Suudi rejim savunma bakanı neyin peşinde?
Katıldığı bir televizyon programında konuşan ve tüm Arabistan medyası tarafından geniş yer verilen Suudi Arabistan İkinci Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman'ın İran karşıtı açıklamaları bölgede asıl güvensizlik unsurunun kim olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koymuş bulunuyor.
Suudi Arabistan İkinci Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman, bu açıklamasında İran'ı resmen tehdit ederek, Irak, Suriye ve Yemen'de yaşanan savaşları kastetmiş olmalı ki bu kez iç savaşı İran'a çekeceklerini ve İran'ı içeriden karıştıracaklarını açık bir dille itiraf etmiş bulunuyor.
Suudi Arabistan Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Salman Suudi devlet televizyonu El Arabia’ya yaptığı açıklamada, İran ile diyalog içine girmeyeceklerini belirtti. Salman, Şii teokrasinin öncüsü İran ile mücadeleyi İran’ın içine çekeceklerini söyledi.
Suudi savunma bakanı ve Salman'ın oğlu bu sözleri öyle bir ortamda dile getirmekte ki kendisi geçen ay Amerika'da Trump ve diğer Amerikalı üst düzey yetkililerle görüşmüş ve bu görüşme ardından hem Amerika ve hem Suud makamlarının İran karşıtı söylemleri daha da artmıştı.
Aslında Suudi rejiminin gerek Irak ve Suriye'de olsun ve gerekse Yemen'de tam bir bataklığa saplanması ve içinden nasıl çıkacağını bir türlü bilmemesi Suudi rejimini kendini bu bataklıktan kurtarması için Amerika ve diğer batılı müttefiklerine daha fazla bedel ödemeye itmiş ve hatta bu amaçla Amerikalı yetkililere çok büyük rüşvet vererek Amerika'nın en büyük petrol şirketine ortak olmuştur.
Trump, seçim kampanyası sırasında sarf ettiği “Kimse Suudi Arabistan ile kavgaya girişmeyecek çünkü onları biz kolluyoruz. Ama bunun için bize adil para ödemiyorlar” sözleri aslında bu gerçeğe ışık tutmakta.
Trump'ın bu sözleri ABD'nin ve diğer batılı ortaklarının ne amaçla bölgede olduğunu ve niçin, tüm güçleri ile Suudi rejimine destek verdiklerini gösteriyor. Yoksa hani derler "Bayram değil seyran değil dayım beni niye öptü" misalinden hareketle kendi içinde müslüman varlığına tahammül etmeyen ve tüm İslam alemini tek bir kov suda boğmaya çalışan Amerika'nın Arabistan'ın kaşına, gözüne aşık olmadığını bilmeyen yoktur zaten. Hatta ara sıra açıkça bu rejimi ve öteki gerici Arap rejimlerini muhtelif bahanelerle eleştirerek bu rejimleri baskı altına alarak onları kendi talepleri karşısında rahatlıkla teslime zorlamaya çalışmakta.
Suudi Arabistan’ın veliaht prens vekili Muhammed Bin Salman, Trump ile geçen ay yaptığı görüşmeyi bir üst düzey Suudi danışman ‘tarihi bir dönüm noktası’ olarak tanımlamıştı.
Bu Suudi prensin açıklamalarından iki amaç güdülmekte. Birincisi dünya kamu oyunun dikkatini dağıtmak ve bugün Suudi rejiminin aktörlüğünde savaş yaşayan İslam ülkelerinde işlenen cinayetler karşısında kamu oyunu saptırmaktır. Zira Suudi rejimi yetkilileri İran'ı suçlamakla aslında kendilerinin kendisinin Irak, Suriye, yemen, Afganistan, Lübnan, Kuveyt, Bahreyn ve hatta Pakistan'a ve Orta Asya ülkelerine müdahaleleri ört bas etmeye çalışmakta. tüm bu krizlerde Suudi rejimi sorunun bir parçası haline gelmiş ve harcadığı petro dolarlarla CİA ve MOSSAD patentli terör örgütlerini örgütleyip, silahlandırarak devreye sokmakta ve halkların başına bela kestirmektedir. Aslında Suudi rejiminin izlediği tüm bu siyasetlerle ABD'nin iradesi doğrultusunda bölgede Siyonist israil rejimine hizmet vermekte ve onun güvenliğini garantiye almaya çalışmakta. Ancak İsrail'in varlığını garantiye alayım derken anlaşılan o ki Suudi rejimi kendi varlığını ciddi bir sarsıntıya uğratmış ve geleceğini tehlikeye sokmuş bulunmaktadır. bunun için de kendi varlığını sağlama almak için anlaşılan bölgede daha fazla kargaşa çıkarmaya da pek hevesli. Fakat Arabistan'ın bölgedeki yalnızlığı her geçen gün daha da alenileşmekte ve bun tehditler, tedhişler, terör estirmelerin hiç biri kendi varlığına bir garanti teşkil edememektedir.
gerçek o ki Suudi rejimi İngiliz menşeli Vahhabi zihniyetindan kaynaklanan radikalizmle İslam ülkelerinde tefrika ve fitneye yol açmıştır ve şimdi Muhammed bin salman yeniden şii karşıtı açıklamaları ile bu tefrika ve fitneyi daha bir üst merhaleye taşımak istediklerini göstermekte. Fakat acaba gerek Arabistan halkı olusun ve gerekse bölge halkları artık bundan daha fazla bu fitneci zihniyetin yeni fitneler çıkarmasına izin verecek mi? Onu bekleyip görmek gerek.