ABD ve Suud rejiminin silah biriktirmesi
Arabistan rejiminin en belirgin özelliği, Suud hanedanının açıkça militarist tutumudur, ki bu da orantısız bir şekilde silah alımı ve biriktirmesi ile ortaya çıkmaktadır. Suu rejiminin elebaşılarına göre silah biriktirmek, daha fazla güvende olma anlamına geliyor.
Suud rejimi dünya genelinde gayri safi milli hasılasına kıyasla en yüksek oranda askeri bütçesi olan bir rejimdir, öyle ki bu bütçe 2017 yılında 50.8 milyar dolara denk gelen 191 milyar Suud Rialı kadardır ve en önemli bölümü de silah alımına tahsis edilmiştir.
Uluslararası Stohkolm barış enstitüsü yayımladığı infografik raporunda Arabistan rejimi son on yılda yani 2007 ile 2016 yılları arasında Amerika’dan silah ithal eden ülkelerin başında yer aldığını açıkladı. Amerika ise dünyanın en büyük silah ihracatçısı ülke sayılıyor. Enstitünün TIV endeksine (trend – indicator values) ve silah yapımcısı firmaların silah üretme giderleri eksenine dayanarak hazırladığı infografik analizine göre Arabistan Amerika’dan 7 milyar 479 milyon dolar silah ithal ederek bu ülkeden silah ithal eden ülkelerin başında yer alıyor. Bu rakamların büyük bir bölümü ise Amerika’nın önceki Başkanı Barack Obama dönemine aittir.
Öte yandan Amerika’da Donald Trump beyaz saraya girdiği günden beri bu bağlamda yeni çabalar sarf edilmiştir ki bu çabaların sonucu, Trump’ın Arabistan’ın başkenti Riyad’a geçen Mayıs ayının ortalarında yaptığı ziyareti sırasında şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte ve 110 milyar dolar değerinde silah alımı anlaşmasının imzalanması oldu.
Gerçi bu devasa silah alımının kesin listesi bilinmiyor, fakat JDAM adlı uydu ile yönlendirilen bombaların yönlendirilmesinde kullanılan üç bin kit, 115 adet Abramz M1A2 tankı, yüksek irtifada kullanılan TAD füze savunma sistemleri, Patriot Pack-3 füze savunma sistemleri, yeni kuşak savaş gemilerinden sayılan dört adet LCS savaş gemisi, 150 adet Black Hawk helikopteri ve 48 adet Şinuk helikopteri, Suud rejiminin askeri alımları arasında yer alan bazı askeri teçhizattır. Gerçi Suud rejimi her zaman Amerika’nın ürettiği silahların ve askeri teçhizatın birinci sırada alıcısı olmuş, ama bu yeni anlaşma iki ülke arasında şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte bir anlaşmadır.
Amerika Başkanı Trump’ın Riyad’a gerçekleştirdiği ziyaretin bir başka amacı, sözde terörle mücadeleyi genişletmek ve İran’ın bölgesel nüfuzu ile mücadele için yeni bir bölgesel güvenlik sisteminin temelini atmaktı, ki bu planın temel taşı da Arabistan’a en büyük silah satışı anlaşmasının imzalanması ile atılmış oldu. Gerçekte ABD Başkanı Trump, Suud rejimi ile eşgüdümlü hareket ederek İran İslam Cumhuriyeti nizamını dünyada terörün en büyük hamisi olarak tanıtmaya çalıştı. Oysa günümüzde Amerika ve başta Arabistan olmak üzere bölgedeki Arap müttefiklerinin Ortadoğu bölgesinde terörün türemesi ve yayılmasına destek verdikleri yönünde asla inkar edilemeyecek deliller ve kanıtlar bulunuyor.
Fransız siyaset meseleleri uzmanı Laurence Nardo’nun belirttiğine göre, ABD Başkanı Trump İran’ı uluslararası terörün hamisi ve Ortadoğu bölgesinde en önemli tehdit olarak tanıtmakla büyük hata işliyor. Gerçekte bugün dünyanın karşı karşıya bulunduğu terör İran’ın değil, asıl Fars körfezi kıyılarında yer alan Arap emirliklerinin himayesi altında olan terördür.
Arabistan rejiminin şimdiye kadar görülmemiş düzeyde yaptığı silah alımı için ileri sürdüğü bahane, bölgede güvenlik tehditleri ve İran’ın bölgesel gücünün artmasının doğurduğu sonuçlardır. Ancak Arabistan rejimi, bu ülke şimdiye kadar hiç bir dış müdahale ile karşılaşmadığı halde Amerika başta olmak üzere Batılı devletlerden yüklü silah alımlarını gerçekleştiriyor. Bu durum daha çok devasa silah alımları ile kendini gösteriyor.
Suud rejimi İran tarafından güvenlik tehditlerinin varlığını iddia etmek ve bu konuyu abartmakla yüklü silah alımını haklı göstermeye ve Amerika gibi bölge dışı güçlerle ittifakını geliştirerek kendince güvenliğini temin etmeye çalışıyor. Bu arada görünen o ki Arabistan Yemen savaşında hezimete uğradıktan sonra ve özellikle Irak ve Suriye’de desteklediği terör örgütleri de bölgedeki direniş ekseni karşısında art arda yenilgiye uğramasının ardından daha fazla silah alımı gerçekleştirmeye yönelmiş bulunuyor.
Son yıllarda bölgede İranofobia meselesi başta Arabistan olmak üzere Fars körfezinin Güney kıyılarında yer alan Arap emirliklerin silah alımının en önemli nedenlerinden biri olmuştur. Bu ülkeler İran tarafından gelen güvenlik tehditleri iddiasında bulunmak ve bu tehditleri abartmakla yüklü silah alımını haklı göstermeye ve Amerika gibi bölge dışı güçlerle ittifakını geliştirerek kendince güvenliğini temin etmeye çalışıyor. Görünen o ki Arabistan son zamanlarda İran’ın bölgesel gücünün artmasından büyük panik duyuyor ve bu yüzden iki ülkenin karşı karşıya geldiği arenalarda mümkün mertebe hezimete uğramaktan kaçınmaya çalışıyor. Bu durumun en somut örneği Yemen savaşıdır. Bu alanda Suud rejimi Yemen topraklarına geniş çaplı hava akını sürdürerek Yemen’de binlerce masum insanı katletmeye devam ediyor.
Amemrika dış ilişkiler konseyi uzman Amil Nahla, Suud rejiminin İran’a karşı savaş çıkarması faciaya yol açacağını belirtiyor ve böyle bir savaşın Suud rejiminin devrilmesi, Arabistan’ın yıkılması ve bölgede de insani ve çevre tahribatının yaşanmasına yol açacağı uyarısında bulunuyor.
Hali hazırda Arabistan’ın savunma Bakanı ve bu ülkenin veliaht prensi olan ve Arabistan’ı pratikte yöneten Muhammed bin Salman Riyad yönetiminin gücünün takviye edilmesine vurgu yapıyor. Yine Amerika’nın Suud rejimine milyarlarca dolarlık silah satışı ve bu rejimi Amerika’dan silah ithal eden ülkelerin başına yerleştirmesi, Arabistan’ın satın aldığı bunca gelişmiş silahı kullanabilecek yerli uzman insan gücü bulunmadığı ve bu silahlar sadece Arabistan’da depolandığı halde gündeme geliyor. Üstelik bu silahların bir bölümü de Arabistan’ın dışişleri eski Bakanı prens Suud Faysal gibi üst düzey yetkililerin itiraf ettiğine göre Irak ve Suriye başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde silahlı muhalif örgütlere verildiği anlaşılıyor.
Öte yandan Arabistan rejiminin milyarlarca dolar parayı silah alımına ayırması, bu ülkenin ekonomisi oldukça kötü günleri geride bıraktığı bir sırada gündeme geliyor. Dünya insani kalkınma kurumu bir süre önce yaptığı açıklamada, Arabistan rejiminde petrol satışından elde edilen milyarlarca dolarlık gelire rağmen halkın %70 kadarı çok kötü iktisadi şartlar altında yaşadığını ve bu durumdan hoşnut olmadıklarını belirtti.
Dünya insani kalkınma kurumu raporunda, Arabistan rejimi 2013 yılında petrol üretimini günde 9.8 milyon varile yükselttiğini ve böylece bu ülkenin gelirlerine 55 milyar dolar eklendiğini, fakat 5 milyon vatandaşın yoksulluk içinde ve 10 milyon vatandaş da uygunsuz iktisadi şartlar altında yaşadığını vurguladı.
Buna göre Arabistan’da son yıllarda silah alımında yaşanan artışla beraber bu ülkede yoksulluk ve işsizliğin hızla geliştiği anlaşılıyor.
Gerçi Amerika yönetimi son yıllarda bölgeye yönelik bir çok müdahalede bulundu, ancak aynı zamanda şimdi Afganistan ve Irak işgallerini ve bu doğrudan müdahalelerin astronomik bedellerini tecrübe eden Amerika strateji değişikliğine giderek bölgede vekalet savaşını gündemine aldığı gözleniyor. Yeni stratejinin en önemli eksenlerinden biri ise Arabistan ve Fars körfezinin Güney kıyılarında yer alan Arap emirliklerine gelişmiş silahları satmak ve hedef ülkelerin üzerine salmaktır. Bu stratejinin bir örneği Arabistan’ın Yemen’e askeri müdahalesinde ve yine Irak ve Suriye’de bu iki ülkeyi parçalamak ve siyasi dengeleri değiştirmek üzere tekfirci IŞİD terör örgütüne destek vermekte yaşandı. Yine bölgede sözde güvenliği sağlamak ve terörle mücadele iddiası ile uydurma krizleri yaratmak da bu stratejinin bir başka eksenidir.
Amerika yönetimi bu hedefine ulaşmak için İran ve bölgenin Arap rejimleri arasında İranofobia projesi doğrultusunda gerginlik çıkarıyor ve İran’ın nükleer programı veya Yemen, Irak, Bahreyn ve Suriye gibi ülkelere müdahale ettiğini ileri sürüyor. Bu strateji bir yandan Amerika’nın bölgeye doğrudan askeri müdahale için ödemesi gereken bedeli hafifletirken öbür yandan bölge ülkelerine silah satışının artmasına vesile oluyor.
Buna karşın görünen o ki askeri alımlar Riyad için güvenlik getirmekten ziyade Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK’e üye ülkelerin arasında silah yarışını tetiklediği, bu ülkelerde Batılı müsteşarların ve firmaların sayısının artması ve Arabistan’ın gittikçe yoksullaşması gibi sonuçları doğuruyor. Gerçekte Arabistan son yarım asırda hiç bir dış düşman tarafından tehdit edilmeksizin on milyarlarca dolar silah satın aldı, üstelik Arabistan ordusu bu silahları kullanabilecek uzman kadrolardan da yoksundur ve bu yüzden bu silahların bakımı için de her yıl milyarlarca dolar ödemek zorundadır.
Genel bir değerlendirmede FKİK ülkeleri başta Amerika olmak üzere dünyanın büyük silah üreticileri için en iyi piyasasını oluşturduğu söylenebilir. Bu durum gerçi İranofobia projesi çerçevesinde ifade ediliyor, fakat bir başka önemli nedeni, bu ülkelerin birbirine asla güvenmemesidir ki bunun en somut örneği de Katar ile Arabistan ve bazı müttefikleri arasında yaşanan gerginliktir. Bu kriz başlı başına FKİK üyeleri arasında silah yarışını daha da tırmandırdı.
Rusya’nın stratejik etüt merkezi başkanının danışmanlarından Yelene Suponina’ya göre Katar, Suud rejiminin İran’a yönelik politikasına karşı çıkıyor ve Riyad’ın Tahran’a karşı izlediği hasmane çizginin çok tehlikeli olduğunu savunuyor. Şimdi bu ülkelerden her biri komşularından geri kalmaktan korkuyor ve bu yüzden daha fazla silah almaya çalışıyor. Ancak bu tür askeri alımlar onlara daha fazla güvenlik getirmek yerine sırf FKİK üyeleri arasında silah yarışını tırmandırıyor ve bu arada Batılı firmaların ve müsteşarların bu ülkelere akın etmesine ve Arabistan gibi rejimlerin daha da yoksullaşmasına sebebiyet veriyor.