Siyonistlerin Mescid-i Aksa’ya Organize Saldırısı; Tarihi Kırmızı Çizgilerin Aşılması
Parstoday – Yahudi bayramı “Hanuka” ile eş zamanlı olarak, işgalci İsrail rejiminin Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırıları yeni ve eşi benzeri görülmemiş bir aşamaya girdi; bu aşama, sadece Talmud ayinlerini dayatmanın ötesine geçiyor ve açıkça bu kutsal mekanın doğası, işlevi ve yönetiminin değiştirilmesine doğru ilerliyor.
Son günlerde ve gecelerde “Tapınak Grupları” olarak bilinen aşırı gruplar, İsrail rejiminin polis ve resmi kurumlarının doğrudan desteğiyle Mescid-i Aksa avlularında ve çevresinde yeni gerçeklikleri dayatmaya çalıştı; bu gerçeklikler artık sadece zaman açısından bölünmeyi değil, mekânsal bölünmeye doğru bir hareketin de açık işaretlerini taşıyor.
Parstoday’in Filistin Bilgi Merkezi’ne dayandırdığı habere göre, Pazar gün batımından Salı sonuna kadar Mescid-i Aksa geniş çaplı saldırıların hedefi oldu. Bu süre zarfında aşırı yerleşimciler, Talmud ayinlerini açıkça icra ederek, dini dans ve şarkılar yaparak, gösterişli secde ve Hanuka şamdanlarını tekrar tekrar yakarak tüm tarihi kırmızı çizgileri çiğnediler. Daha önce ciddi sınırlamalara tabi olan bu uygulamalar, artık güvenlik güçlerinin tam desteğiyle gerçekleştiriliyor ve işgalci İsrail rejiminin Mescid-i Aksa’ya yönelik resmi politikasındaki değişimi açıkça ortaya koyuyor.
Anlamlı bir adım olarak, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, işgal altındaki topraklarda ABD Büyükelçisi’nin huzurunda, Batı Duvarı tünel ağlarında, Mescid-i Aksa’nın altındaki duvarlara yakın bir yerde Hanuka şamdanını yaktı. Uzmanlar, bu olayın yalnızca sembolik bir hareket olmadığını, aksine Talmud ayinlerinin Mescid-i Aksa’ya kademeli olarak taşınmasının hem egemenlik hem de dış destek açısından kabul edildiğinin bir göstergesi olduğunu belirtti.
Aynı zamanda, Tapınak Grupları, tarihi Qattanin Çarşısını polis yardımıyla kapatarak alanı kendi kutlama ve ziyafet mekanına dönüştürdü; bu adım, sadece mekanın ve bölgenin ekonomik değerini ihlal etmekle kalmadı, aynı zamanda Mescid-i Aksa çevresinde Yahudi ibadetinin normalleştirilmesi için çevresel uyum politikasının kasıtlı olarak uygulandığını gösterdi.
2023 yılına kadar Mescid-i Aksa’da yasak olan “Tefilin” ve “Tallit” gibi dini araçların kullanımı artık tekrar eden bir davranış haline geldi ve yasaklar fiilen anlamını yitirdi. Hanuka günlerinde en az 2.779 Siyonist yerleşimci, bazı Siyonist hahamlarla birlikte Mescid-i Aksa avlularına girdi.
Kudüs uzmanı Fakhri Aboudiab, bu süreci mevcut durumu değiştirmeye yönelik hızlı bir hareket olarak tanımladı. Ona göre, İsrail rejimi, saldırı saatlerini artırarak, Talmud ayinlerini tamamen dayatarak ve İslami Vakıf Yönetimi’nin rolünü zayıflatarak, Mescid-i Aksa üzerindeki İslami egemenliği ortadan kaldırmayı ve fiilen yönetimini aşırı gruplara devretmeyi hedefliyor. Aboudiab, bu adımların Mescid-i Aksa üzerinde dini, siyasi ve hukuki tam kontrolün hazırlanmasının açık işaretleri olduğunu vurguladı.
İsrail rejiminin Gazze’ye yönelik yıkıcı savaşının durmasının ardından, İsrail’in politik odağı açıkça Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya kaydırıldı. Müslümanların ibadet girişlerinin kısıtlanması, yasak ve sürgünlerin artırılması ve İsrail polisinin Mescid’in “mutlak işgalcisi” haline getirilmesi, tek bir stratejinin parçaları olarak görünüyor: İslami kimliği boşaltmak ve Mescid-i Aksa’yı “Yahudi sembolü” olarak yeniden tanımlamak.
Diğer bir Kudüs uzmanı Ziyad Abhis, bu aşamayı “durumu belirleme ve tamamen netleştirme” aşaması olarak nitelendirdi. Ona göre, İsrail üst düzey yetkililerinin resmi olarak saldırı saatlerini uzatma ve Mescid’in bazı bölümlerini sürekli olarak Yahudilere ayırma taahhüdü, Mescid-i Aksa’ya yönelik savaşın geçici değil, yapısal ve artan bir süreç olduğunu gösteriyor; bu uyarı dikkate alınmazsa, İslami-Filistin kimliğinin en kutsal sembollerinden birinde geri dönüşü olmayan değişikliklere yol açabilir.
14 Ekim 2016’da UNESCO, tarihi bir kararda Mescid-i Aksa’yı İslam’ın kutsal mekanlarından biri olarak tanıdı ve Yahudilerin bu mekanla ilgili tarihî, dini veya kültürel bağlantısını reddetti.