İsrail Dışişleri Bakanı’nın Somaliland ziyareti; “Tel Aviv” Afrika Boynuzu’nu istikrarsızlaştırma yolunda
Parstoday – Siyonist rejimin Dışişleri Bakanı, resmi bir İsrail heyetiyle birlikte Somaliland bölgesinin merkezi olan Hargeisa’ya ulaştı.
Parstoday’in haberine göre, Siyonist rejimin Dışişleri Bakanı Gideon Saar, bir heyetin başında Somaliland bölgesinin merkezi Hargeisa’ya geldi ve Somaliland’ın sözde lideri Abdurrahman Muhammed Abdullah ile görüştü. Bu adım, Tel Aviv’in Afrika’daki işgalci ve yayılmacı politikalarının devamı olarak değerlendiriliyor.
Bu ziyaret, yaklaşık on gün önce Siyonist rejimin Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun, Somali devletinin egemenliğine yönelik yasa dışı ve saldırgan bir adım atarak Somaliland bölgesini bağımsız bir ülke olarak tanımasının ardından gerçekleşti. Bu karar, Somali merkezi hükümetinin geniş çaplı tepkisine ve birçok ülkenin olumsuz reaksiyonuna yol açtı.
Gideon Saar’ın Somaliland ziyareti, sıradan bir diplomatik temasın ötesinde değerlendirilmelidir. Tel Aviv’in Somaliland’ı tek taraflı olarak tanımasının devamı niteliğindeki bu gelişme, İsrail’in Afrika Boynuzu’nun jeopolitik denklemlerine resmen dâhil olduğunun açık bir göstergesidir. Kızıldeniz, Babü’l-Mendep Boğazı ve küresel enerji ile ticaret yolları üzerindeki hâkimiyeti nedeniyle bu bölge, her zaman bölgesel ve küresel güçlerin rekabet alanı olmuştur.
Siyonist rejimin Afrika’daki nüfuzu, onlarca yıl önce başlayan uzun vadeli ve kademeli bir stratejinin sonucudur. Batı Asya’daki ülkelerin desteğini kazanmakta başarısız olan İsrail, Afrika’ya yönelerek siyasi yalnızlığını azaltmaya çalışmıştır. Bu doğrultuda güvenlik iş birlikleri, askeri eğitim, gözetleme teknolojileri, ileri tarım teknikleri ve teknik yardımlar gibi araçlardan faydalanarak Afrika’nın birçok ülkesinde yumuşak ve sert nüfuz oluşturmayı başarmıştır. Bu nüfuz özellikle iç krizler, etnik ayrışmalar ya da zayıf devlet yapılarıyla karşı karşıya olan bölgelerde, Somaliland örneğinde olduğu gibi, daha etkili olmuştur.
Siyasi alanda da Siyonist rejim, yeni ortaya çıkan siyasi birimleri veya ayrılıkçı hareketleri destekleyerek küçük ama sadık müttefiklerden oluşan bir ağ kurmaya çalışmıştır. Birçok analist, İsrail’in Güney Sudan’daki gelişmelerdeki rolünü de bu çerçevede değerlendirmektedir; bu modelin bugün Somaliland için de tekrarlandığı görülmektedir. Bu yaklaşımın nihai amacı, İsrail’in çıkarlarıyla uyumlu bir çevresel alan oluşturmaktır.
Güvenlik boyutunda Afrika, İsrail için bilgi ve gözetleme teknolojilerinin geliştirilmesi ve ihraç edilmesi açısından bir laboratuvara dönüşmüştür. Somaliland’da varlık göstermek, Tel Aviv’e dünyanın en hassas bölgelerinden birinde dinleme sistemleri, elektronik gözetim ve deniz izleme ağlarını konuşlandırma imkânı sunmaktadır; üstelik bunu büyük ve uluslararası alanda tanınmış ülkelerde resmi konuşlanmanın siyasi maliyetlerini üstlenmeden yapabilmektedir.
Peki İsrail’in Somaliland’ı tanımasındaki özel hedef nedir? Siyonist rejimin Afrika Boynuzu’ndaki en temel stratejik hedefi, dünyanın en hayati jeopolitik geçitlerinden biri olan Babü’l-Mendep Boğazı ve onun Kızıldeniz’e bağlantısı üzerinde dolaylı kontrol ve denetim sağlamaktır. Bu boğaz, Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki küresel ticaretin, enerji akışının ve mal taşımacılığının önemli bir bölümünün geçtiği güzergâhtır. Somaliland’da istihbarî ve lojistik konuşlanma, Tel Aviv’e yalnızca rakip aktörlerin deniz hareketlerini izleme değil, kriz anlarında deniz taşımacılığı hatları üzerinde etkili bir baskı aracı elde etme olanağı da sunmaktadır. Siyonist rejimin bakış açısına göre, İsrail’in ulusal güvenliği artık yalnızca işgal altındaki Filistin sınırlarıyla sınırlı değildir; uluslararası su yollarının derinliklerine kadar genişlemiştir.
İkinci hedef, bölgesel ölçekte Direniş Ekseni’ni kuşatma ve sınırlandırmadır. Tel Aviv, Somaliland’ı Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Afrika Boynuzu’na uzanan zincirin tamamlayıcı bir halkası olarak görmektedir. Bu bölgede varlık göstermek, İsrail’e Yemen’deki gelişmeleri ve güney sularındaki Ensarullah faaliyetlerini izleme imkânı tanımaktadır. Bu açıdan Somaliland, yalnızca siyasi bir ortak değil; Arap Yarımadası ve Doğu Afrika çevresinde İsrail’in güvenlik kuşağını tamamlayan operasyonel bir platform olarak değerlendirilmektedir.
Üçüncü hedef, kırılgan bölgelerde bağımlı siyasi aktörler oluşturmak ve güçlendirmektir. Tel Aviv, zayıf merkezi hükümetlerin veya ayrılıkçı bölgelerin, dış güvenlik ve siyasi destekleri kabul etmeye daha yatkın olduğunun farkındadır. Uluslararası alanda tanınmayan Somaliland, güçlü destekçilere ciddi biçimde ihtiyaç duymaktadır ve Tel Aviv tam da bu noktadan faydalanmaktadır.
Dördüncü stratejik hedef ise İsrail’in Afrika’daki konumunu yeniden tanımlamaktır. Tel Aviv, Afrika Boynuzu’ndaki aktif varlığıyla bu kıtadaki gelişmelerde etkili bir aktör olabileceğini göstermeye çalışmaktadır. Bu çerçevede Siyonist rejimin bir diğer hedefi de, siyasi çevrelerde dile getirilen ve Filistin’in demografik yapısını değiştirmeyi amaçlayan bir plan kapsamında, Gazze nüfusunun bir bölümünü Somaliland’a yerleştirme fikridir.
Siyonist rejim muhalefetlere rağmen politikalarını sürdürmeye çalışsa da, bu adıma yönelik olumsuz tepkiler, Tel Aviv’in bazı müttefiklerinden dahi gelmeye devam etmektedir. Bu tepkiler yalnızca siyasi anlaşmazlıklardan kaynaklanmamakta; derin güvenlik, hukuki ve tarihsel kaygılara dayanmaktadır.
Somali merkezi hükümeti bu adımı, kendi ulusal egemenliğinin açık bir ihlali olarak görmekte ve Somaliland’ın tanınmasının ülkede ve hatta tüm Afrika Boynuzu’nda yeni bir ayrılıkçılık dalgasını tetiklemesinden endişe etmektedir. Birçok Afrika ülkesi de sömürgecilik ve parçalanmanın acı tecrübeleri nedeniyle, ayrılıkçı hareketlere yönelik her türlü dış desteğe karşı uyarıda bulunmaktadır. Bölgesel düzeyde ise Arap ve İslam ülkeleri, İsrail’in Afrika Boynuzu’ndaki varlığının Kızıldeniz’deki güvenlik dengesini bozarak bu bölgeyi doğrudan ve maliyetli çatışmaların sahnesine dönüştürmesinden kaygı duymaktadır.
Sonuç olarak, Siyonist rejimin Dışişleri Bakanı’nın Somaliland ziyareti, meşru bir diplomatik girişimden ziyade, Afrika ülkelerinin krizlerinden ve yapısal çatlaklarından geçici çıkar sağlamaya yönelik başarısız bir girişimdir. Tel Aviv, eskimiş müdahaleci modelleri tekrarlayarak kalıcı bir nüfuz tesis edemeyeceği gibi, bölgesel güvensizliği artırarak, siyasi yalnızlığı derinleştirip güvenlik maliyetlerini yükselterek, bu politikaların olumsuz sonuçlarının eninde sonunda kendisine geri dönmesine de zemin hazırlamaktadır. Tarihsel deneyim göstermektedir ki, işgal ve istikrarsızlaştırma temelli projeler, nihayetinde her şeyden önce onları tasarlayanların zararına sonuçlanmaktadır.