Hürmüz Cephesi ve Yemen Merkezli Güncel Gelişmelere Bir Bakış
-
Hürmüz Boğazı
Pars Today – Hürmüz Boğazı ve Yemen'de yaşanan son gelişmeler, İran ile ABD arasındaki mücadelenin artık yalnızca askerî bir çatışma olmaktan çıktığını; siyasi irade, stratejik su yollarının kontrolü ve bölgenin gelecekteki düzeninin belirlenmesi üzerine yürüyen daha kapsamlı bir mücadeleye dönüştüğünü göstermektedir.
Pars Today'in haberine göre, başlangıçta İran İslam Cumhuriyeti'ni temelinden zayıflatmak ve İran'ı teslim olmaya zorlamak gibi azami hedeflerle başlatılan savaş, bugün fiilen Hürmüz Boğazı'nı savaş öncesindeki duruma döndürmeye odaklanmış görünmektedir. Bu hedef değişikliği, karşı tarafın ilk stratejisinin başarısız olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Habere göre ABD, başlangıçta belirlediği hedeflere ulaşmak yerine, şimdi çatışmalar başlamadan önce bulunduğu noktaya geri dönmeye çalışmaktadır.
Görünüşe göre karşı tarafın yeni stratejisi, savaş ile ablukanın birleşiminden oluşmaktadır. Askerî baskı tek başına İran'ın iradesini kıramamış, abluka da savaş desteği olmadan istenilen sonucu vermemiştir. Bununla birlikte, bu iki aracın birlikte kullanılması mutlaka ABD'nin lehine sonuçlanmayacaktır. Ateşkes döneminde İran, diplomasi sürecini korumak ve mutabakatlara bağlılığını göstermek amacıyla bazı sahadaki seçenekleri kullanırken daha ihtiyatlı davranıyordu. Ancak saldırıların yeniden başlaması ve önceki taahhütlerin güvenilirliğini yitirdiğinin ortaya çıkmasıyla birlikte bu sınırlamalar büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.
Bu şartlar altında İran, deniz ablukasını savaşın bir parçası olarak değerlendirebilir ve buna daha geniş araçlarla karşılık verebilir. Gemi geçişlerinin yönetilmesi, mayın temizleme faaliyetlerinin durdurulması, deniz ulaşım güzergâhlarının sınırlandırılması ve kuralları ihlal eden gemilere müdahale edilmesi, savaş koşullarında uygulanabilirliği artan seçenekler arasında gösterilmektedir. Dolayısıyla Hürmüz meselesi artık yalnızca bir deniz yolunun açık ya da kapalı olmasıyla ilgili değil; egemenlik yetkisinin kullanılması ve geçiş kurallarının belirlenmesiyle ilgili bir konu hâline gelmiştir.
Aynı zamanda Hürmüz Boğazı ulusal bir sembole de dönüşmüştür. Boğazın Fars Körfezi, İran'ın toprak bütünlüğü ve tarihî haklarıyla ilişkilendirilmesi, onu toplumun farklı kesimleri arasında ortak bir hassasiyet konusu hâline getirmiştir. Karşı taraf İran'ın askerî ve ekonomik kapasitesini hesaplayabilir; ancak Hürmüz'ün kimliksel ve sembolik önemini göz ardı etmesi durumunda İran'ın direniş kararlılığını yanlış değerlendirebilir.
ABD güçlerine ve askerî üslerine ev sahipliği yapan Arap ülkeleri de daha zorlu bir durumla karşı karşıyadır. İran'ın bakış açısına göre, topraklarını, hava sahasını, limanlarını ve altyapısını ABD'nin askerî operasyonlarına tahsis eden bir ülke kendisini tamamen savaşın dışında tanımlayamaz. ABD askerî varlığının sürmesi, operasyonlara lojistik destek verilmesi ve gemilerin geçişine yönelik iş birliği, İran'ın olası karşılıklarının askerî üslerle sınırlı kalmayıp savaşla bağlantılı stratejik altyapıları da kapsayacak şekilde genişlemesine neden olabilir.
Son gelişmeler diplomasi üzerinde de derin etkiler bırakacaktır. Yapılan mutabakatların ihlal edilmesi ve ABD'nin yeniden askerî baskıya yönelmesi, İran'ın gelecekte yapılabilecek yeni anlaşmalara yönelik güvensizliğini artırmaktadır. Bundan sonra Tahran'ın yalnızca siyasi vaatler ya da geçici gerilim azaltma girişimleriyle yetinmeyeceği; her türlü müzakereyi somut güvencelere, İran'ın haklarının tanınmasına ve karşı tarafın davranışlarında gözle görülür değişikliklere bağlayacağı değerlendirilmektedir. Ayrıca diplomasi artık sahadaki gelişmelerin alternatifi değil, onlarla eş zamanlı yürütülen bir süreç hâline gelebilir.
Hürmüz'ün yanı sıra Yemen ablukasının kırılması da önemli mesajlar taşımaktadır. Bu gelişme, İran açısından "cephelerin birliği" anlayışının yalnızca siyasi bir söylem olmadığını göstermektedir. Direniş cephesi üyeleri arasındaki karşılıklı destek güveni artırmakta ve bu cepheyle birlikte hareket etmenin yalnızca maliyet üstlenmek anlamına gelmediğini, aynı zamanda karşılıklı desteği de beraberinde getirdiğini ortaya koymaktadır.
Bu gelişmenin bir diğer önemli yönü ise Hürmüz Boğazı ile Bâbülmendep Boğazı arasında kurulan bağlantıdır. Hürmüz, Fars Körfezi'ndeki enerji akışını etkilerken; Bâbülmendep ise Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan en önemli deniz yollarından biridir. Bu iki stratejik geçidin aynı anda etkin hâle gelmesi, ABD ve müttefiklerinin deniz ulaşım hatlarını koruma maliyetini artırmakta ve onları askerî kapasitelerini birden fazla cepheye dağıtmaya zorlamaktadır.
Bu açıdan bakıldığında Yemen ablukasının kırılması, yalnızca Yemen'e ait bir girişim olmanın ötesinde, İran'ın mücadele alanını genişletme konusundaki kapasitesini ve inisiyatifini ortaya koyan bir gösteri olarak değerlendirilmektedir. İran, yeni cepheler ve yeni gündemler oluşturarak karşı tarafı, kurallarını Tahran ve müttefiklerinin belirlediği bir çerçevede hareket etmeye zorlamaktadır. Bu koşullarda yalnızca askerî üstünlük ABD için yeterli olmayacaktır; çünkü aynı anda farklı coğrafyalar, farklı deniz yolları ve çok sayıda aktörle eş zamanlı olarak ilgilenmek zorunda kalacaktır.
Sonuç olarak, mevcut gelişmeler savaşın daha karmaşık bir aşamaya girdiğini göstermektedir. ABD, gemi geçişlerinin, üs güvenliğinin ve askerî hareket serbestisinin güvence altına alındığı eski düzeni yeniden tesis etmeye çalışmaktadır. Buna karşılık İran ise, Tahran'ın hakları, egemenliği ve güvenlik kaygıları dikkate alınmadan bu düzene geri dönülmesinin mümkün olmadığını göstermeye çalışmaktadır.
Artık asıl mücadele yalnızca bir boğaz ya da bir abluka üzerinde değil; gelecekte bölgenin kurallarını kimin belirleyeceği üzerinedir.