Bahreyn'de siyasi aktivistlerin hapis süreci devam ediyor
Bahreyn mahkemesi, ülkede baskıcı siyasetlerinin devamında, ülkenin tanınmış muhaliflerinden Bahreyn İnsan Hakları Merkezi Başkanı Nebil Receb'e mesnetsiz suçlamalarla 2 yıl hapis cezası verdi.
Receb'in "Bahreyn krallığının prestijine ve konumuna zarar verecek ifadeler ve şayialar yaydığını ve Yemen konusunda Arabistan ve Bahreyn yönetimleri aleyhinde açıklamalarda bulunduğu" gerekçeleriyle mahkeme, 52 yaşındaki Receb'in hapse atılmasını istedi.
Karar ülke içinde ve dışında eleştiriyle karşılanırken, Receb'in "gazetecilere konuştuğu için" hapis cezasıyla karşılaştığı söylendi.
Bahreyn'de 2011 yılından beri siyasi reform isteyenlerin baskı, hapis ve işkenceyle karşılaştığı biliniyor.
Bilindiği gibi Bahreyn'de 2011'de başlayan barışçı reform istekleri ve çağrıları ve halkın kıyam hareketi bu zamana kadar Suudi rejiminin de desteğiyle Bahreyn rejimi tarafından askeri şiddete baş vurularak bastırılmış ve binlerce kişi hayatını kaybederken binlercesi de cezaevine atılmıştır. Bahreyn'de son dönemde yaşanan gelişmeler, bölge olaylarıyla birlikte ve özellikle de IŞİD gibi terör örgütlerinin Irak ve Suriye'de ağır hezimetler alması ve artık ömrünün sonuna gelmesiyle birlikte Bahren'de dikta rejimin Müslüman halka yönelik zulmünü daha da artırdığı görülmektedir. Bu baskılarla ilgili özellikle Bahreynli etkili siyasi ve sosyal liderler ve kişiler tutuklanarak göstermelik mahkemelerde yargılanmak suretiyle muhtelif hapis cezalarına çarptırılmaktalar. Bu ise Bahreyn'in nüfus miktarına göre en fazla siyasi tutuklu bulunduran bir rejim olarak ilk sırada yer almasına sebep olmuştur. Ki tüm bunlar Bahreyn'e ve diğer bazı Arap ülkelerine nasıl insanlık dışı despot rejimlerin hakim olduğunu, kendi iktidarlarını sürdürme uğruna hiç bir insanlık dışı girişimden kaçınmadıklarını göstermiştir.
Kanadalı uluslararası hukuk uzmanı Edward Karinga Bahreyn olaylarıyla ilgili yaptığı bir açıklamada, Bahreyn yönetiminin muhalifler karşısındaki şiddete aralıksız devam ettiğini, ülkede tam bir diktatörlük uyguladığını ve yönetimden rahatsız olan ve bunu ibraz eden her kesi bir yolunu bulup hapse atmaya çalıştığını, İnsanların kendi refahlarının düzelmesi konusunda talepte bile bulunmalarına müsaade etmediğini ve ağır şekilde cezalandırdığını, karşıtları terörist olmakla suçlayarak tüm muhalif sesleri bastırmaya çalıştığını belirtmekte.
Yabancı bir gözlemcinin tarafsız olarak dile getirdiği bu satırlar aslında Bahreyn halkının nasıl bir durumda olduğunu, ülke içinde hiç bir hak ve hukuka sahip olmadıklarını ve tüm insani, siyasi, sosyal, medeni haklardan mahrum olduklarını gözler önüne sermektedir.
Şafakna'nın Londra ofisi direktörü Chatrin Shekdam ise Bahreyn'de muhaliflerin şiddete baş vurularak sert bir şekilde sindirilmesinin, Bahreyn yönetiminin halkın taleplerini geri çevirmek yolunda izlediği en önemli projesi olduğunu ve bu hususta Suudi rejiminden de geniş destek aldığını, ülkede Demokrasinin hayata geçmesine şiddetle karşı olduğunu belirtmekte.
Arabistan Suud rejiminin Bahreyn halkının kıyam hareketinin bastırılmasında Alı Halife rejimine tam destek vermesinin yanı sıra batılı devletlerin de bu rejimin ayakta kalabilmesi için verdikleri destek dikkatlerden kaçmamakta. Bu ise Bahreyn despot yönetiminin halka karşı daha gaddar olmasına yol açmıştır.
Bahreyn halkının bu ülkeye tahakküm eden Alı Halife rejimi ile en büyük sorunu ülkenin mevcut siyasi yapısının halk tarafından istenmemesi ve bu hususta temelli reformlara gidilmesini, halkın seçme ve seçilme hakkına sahip olmalarını istemeleridir. İktidar ve servetin tüm ülkede tek bir ailede toplanması, ülke vatandaşlarına yönelik çok geniş kısıtlama ve baskıların uygulanması Bahreyn halkının 14 Şubat 2011 tarihinde kıyam etmelerini gerektiren en önemli sebeplerdendi. halk ülkede özgürlük, beyan hakkı, adalet, ayrımların giderilmesi ve halk tarafından seçilen bir hükümetin iktidara gelmesini istemekte.
Bahreyn rejiminin, bölgesel ve bölge dışı destekçilerin çok geniş propagandalarının aksine Bahreyn'deki halk kıyamı kesinlikle etnik ve mezhebi bir ayrım gütmemekte ve bu halk hareketinin içinde hemen hemen toplumun tüm kesimlerinden insanlar bulunmaktadır. nitekim geçtiğimiz günlerde Bahreyn'in tanınmış Ehli Sünnet alimlerinden Şeyh el-Samidehi, ülkede yaşanan olaylarla ilgili yaptığı açıklamalarında İslam ulemasının, Suudilerin Yemen’e müdahalesi ve Halife Hanedanı Rejiminin Bahreyn halkına uyguladığı baskı karşısındaki tutumlarına değinerek, Âlimlerin, Enbiya ve Peygamberlerin mirasçıları olduklarını ve bölgedeki krizler karşısında görevlerini yerine getirmeleri gerektiğini, alimlerin her zaman yöneticilerin zulümleri karşısında durarak onlarla mücadele edeceğini açıklayarak Bahreyn hareketinin sadece Şii bir hareket olduğu yolundaki asılsız propagandaları etkisiz hale getirmiş ve Bahreyn'de halk kıyamının bir zalim karşısındaki kıyamı olduğunu bildirmişti.