Analiz | Bahreyn Üssü, ABD'nin Batı Asya'daki Deniz Gücünün Aşil Topuğu muydu?
Pars Today – New York Times'ın yakın tarihli bir haberi, ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü savaşın stratejik sonuçlarına ilişkin yeni boyutları ortaya koydu.
Pars Today'in haberine göre, New York Times'ın raporu, İran'ın 40 günlük savaşın ilk saatlerinde gerçekleştirdiği hassas ve hedef odaklı saldırıların, yalnızca taktik bir hamle olmanın ötesine geçerek, bölgedeki ABD Donanması'nın lojistik omurgasını aylar boyunca ciddi biçimde aksatmayı başardığını gösteriyor. On yıllardır ABD 5. Filosu'nun lojistik merkezi olarak hizmet veren Bahreyn'deki ABD Donanması üssünün hedef alınması, Washington'ın Basra Körfezi ve Umman Denizi'ndeki askeri ve operasyonel hesaplarını ciddi şekilde zorladı.
Stratejik açıdan bakıldığında, İran'ın bu hamlesi sıradan bir askeri operasyonun ötesinde değerlendirilmelidir. ABD ve İsrail'in Tahran'a yönelik saldırılarına misilleme olarak gerçekleştirilen Bahreyn saldırısı, İran'ın düşmanın lojistik ağındaki kırılganlıkları derinlemesine kavradığını ve doğrudan savaş birlikleriyle çatışmak yerine kritik noktaları hedef almaya dayalı bir strateji benimsediğini gösteriyor.
Ana lojistik altyapıyı da içeren üssün önemli bir bölümünün imha edilmesi, ABD'yi tedarik zincirinin güzergâhını binlerce kilometre değiştirmek zorunda bıraktı. Pentagon bu boşluğu telafi etmek amacıyla lojistik hattını Hint Okyanusu'nun merkezindeki Diego Garcia Adası'na taşımak zorunda kaldı. İngiltere'nin kontrolündeki bu ada, Umman Denizi'nde konuşlandırılmış uçak gemilerinden 3.500 kilometreden fazla uzaklıkta bulunuyor. Bu uzun mesafe yalnızca büyük mali ve zaman maliyetlerine yol açmakla kalmadı, aynı zamanda destek operasyonlarının niteliğini düzenli ve sürekli bir akıştan, aralıklı ve son derece zorlu bir çabaya dönüştürdü.
Bu lojistik aksamanın nedenleri ve sonuçları, ABD'nin askeri kırılganlığının daha geniş boyutlarını da ortaya koyuyor. Yaklaşık 5 bin mürettebatı bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisi, bu krizin sembolü olarak gösteriliyor. Geçen yılın sonlarından bu yana görevde olan gemi, şu anda limanda herhangi bir mola vermeden yaklaşık dokuz aydır denizde operasyonlarını sürdürüyor. Bunun insani ve operasyonel açıdan geniş kapsamlı sonuçları olduğu belirtiliyor. Raporlara göre temel ihtiyaç malzemelerinde ciddi eksiklikler, mürettebat moralinde büyük düşüş ve hatta bazı denizcilerin kendilerini denize atması gibi tehlikeli davranışlar yaşanıyor.
ABD'li Demokrat senatörler, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'e gönderdikleri mektupta, bu uçak gemisinin mürettebatının ruhsal sağlığındaki kötüleşmeye ilişkin endişelerini dile getirdi. ABD Senatörü Richard Blumenthal, 12 Ağustos Çarşamba günü Pete Hegseth'e gönderdiği mektupta, Donanma'dan USS Abraham Lincoln'deki mevcut koşullar hakkında açıklama istedi. Blumenthal'a göre gemi, “250 günden fazla süredir görevde” ve “200 günden fazla süredir karaya çıkmadan denizde bulunuyor; böylece denizde kesintisiz geçirilen gün sayısı bakımından rekor kırmış durumda.”
Blumenthal, bu tür görevlerin uzamasından duyduğu endişeyi dile getirerek Lincoln'deki “temel ihtiyaç malzemelerindeki yaygın eksikliklere, su kirliliğine, sıhhi tesisat sorunlarına, ruh sağlığındaki kötüleşmeye, güverte güvenliğiyle ilgili endişelere” ve diğer sorunlara dikkat çekti. ABD Senatörü Ruben Gallego da sosyal medya platformu X'teki paylaşımında, “rapor edilen endişe verici koşulları incelemek üzere ABD Senatosu'nun iki partili bir heyeti tarafından USS Abraham Lincoln'e resmi bir denetim ziyareti gerçekleştirilmesini” talep etti.
ABD Senatosu Demokrat azınlık lideri Chuck Schumer de X'teki (eski adıyla Twitter) hesabından yaptığı paylaşımda, Pete Hegseth aday gösterildiğinde herkesin onun tamamen yetersiz olduğunu bildiğini yazdı. Schumer, “Şimdi cesur denizcilerimiz bunun bedelini korkunç ve akıl almaz bir şekilde ödüyor” ifadelerini kullandı. ABD Senatosu Demokrat azınlık lideri, Pete Hegseth'in derhal görevden alınması gerektiğini belirtti.
Görünüşe göre USS Abraham Lincoln'deki tahammül edilemez koşullar, dünyanınen ge lişmiş uçak gemilerinden birinin operasyonel kapasitesini ve muharebe hazırlığını ciddi biçimde sınamış ve ABD'nin bölgedeki sembolik güç imajını zedelemiş durumda.
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu olay gelecekteki çatışmaların niteliği ve bölgesel güç dengesi hakkında açık mesajlar içeriyor. Birincisi, bölge dışı güçlerin, karşıt ülkenin topraklarına yakın konumlandırılmış bir lojistik üsler ağına aşırı bağımlı olması, açık bir kırılganlık noktası oluşturuyor. İran bu gerçeği kavrayarak, görece sınırlı bir maliyetle dünyanın en karmaşık savaş makinesine bir dizi sorun yaşatmayı başardı.
İkincisi, lojistik merkezinin Diego Garcia'ya taşınması, İran'ın bazı silahlarının menzilinden uzaklaşılması açısından görece bir güvenlik sağlasa da, Basra Körfezi'nde etkin bir lojistik varlığın sürdürülememesi konusunda bir başarısızlık itirafı olarak değerlendirilebilir.
Üçüncüsü, Lincoln uçak gemisinin benzeri görülmemiş şekilde uzun süren görevi ile mürettebat üzerindeki psikolojik ve fiziksel baskı, modern yıpratma savaşının yalnızca savaş alanıyla sınırlı olmadığını; destek unsurlarına ve hatta askeri personelin moraline kadar yayıldığını gösteriyor.
Genel olarak New York Times'ın raporu, önemli bir stratejik dönüşüme ilişkin net bir tablo ortaya koyuyor. Buna göre İran'ın savaşın ilk saatlerinde gerçekleştirdiği hedef odaklı eylem, yani Bahreyn'deki ABD deniz lojistik merkezinin imha edilmesi, bölgedeki en büyük askeri gücün operasyonel dengesini bozmayı başardı.
Bu olay, gelecekteki çatışmalarda tedarik zincirlerinin ve lojistik ağların hedef alınmasının ikincil bir seçenek olmaktan ziyade, temel ve belirleyici bir strateji haline gelebileceğini gösteriyor. Böyle bir strateji yalnızca askeri kapasiteyi değil, aynı zamanda silahlı kuvvetlerin iradesini ve dayanıklılığını da hedef alarak uzun süreli bir çatışmanın sonucunu belirleyebilir.