Yorum | 33 Günlük Savaş'tan 20 Yıl Sonra Direniş
Pars Today – Siyonist rejim, 2006 yılında Lübnan Hizbullahı'na karşı 33 gün süren bir savaş dayattı. Bu savaşın amacı, hem Lübnan'daki hem de Batı Asya bölgesindeki direnişi ortadan kaldırmaktı.
2006 savaşı, Siyonist rejimin yenilgisiyle sonuçlandı. Lübnan Hizbullahı Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, 33 Günlük Savaş'ın 20. yıl dönümü münasebetiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bu tarihi savaş yalnızca esirlerin ve tutukluların özgürlüğüne kavuşmasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın ‘Büyük Ortadoğu’ oluşturma yönündeki sözde planını ve bunu ‘yeni düzenin doğum sancıları’ olarak nitelendirmesini de tamamen başarısızlığa uğrattı.” 33 Günlük Savaş'ın sona ermesinin 20. yıl dönümünde önemli soru şudur: Direniş bugün ne durumda?
Batı Asya'daki siyasi ve güvenlik koşullarının incelenmesi, son 20 yılda direnişin bütünlüklü, birleşik ve bölgesel sürekliliğe sahip bir aktöre dönüştüğünü göstermektedir. Öyle ki Direniş Ekseni'ndeki aktörler artık yalnızca ulusal çerçevede değerlendirilemez. Direniş, salt Lübnan ve Filistin merkezli yapısının ötesine geçerek Irak ve Yemen başta olmak üzere bölgenin diğer ülkelerinde de şekillenmiştir. 2006'daki 33 Günlük Savaş'tan 20 yıl sonra direniş kavramı, yerel ve ulusal bir yapıdan bölgesel bir ağa dönüşmüştür. Bu ağ, iletişim ve bağlantı hatları oluşturarak gelişmiş askeri teknolojilere karşı caydırıcılık kapasitesini korumayı başarmıştır.
Bir diğer önemli nokta, direnişin son 20 yılda askeri açıdan da güçlenmiş olmasıdır. Füze ve İHA kapasitesi artmış; sınırlı silahlardan hassas füze cephaneliklerine ve kamikaze İHA'lara doğru bir dönüşüm yaşanmıştır. Bugün Yemen, Siyonist rejimin altyapısını hedef alabilecek füzelere sahiptir. Lübnan Hizbullahı da İHA alanında, bölgedeki birçok ülkenin ordusundan dahi daha güçlü bir kapasiteye sahiptir. Bu kabiliyetler sayesinde Siyonist düşman, ABD'nin kapsamlı desteğine rağmen yalnızca Lübnan Hizbullahı'nı ve Filistin direnişini ortadan kaldırmakta değil, onların askeri kapasitesini yok etmekte dahi başarısız olmaktadır.
Üçüncü nokta ise şudur: Siyonist düşman son üç yılda, 2006'dan 2023'e kadar gerçekleştirdiği saldırılarda olduğu gibi, çok sayıda direniş lideri ve komutanını şehit etmiştir. Ancak bu cinayetler direnişin çökmesine yol açmamış, aksine direnişin yapısal dinamizmini ortaya koymuştur. Bu bağlamda Şeyh Naim Kasım şöyle ifade etmektedir: “Siyonist rejimin Eylül 2024'te gerçekleştirdiği geniş çaplı saldırı ve çağrı cihazlarının patlatılması gibi terör eylemleri, Seyyid Hasan Nasrallah ve Seyyid Haşim Safiyuddin gibi önde gelen lider ve komutanların şehit edilmesi ve bazı kayıpların yaşanmasıyla sonuçlanmış olsa da direnişin yapısını ve iradesini ortadan kaldıramadı.” Bu yapı ve irade bugün geçmişten bile daha güçlüdür ve varoluşsal savaş aşamasını geride bırakmıştır.
Dördüncü nokta ise direnişin bugün yalnızca askeri bir aktör olmadığı, siyasi sahnede de güçlü ve etkili bir varlık gösterdiğidir. Lübnan ve Irak'ta direnişin konumu dikkate alınmadan hükümet kurulması mümkün değildir. Yemen'in başkenti Sana'da da Ensarullah ve müttefikleri hükümet kurmuş olup Yemen'deki en örgütlü ve en bütünlüklü aktör konumundadır. Aynı zamanda askeri ve jeopolitik kapasitesinden, özellikle Babülmendep'in kontrolünden yararlanarak kendisini, Yemen'i ve direnişi savunma kapasitesine sahiptir. Bu durum, Batı Asya'daki direnişin konumunda yaşanan dönüşümün en önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.