İnsani Kriz; Gazze Çocukları ve Uluslararası Unutkanlık
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i290176-İnsani_kriz_gazze_Çocukları_ve_uluslararası_unutkanlık
Pars Today – UNICEF, İsrail rejiminin Gazze’de ateşkesi ihlal etmesi sonucu 100’den fazla çocuğun şehit olduğunu açıkladı; aynı zamanda örgüt, Gazze’deki insani durumun kötüleşmesi konusunda uyarıda bulundu.
(last modified 2026-01-14T12:58:32+00:00 )
Ocak 14, 2026 11:07 Europe/Istanbul
  • İnsani Kriz; Gazze Çocukları ve Uluslararası Unutkanlık

Pars Today – UNICEF, İsrail rejiminin Gazze’de ateşkesi ihlal etmesi sonucu 100’den fazla çocuğun şehit olduğunu açıkladı; aynı zamanda örgüt, Gazze’deki insani durumun kötüleşmesi konusunda uyarıda bulundu.

Pars Today’in haberine göre, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), İsrail’in Gazze’deki ateşkesi ihlal etmesi sonucu 100’den fazla çocuğun şehit olduğunu duyurdu. UNICEF sözcüsü ayrıca Gazze’deki insani durumun giderek kötüleştiğine dikkat çekerek, son birkaç gün içinde aşırı soğuk nedeniyle 6 çocuğun hayatını kaybettiğini ve ciddi barınak ile ısıtma yetersizliği bulunduğunu belirtti.

UNICEF’in uyarısı, sahadaki acı gerçeklerin yalnızca bir parçasını yansıtıyor; gerçek şu ki, ateşkes ilan edildikten sonra bile Gazze’deki çocuklar İsrail saldırılarından korunamamıştır. Bu rapor, daha geniş bir felaketin özet bir görüntüsünü sunuyor; bu felaket yalnızca ateşkesin ihlal edilmesiyle sınırlı değil, aynı zamanda yardım yollarının sistematik olarak kapatılması ve insani kuruluşların Gazze’de faaliyet göstermesinin engellenmesi ile karakterize ediliyor.

Gazze sakinleri artık iki yıldan fazla süredir yıpranmış çadırlarda, inanılmaz derecede zor koşullarda yaşıyor ve battaniye, ısıtıcı, kışlık giysi, ilaç ve gıda eksikliğiyle mücadele ediyor. Böyle bir durumda, yardım kuruluşlarının faaliyetinin yasaklanması, pratikte Gazze sakinlerinin ölümle yüz yüze bırakılması anlamına geliyor. BM raporlarına göre, Gazze’deki gıda güvensizliği öyle bir seviyeye ulaşmış ki artık sadece yoksullukla açıklanamaz; bu durum doğrudan yardımların engellenmesinin sonucudur. İsrail rejiminin yüzlerce yardım kamyonunun girişine izin vereceğine dair vaatleri pratikte hiç gerçekleşmemiş ve gerçek yardım miktarı, insani ihtiyaçlardan çok uzak kalmıştır. Bu boşluk, yüz binlerce insanı yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya bırakmış ve çocuklar en çok zarar görenler olmuştur.

Sağlık sistemi de tamamen çöküşün eşiğinde bulunuyor. Hastaneler temel ilaç eksikliği, acil hizmet yetersizliği ve doktor ile sağlık personeli eksikliği ile karşı karşıya. Gazze’deki El-Şifa Tıp Merkezi Müdürü Muhammed Abu Selmiye, şehrin sağlık krizinin, işgalcilerin sürekli olarak ilaç ve tıbbi ekipman girişini engellemesi nedeniyle son derece ciddi olduğunu vurguladı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının devam etmesi, bu rejimin şiddeti durdurma konusunda hiçbir taahhütte bulunmadığını gösteriyor; hatta ateşkes kapsamında savaşın durdurulması gibi taahhütler verdiği dönemlerde bile sivilleri hedef almakta ve hayatlarını kaybettirmektedir. Bu süreçte çocuklar en savunmasız ve ilk kurbanlar olmaktadır. Bu tür eylemler, uluslararası hukuk ve insan haklarının temel ilkelerinin açık bir ihlalidir; bu yasalar, her durumda sivillerin, özellikle çocukların korunmasını vurgular. Buna rağmen, İsrail uluslararası anlaşma ve kuralları göz ardı ederek bu eylemleri sürdürmektedir.

İsrail’in Gazze’deki tekrarlayan ihlalleri, rastgele hatalar veya sahadaki ihlaller değil, uluslararası insancıl hukukun temel sütunlarının kasıtlı olarak çiğnenmesidir. Cenevre Sözleşmeleri, özellikle Ortak Madde 3 ve ek protokoller, sivillerin korunması, insani yardımlara erişimin garanti edilmesi ve toplu cezalandırmanın yasaklanması gerektiğini açıkça vurgular. Çocuklara saldırmak, ilaç ve gıda girişini engellemek ve insani kuruluşların faaliyetlerini kısıtlamak, açık bir şekilde “savaş suçu” ve “uluslararası yükümlülüklerin ciddi ihlali” olarak kabul edilir. Bu eylemler sadece temel insan hakları ile çelişmekle kalmaz, aynı zamanda insani felaketlerin tekrarını önlemek için oluşturulmuş anlaşmaların felsefesiyle de bağdaşmaz. Buna rağmen İsrail bu yasaları açıkça hiçe saymakta ve uluslararası toplumun sessizliği veya kısmi desteği, bu ihlallerin devamına fiilen meşruiyet kazandırmaktadır.

Öte yandan, insani yardım kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi ve yardım yollarının kapatılması, Cenevre Sözleşmesi Ek Protokol 1’in 54. maddesinin doğrudan ihlalidir; bu madde, sivillerin hayati kaynaklarına yönelik her türlü saldırı veya engelleme yasağını öngörür. Uluslararası personelin girişinin engellenmesi, geçiş noktalarının kapatılması ve yardım faaliyetlerinin kısıtlanması, pratikte “açlık ve mahrumiyet”i bir savaş aracı olarak kullanmak anlamına gelir; bu, uluslararası hukukta savaş suçu olarak tanımlanır. Ayrıca, Gazze’nin uzun süreli kuşatılması ve savaş döneminde bunun yoğunlaştırılması, açık bir şekilde “toplu cezalandırma” örneğidir. Buna rağmen İsrail, hukuki sonuçlardan endişe etmeden bu ilkelere aykırı hareket etmeye devam etmektedir; bu durum yalnızca uluslararası hukuk sisteminin itibarını zedelemekle kalmaz, aynı zamanda Batılı ülkelerin insan hakları ve özgürlükler konusundaki söylemlerinin ne kadar boş ve dayanaksız olduğunu gösterir.

Bu süreçte, uluslararası arabulucuların rolü de ciddi şekilde sorgulanmaktadır. Görevleri ateşkesin uygulanmasını sağlamak, geçiş noktalarını açmak ve yardımların girişini temin etmek olmasına rağmen, pratikte İsrail’in saldırgan politikalarına karşı etkili bir önlem alınmamıştır. Bu ihmalkarlığın sonucu, Gazze’deki çocukların kışın soğukta donması, hastanelerde ilaçsız hastaların ölmesi ve her gün derinleşen acıların yayılması olmuştur.

Sonuç olarak, uluslararası toplumun Gazze’de olanlara karşı sessiz kalması, yalnızca pasif bir kayıtsızlık değil; aynı zamanda kınanması gereken bir suçta dolaylı olarak iştirak etmek anlamına gelir. Büyük güçler, ateşkes ihlalleri, çocuk katliamları, yardım engelleri ve sivillerin yaşamının tamamen çökmesine dair açık kanıtlara rağmen hâlâ kararlı bir duruş sergilemekten kaçınıyorsa, bu sessizlik felaketin devamı için bir araç haline gelir. Görünüşe göre, bugün Batı’nın sessizliği, bir trajedinin yan unsuru değil, bizzat trajedinin parçasıdır.