Martin Schulz 'un Tramp'un Suudi rejimiyle silah anlaşmasına itiraz etmesi
Almanya sosyal demokrat parti lideri ve başbakanlık adayı Martin Schulz, Amerika başkanı Donald Trump ile Suudi Arabistan dikta rejimi arasındaki silah anlaşmasını sert bir dille kınayarak, bu silah satışının Ortadoğu ülkelerinde silahlanma yarışını başlatacağını ve güvenliği sarsacağını söyledi.
Martin Schulz, Fars Körfezi güneyindeki Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ülkelerinde bol miktarda silah bulunduğunu belirtip, buna karşı çıkarak aynı zamanda bölgesel güvenlik sisteminin yenilenmesi gerektiğini belirtti.
Donald Trump'un Suudi dikta krallık rejimine zorla silah satması, birçok Avrupalı ülkenin tepkisini çekti. Suudi hanedan rejimi, ilk aşamada 110 milyar dolar Amerika'dan silah satın alacak. Elbette Suudi krallık rejimi, 11 Eylül terör saldırısından sorumlu tutulduğu için silah satın alma rüşvetiyle Amerika kamuoyunda kendine karşı duyulan nefreti azaltmaya ve etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Amerika aslında İslam ülkelerine ve Müslüman milletlere karşı Suudi Arabistan kaynaklı Vahhabi tekfirci terörizmi azdırma ve desteklemeye çalışmaktadır. Vahhabilik, Ehlibeyt Resulullah'ın öğretilerine bağlı Şii Müslümanların azılı düşmanı olduğu gibi, Sünni Müslümanları da tekfir etmektedir.
Bu arada Avrupalı ülkeler de Vahhabi terörizmin azgınlaşmasından dehşete düşmüş bulunuyorlar. Avrupalı sosyal demokratlarla sol partilerin vurguladıkları gibi, Suudi krallık rejimine 380 milyar dolarlık silah satışı yapmak, bölgesel savaşları körükleyecektir. Almanya'da etkin bir güç olan sosyal demokrat partililere göre, Amerika Suudi hanedan rejimi başta olmak üzere Fars körfezi bölgesinin güneyindeki Arap rejimlere silah satmasından amaç, bölge ülkelerinin petrol gelirlerini yağmalamak ve rant kazanmaktır.
Ancak bunu meşrulaştırmak için, İran İslam cumhuriyetini tehdit kaynağı olarak gösterip, İran'a karşı tehditler savurmak ve İran'ın bölgesel etkisini sözde sınırlandırmak gibi iddialara başvuruyor. Almanya sosyal demokrat partisi liderinin vurguladığı gibi, Amerika Fars Körfezinde güç dengesi oluşturmak amacıyla, silahlanma yarışını azaltmaya ve silah sayısını düşürmeye çalışması gerekir.
Avrupa parlamentosunun eski başkanı Martin Schulz, AB'nin de diğer bölgelere ve özellikle Fars körfezi bölgesine müdahale edip, Amerika gibi büyük güçlerin silahlanma yarışı başlatmalarını ve savaş kışkırtıcılığı yapmasını önlemesi gerektiğini vurguladı. Nitekim Irak, Suriye ve Libya gibi İslam ve Arap ülkelerine karşı dayatılan savaş ve tekfirci terörizm, AB ülkelerine mülteci akımı olarak yansıdığı ve insani faciaya dönüşen mülteci sorunu yaşandığı görülüyor. Tabi ki Martin Schulz da sadakat üzerine konuşmuyor. Çünkü İngiltere ve Fransa gibi AB ülkeleri de Suriye ve Libya'da tekfirci terör örgütlerini eğitip silahlandırıp, piyade gücü olarak kullandılar. Bunun sonucu mülteci akınıyla karşılaştılar.
Buna ilaveten AB ve Amerika, Suudi rejiminin Yemen halkına saldırmasını da desteklediler. Trump, dikta Arap rejimleri liderlerini Riyad'da toplayıp, onları İran'a karşı seferber etmeye çalışıp, İran'ı düşman ilan etmiş bulunuyor. Bu kışkırtıcı girişimleriyle gerici dikta Arap rejimlerine silah satışını gerçekleştirdi. Trump silah satışıyla birlikte, topladığı 55 İslam ve Arap ülkesi rejimlerine askeri ve güvenlikle İstihbarat işbirliği ittifakı oluşturmaya zorladı.
Bu ittifak, bölgesel savaş ve terörizmi körüklemekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Hatta Fars Körfezi İşbirliği Konseyi üyesi 6 Arap ülkesi arasında da çelişme yaratacaktır. Arap NATO'su olarak adlandırılan bu ittifak, Siyonist İsrail rejiminin güvenlik ve istihbarat örgütlerinin yan kuruluşu gibi görev yapacak. İslam ve Arap ülkelerinin iç çekişmesi ve çöküşüne de sebep olabilecek.
Bu sinsi ve fitneci planı etkisiz hale getirebilecek tek yol, Müslüman milletlerin uyanması ve dikta rejimler yerine halkçı yönetimleri iktidara getirmeleridir. /