Arabistan’da Muhammed bin Salman’ın güçlenmesi ve savaş arasındaki ilişki
Suudi Arabistan ve müttefiklerinin izledikleri politika ve davranışlarının incelenmesi, Riyad ve müttefiklerinin Lübnan’ı yeni bir “savaş yaratma” alanına çevirmeye çalıştıklarını gösteriyor.
Suudi Arabistan, Bahreyn ve Kuveyt'in ardından bu kez BAE yayınladığı raporla vatandaşlarına Lübnan’a seyahat etmemeye ve Lübnan’da bulunanların da bu ülkeyi terk etme çağrısı yaptı.
Mevcut kanıtlar Arabistan’ın bu kez son 7 yılda, genel olarak Ortadoğu’da ve özel olarak İran İslam cumhuriyetinin nüfuz alanı olan Lübnan’da yeni bir savaş çıkartmak peşindedir.
Fakat neden savaş?
Aslında Arabistan Ortadoğu sahasındaki oyunu, İran ve müttefiklerine karşı kaybetmiştir. Al-ı Suud “ Ortadoğu’da nüfuzunu güçlendirmek” yerine “İran İslam cumhuriyeti nüfuzunun güçlenmesini engellemek” gibi yanlış bir strateji izlemektedir. Bu yüzden Suriye’de yönetimi değiştirmek ve direniş ekseninden çıkartmak amacı ile tam bir terörizm savaşı başlattı. Irak’ta da IŞİD teröristlerin saldırıları ve merkezi yönetimi zayıflatmakla sonuçlanan politikalar izlerken, Yemen’de de Ensarullah’a karşı savaşa girişti. Başka bir ifade ile Arabistan muhafazakâr kabuğundan çıkıp geleneksel stratejilerinin dışına çıkarak, İran İslam cumhuriyeti müttefiklerine karşı saldırgan siyasetler izlemeye başladı. Fakat bu saldırı politikaları “İran İslam cumhuriyetinin bölgesel müttefiklerine destekte güçlenmesine” ve “Riyad tehditlerini kendisine geri çevirmekle” sonuçlandı.
Bu bağlamda önemli olan bir diğer konu, Suudi Arabistan’ın dış siyasette karar alma alanda tam bir 3.dünya ülkesi örneği sergilemesidir. Ortadoğu’nun tanınmış uzmanlarından Behçet Korani’ye göre bölgede dış siyasette karar almada etkili olan ilk faktör, liderlerin psikolojisini, yani hayalleri, çıkarları ve yargı değerlerini tanımaktır.
Günümüzde Arabistan, Muhammed bin Salman ile birlikte Behçet Korani görüşünün bariz örneğidir. Zira bin Salman, babası kral Salman’ın Ocak 2014 tarihinde merhum kral Abdullah'ın yerine geçmesi ardından, babasının yaşlı olması ve Suudi liderlerin gençleştirme gereğine göre, gelecek on yıllarda krallık koltuğuna oturmak niyetindedir. Önemli olan ise kral Salman ve oğlu Muhammed’in, Al-ı Suud hanedanında krallık koltuğuna yaklaşmak için yaptıkları faaliyetlerle eşzamanlı olarak dış siyaset alanında da Ortadoğu’da krizi güçlendirme kararlar almalarıdır.
Kral Salman ve oğlu Mart 2015’te Yemen’e karşı savaş ilanı ile eşzamanlı olarak nisan ayında, Al-ı Suud hanedanının kurucusu kral Abdulaziz’in oğlu ve veliaht prensi Mukrin bin Abdulaziz’i görevden alarak ilk kez Al-ı Suud hanedanında iktidar olma geleneğini yıktılar. Muhammed bin Salman’ın krallık koltuğuna daha da yaklaşmasını sağlayan ikinci önemli olay ise Haziran 2017’de yaşandı. Kral Salman aldığı kararla Muhammed bin Naif’i veliahtlıktan azlederek oğlu Muhammed’i veliaht olarak açıkladı. Bu karardan sadece birkaç gün önce Suudi hükümet, Katar ile diplomatik ilişkilerini kesti.
Son günlerde de Suudi Arabistan’da daha önce yaşanmadığı bir şekilde tutuklamalar devam ederken, iktidarın kral Salman’dan oğlu Muhammed’e geçme tahminleri güç kazanıyor. Al-ı Suud’un kararı ile Lübnan başbakanı Saad Hariri görevden ayrılıyor ve Lübnan Hizbullah'ına karşı savaş tahminleri güçleniyor. Tabi ki Amerika ve Siyonist rejimin bu savaşta Suudi Arabistan’a kurduğu tuzak açıkça görülmektedir.
Şimdi akıllardaki sorular cevabını bekliyor; acaba Suudi Arabistan yine başka bir hataya kapılarak Ortadoğu’yu yeni bir savaşa mi sürükleyecek? Acaba bu tahmin gerçekleşirse Suudi Arabistan’da iktidarın değişmesi kral Salman’dan oğluna geçmesi ile mi sınırlı kalacaktır? /