelere yol açmış, birçok Afrika ülkesi Tel Aviv’in kabul edilmesini, Afrika’nın Filistin’le tarihsel dayanışma mirasının hiçe sayılması ve insan hakları ihlallerinin göz ardı edilmesi olarak değerlendirmiştir.

Afrika kamuoyu genel olarak Filistin halkıyla derin bir dayanışma içindedir. Bu nedenle İsrail ile yakın ilişkileri reddetmektedir. Gazze savaşı sırasında Güney Afrika, İsrail’i 1948 Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi’ni ihlal etmekle suçlayarak Uluslararası Adalet Divanı’na başvuran ilk ülke olmuş ve birçok Afrika ülkesi de bu davaya destek vermiştir.

İsrail’in Afrika’da ilişkilerini geliştirme çabalarının bir diğer amacı da, uluslararası baskılara karşı diplomatik bir kalkan oluşturmaktır. Ancak Afrika ülkeleri gerçek bağımsızlıklarını korumak istiyorlarsa, siyasi gülümsemelerin ve “teknik yardım” projelerinin ardında genellikle karmaşık siyasi ve güvenlik hesaplarının gizlendiğini fark etmelidirler.

Afrika bugün, sürdürülebilir kalkınmayı ve karşılıklı saygıyı temel alan ortaklıklara ihtiyaç duymaktadır siyasi bağımlılığa veya kaynak sömürüsüne yol açacak ilişkilere değil.

Sonuç olarak, sömürgecilik ve apartheid karşıtı mücadelelerle dolu bir tarihe sahip olan Afrika, İsrail’in nüfuz çabalarına karşı aynı direniş ruhunu korumalıdır. Filistin halkına yönelik işgal ve ayrımcılıkla suçlanan bir rejimin kabulü, Afrika’nın özgürlük ve bağımsızlık mirasıyla çelişmektedir. Kara Kıta, geçmişindeki onurlu direniş geleneğine sadık kalmak istiyorsa, Siyonist rejimin meşruiyet kazanma çabalarına karşı durmalı; bu, bağımsızlık, onur ve Afrika halklarının dayanışmasını korumanın tek yoludur.