Sömürgecilik neden unutulmaya terk edilemez?
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i288708-sömürgecilik_neden_unutulmaya_terk_edilemez
Parstoday – Cezayir Parlamentosu, ilk kez Fransa’nın 1830–1962 yılları arasında bu ülkedeki sömürgeciliğinin “suç sayılması”na ilişkin bir tasarıyı incelemeye başladı.
(last modified 2026-02-19T04:13:16+00:00 )
Aralık 22, 2025 06:27 Europe/Istanbul
  • Sömürgecilik neden unutulmaya terk edilemez?

Parstoday – Cezayir Parlamentosu, ilk kez Fransa’nın 1830–1962 yılları arasında bu ülkedeki sömürgeciliğinin “suç sayılması”na ilişkin bir tasarıyı incelemeye başladı.

Cezayir Parlamentosu’nda, ülkenin bağımsızlığından altmış yılı aşkın bir süre sonra “Fransız sömürgeciliğinin suç sayılması” tasarısının ele alınması, yalnızca hukuki ya da sembolik bir girişim değildir; bu adım, Cezayir ile Fransa arasındaki siyasi ve diplomatik anlaşmazlıkların merkezine “sömürge hafızasının” yeniden dönüşünü simgeleyen anlamlı bir işarettir.

İki ülke ilişkilerinin en gergin dönemlerinden birini yaşadığı bir ortamda, bu girişim geçmişe dönük olmaktan ziyade doğrudan Cezayir-Fransa ilişkilerinin geleceğini ve hatta Avrupa’nın sömürge mirasıyla yüzleşme biçimini sorgulamaktadır.

Avrupa’nın doğrudan sömürgeciliği, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ve ağırlıklı olarak 1950’ler ile 1960’larda resmen sona ermiş olsa da, sömürgeciliğin bitişi sonuçlarının da sona erdiği anlamına gelmemiştir. Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerinin deneyimleri göstermiştir ki sömürgecilik, siyasi bağımsızlıktan sonra bile eşitsiz ekonomik yapılar, güvenlik bağımlılıkları, toplumsal bölünmeler ve çarpıtılmış tarih anlatıları biçiminde varlığını sürdürmüştür. Bu nedenle sömürge hafızası, özellikle Fransa ve Birleşik Krallık gibi eski sömürgeci Avrupa ülkeleri ile eski sömürgeler arasındaki ilişkilerde hâlâ en hassas ve tartışmalı konulardan biri olmaya devam etmektedir.

Bu bağlamda Cezayir’in sömürge deneyimi özel bir yere sahiptir. Fransa, 1830’dan 1962’ye kadar Cezayir’i yalnızca bir sömürge olarak değil, kendi topraklarının bir parçası gibi yönetmiş; toprak ilhakına, Avrupalı nüfusun yerleştirilmesine ve yerli kimliğin sistematik biçimde yok edilmesine dayanan bir proje yürütmüştür. Bir buçuk milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği Cezayir Bağımsızlık Savaşı, 20. yüzyılın en şiddetli sömürgeden kurtuluş süreçlerinden biri olmuştur. Bu deneyim, iki ülke ilişkilerinde derin, yaralı ve çözümlenmemiş bir hafıza bırakmıştır. Bugün Cezayir Parlamentosu’nda incelenen tasarı, tarihsel belirsizlik ve sessizlik hâlinden çıkma yönünde bir girişimdir.

Cezayir Parlamentosu Başkanı’nın, bu yasanın Fransız halkına karşı değil, tarihsel gerçeğin dile getirilmesi amacıyla hazırlandığını vurgulaması, asıl hedefin Fransa devletini sömürgecilikten kaynaklanan siyasi, ahlaki ve hukuki sorumlulukları kabul etmeye zorlamak olduğunu göstermektedir. Sömürgeciliğin yüceltilmesinin suç sayılması, suçların resmen tanınması talebi ve özür çağrısı, Cezayir’in artık “muğlak pişmanlık ifadeleri”ne ve ikircikli anlatılara razı olmadığını ortaya koymaktadır. Bu adımın önemi, mevcut ikili gerilimler bağlamında daha da belirginleşmektedir. Fransa’nın Batı Sahra konusunda Fas’ın özerklik planını desteklemesi, Cezayir’in bu bölgenin kendi kaderini tayin hakkını savunan tutumuyla açıkça çelişmektedir.

Fransa hükümetinin bu tutumu, jeopolitik anlaşmazlıkların sömürge hafızasını ne kadar hızlı bir biçimde yeniden çatışmanın merkezine taşıyabildiğini bir kez daha göstermiştir. Bu koşullarda geçmiş, kapatılmış bir dosya değil; günümüz siyasi mücadelelerinde aktif bir araçtır. Daha geniş bir perspektifte bu anlaşmazlık, Avrupa devletlerinin kendi karanlık geçmişleriyle yüzleşme konusundaki derin ikiyüzlülüğünü de gözler önüne sermektedir. Almanya bu konuda çarpıcı bir örnektir. Bu ülke, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Holokost karşısında tam sorumluluğu kabul ederek, tazminatlar ödeyerek ve bu karanlık geçmişi ahlaki ve siyasi kimliğinin bir parçası hâline getirerek kaybettiği meşruiyeti yeniden inşa etmeye çalışmıştır. Berlin’in, Gazze’deki Siyonist suçlara yönelik artan küresel eleştirilere rağmen İsrail rejimine verdiği güçlü destek de bu tarihsel yüzleşmeden kaynaklanmaktadır. Ancak aynı Avrupalı devletler, Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki sömürgecilik dönemine gelindiğinde, bir anda “geçmişi geride bırakma” ve “geleceğe bakma” gerekliliğini vurgulamaya başlamaktadır.

Sömürgeciliğin kitlesel katliamlardan dayatılan kıtlıklara, kölelikten kaynakların yağmalanmasına ve kültürlerin yok edilmesine uzanan yapısal suçları, Avrupa’nın resmî söyleminde çoğu zaman marjinalleştirilmekte ya da önemsiz tarihsel hatalar olarak sunulmaktadır. Bu ikiyüzlülük tesadüfi değildir; siyasi ve ekonomik hesaplardan kaynaklanmaktadır. Zira sömürge suçlarının tam anlamıyla kabul edilmesi, hukuki taleplerin, mali tazminatların ve Kuzey-Güney arasındaki eşitsiz ilişkilerin yeniden sorgulanmasının önünü açabilir. Bu açıdan bakıldığında, Cezayir Parlamentosu’nda Fransız sömürgeciliğinin suç sayılmasına ilişkin tasarı, Cezayir-Paris ikili ilişkilerinin çok ötesinde bir meydan okumadır. Bu tasarı, Avrupa’nın çağdaş tarihine dair resmî anlatıyı sorgulamakta ve insanlığa karşı suçların, coğrafyadan ve mağdurların kimliğinden bağımsız olarak zaman aşımına uğramayacağı ilkesini vurgulamaktadır. Avrupa devletleri tarihsel sorumluluğu seçici bir biçimde tanımlamaya devam ettikçe, sömürgecilik Kuzey ve Güney arasındaki ilişkilerde açık bir yara olarak kalacaktır; her siyasi ya da diplomatik krizle yeniden kanayan ve tarihsel adalet olmadan “geçmişi geride bırakma”nın, yalnızca adaletsizliğin yeni bir kılıf altında sürdürülmesi olduğunu hatırlatan bir yara.