Babülmendep, Yeni Caydırıcılık Cephesi ve “Cephelerin Birliği” Denklemının Pekişmesi
Pars Today – Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü şu açıklamayı yaptı: “Kızıldeniz’de İsrail’e ait deniz taşımacılığına yönelik tam ve kapsamlı bir yasak ilan ediyoruz.
Bu andan itibaren düşmanın tüm hareketleri Yemen Silahlı Kuvvetleri için meşru askerî hedefler olarak değerlendirilecektir.”Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Yahya Seri’nin bu açıklaması, bölgenin karşılıklı caydırıcılıkta yeni bir aşamaya girdiğini ve İsrail rejimiyle yaşanan çatışmanın coğrafi kapsamının dünyanın en hassas stratejik geçiş noktalarından birine kadar genişlediğini resmen ortaya koymaktadır. İran’ın, İsrail rejiminin Güney Lübnan ve Beyrut’un güney banliyölerine yönelik saldırılarına füze saldırılarıyla karşılık vermesiyle eş zamanlı olarak Sana da Kızıldeniz’i ve Babülmendep Boğazı’nı İsrail’le bağlantılı gemilere kapatarak “cephelerin birliği” kavramının bölgesel güvenlik denklemlerinde önemli bir değişkene dönüştüğünü göstermiştir.Birçok bölgesel ve uluslararası gözlemciye göre İran’ın Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarına verdiği tepki, sıradan bir askerî karşılığın ötesindeydi. Tahran, İsrail’in askerî noktalarını hedef alarak Direniş Ekseni’nin herhangi bir unsuruna yönelik saldırının bedelsiz kalmayacağı mesajını verdi. Bu gelişmenin önemi, yalnızca birkaç saat sonra Yemen’in de çatışma sahasına doğrudan ve resmî olarak dahil olduğunu açıklamasıyla daha da belirginleşti. Böylece dünyanın en önemli deniz ulaşım arterlerinden biri caydırıcılık denklemine dahil edilmiş oldu.Son yıllarda birçok Batılı düşünce kuruluşu, Direniş Ekseni içinde yeni bir yapısal düzenin oluştuğu konusunda uyarılarda bulunuyordu. Analistler, Gazze savaşının ardından İran, Lübnan, Irak, Yemen ve Filistin’deki direniş güçleri arasındaki koordinasyonun yeni bir aşamaya geçtiğini savunuyordu. Bu yeni aşamada herhangi bir cephede yaşanacak çatışmanın diğer cephelerde zincirleme tepkilere yol açabileceği değerlendiriliyordu. Son gelişmeler, bu değerlendirmelerin büyük ölçüde gerçeğe yaklaştığını göstermektedir.Yemen’in Kızıldeniz’de İsrail’e ait gemilerin geçişini yasakladığını duyurması özel bir önem taşımaktadır. Çünkü Babülmendep, küresel ticaretin en kritik geçiş noktalarından biridir. Bu su yolu, Hint Okyanusu’nu Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden birbirine bağlamakta; Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ticaretin önemli bir bölümü bu güzergâhtan gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle bölgede yaşanacak herhangi bir aksama yalnızca İsrail için bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda küresel ölçekte ekonomik ve jeopolitik sonuçlar doğurabilecek bir gelişmedir.Batılı medya kuruluşları da defalarca İsrail’in Kızıldeniz’deki güvenlik sorunlarına karşı stratejik kırılganlığına dikkat çekmiştir. İşgal altındaki toprakların güneyinde bulunan Eilat Limanı, Babülmendep güzergâhının güvenliğine büyük ölçüde bağımlıdır. Bu rotada oluşacak herhangi bir kısıtlama, İsrail rejimi üzerinde ciddi ekonomik ve lojistik baskılar yaratabilir. Bu nedenle Yemen’in kararı, İsrail’e karşı önemli bir jeopolitik kozun kullanılması olarak değerlendirilmektedir.Öte yandan Yemen’in bu hamlesi, Amerika Birleşik Devletleri’ne de açık bir mesaj taşımaktadır. Son aylarda Washington’daki birçok siyasi ve güvenlik çevresi, İran veya Direniş Ekseni ile yaşanabilecek olası bir çatışmanın kontrol altında tutulabileceği varsayımından hareket ediyordu. Ancak bugün bölgede yaşanan gelişmeler bunun aksini göstermektedir. İran’ın Lübnan’a yönelik saldırılara verdiği yanıt ve Yemen’in ardından attığı adım, daha geniş çaplı bir savaşın ortaya çıkması halinde çatışmanın işgal altındaki Filistin sınırlarını aşacağını; Kızıldeniz, Babülmendep, Fars Körfezi ve hatta bölgedeki Amerikan üslerini de kapsayacağını ortaya koymaktadır.Ensarullah yetkililerinin açıklamaları da tam olarak bu noktaya vurgu yapmaktadır. Onlara göre son gelişmeler, İran veya Lübnan’a yönelik yeni bir saldırının yalnızca belirli bir aktöre karşı yapılmış sınırlı bir eylem olarak görülmeyeceğini, tüm Direniş Ekseni’ne yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini göstermektedir. Son yıllarda “cephelerin birliği” adı altında dile getirilen yaklaşımın sahadaki yansıması da budur.Bu çerçevede İran’ın Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarına verdiği yanıt ile Yemen’in Babülmendep’i kapatma kararını ortak bir stratejinin iki unsuru olarak değerlendirmek gerekir. Bu stratejinin amacı, İsrail rejimi ve onu destekleyen aktörlerin yeni maceracı girişimlerinin askerî, ekonomik ve siyasi maliyetlerini artırmaktır. Tahran’dan Sana’ya uzanan yeni denklem, krizlerin belirli bir coğrafyayla sınırlı kaldığı dönemin sona ermekte olduğu ve gerilimin her tırmanışının küresel ticaret ve enerji hatlarını da etkileyebileceği mesajını vermektedir.Bu doğrultuda son gelişmeler yalnızca Direniş Ekseni ile İsrail rejimi arasındaki mücadelenin yeni bir aşaması değildir. Aynı zamanda Batı Asya’da yeni bir caydırıcılık düzeninin ortaya çıkışına işaret etmektedir. Bu düzende Babülmendep, Kızıldeniz, Lübnan, Filistin ve İran artık birbirinden bağımsız cepheler olarak değil; bölgesel güvenlik denklemlerinin geleceğini değiştirebilecek tek ve bütüncül bir stratejik denklemin parçaları olarak görülmektedir.