İsrail, Filistinlileri Kudüs'den çıkarmayı planlamakta
ABD başkanı Donald Trump'ın Kudüs konusunda siyonist İsrail rejimine yeşil ışık yakması ardından işgal rejimi İsrail Parlamentosu Knesset, Filistinlilerin kudüs'den çıkarılması kanunu taslağını gündemine aldı.
Bu yasanın taslağında, "İsrail'e bağlılıkta Kusur"un ispatlanması durumunda bu rejimin Kudüs halkı Filistinlileri kendi topraklarından sürebileceği belirtilmektedir. Siyonist İsrail rejiminin, Filistinlilerin Kudüs'teki daimi ikametini iptali yönündeki girişimleri uluslararası kanunlar ve anlaşmalara, özellikle de lahey konvansiyonunun 43. maddesi ve 4. Cenevre konvansiyonuna aykırıdır. İsrail'in bu uygulamadan asıl amacı ise Kudüs'ün kendi asıl sahiplerinden boşaltılması ve bu şehrin tamamen yahudileştirilmesidir.
HAMAS liderlerinden Ahmed Atvan bundan bir süre önce, siyonist İsrail rejiminin tüm Filistinlilerin kudüs'den çıkarılması için çalışma içinde olduğunu ve 2020 yılına kadar bu hedef gerçekleştirmek istediğini bildirmişti.
İşgal rejiminin ezan yasağı gibi ihlallerini, Kudüs halkının eğitim sorunlarını ve okulların kapatılmasını, Filistinlilerin okullarında işgal rejimi eğitim programının dayatılmasını ve benzeri konuları sürekli gündeminde tuttuğunu belirten Atvan ayrıca işgal rejiminin Filistinlilerin evlerine yönelik yıkım politikasına, arazi gaspına, Mescid-i Aksa’ya ve diğer kutsal mekânları hedef alan ihlallere baş vurduğunu belirtti.
Atvan siyonist rejimin şimdilik muhtelif bahanelerle Kudüs halkı Filistinlilere zorluklar çıkartmaya çalıştığını, her bahaneyle kimlik kartlarını iptal ettiğini ve Filistinlilerin tamamen Kudüs'ten boşaltılması planını 2020s yılına kadar gerçekleştirmek istediğini bildirdi.
Bilindiği gibi Beytul Mukaddes her zaman işgal rejimi İsrail'in yayılmacı siyasetlerinin asıl amacı olmuştur. Bu meş'um siyaset doğrultusunda siyonist İsrail rejimi 1948 yılında Batı Beytul mukaddes ve 1967 yılında da Doğu Beytul mukaddesi kendi işgali altına geçirdi. İsrail ayrıca siyonist site inşa çalışmalarını sürdürmek, Filistinlilerin evlerini tahrip etmek ve Filistinlileri özellikle de beytul mukaddes halkı Filistinlileri sınır dışı etmek ve mülteci konumuna sürüklemekle gerçekte kendi gayrı meşru varlığını istikrara kavuşturmaya ve sağlama almaya çalışmakta. Filistin halkının kendi ev barklarından kapı dışarı edilmesi ve başka bölgelere sürülmesi her zaman siyonist yetkililerin gündeminde olmuştur. bunun için de siyonist İsrail her zaman Filistinliler için ev yapabilmeleri karşısında ağır vergiler uygulamış ve engeller çıkarmış ve bölge genelinde faaliyetleri ve hareket edebilmeleri için kısıtlamalar uygulamıştır. Öğretim gibi başka alanlarda da Filistinlilere karşı ağır bir baskı uygulamıştır.
Aslında siyonist İsrail rejimi Filistinlilere karyı sadece bu uygulamalarla sınırlı kalmayıp, kendi ırkçı siyasetleri doğrultusunda bu toprakların asıl sahipleri Filistinlilerin kartlarını iptal ederek, muhtelif bahanelerle onları kendi ev barklarından dışarı atmıştır.
Şimdi ise İsrail, bölgenin karşı karşıya bulunduğu kritik ortamdan suistifade ederek Kudüs'ün Yahudileştirilmesi yönündeki kendi sistematik planlı programlarını alenen hayata geçirmeye çalışıyor. 2020 yılına kadar kudüs'ün tamamen Yahudileştirilmesi yönünde netanyahu hükümetinin 15 milyar dolarlık bir bütçe tahsis etmesinin altında yatan asıl sebep hiç kuşkusuz siyonist rejimin kudüs'e sulta kurma yönündeki hedefidir.
İsrail Parlamentosu Knesset tasarısında Doğu Beytul mukaddes'in yapısının değiştirilmesi ve bu bölgenin tedrici olarak işgal altındaki Filistin'e ilhak edilmesi, ayrıca siyonist İsrail rejiminin askeri ve güvenlik denetim ve etkinliğinin artırılması hedefini güdüyor. İsrail'in son yıllarda Kudüs'le ilgili girişimleri geçmişe oranla daha da artmıştır. Bu rejimin Kudüs'ü kendi kontrol ve sultası altına geçirmek için kendi tüm kapasitesini kullandığı görülüyor. Siyonist yetkililerin her fırsatta sürekli olarak Kudüs'ün İsrail'in işgalindeki toprakların bir parçası olduğunu vurgulamaları ve dünya topluluğu içinde böyle bir zihniyet oluşturmaya çalışmaları, gerçekte İsrail'in Kudüs'le ilgili sinsi siyaset ve komplosunun hayata geçmesi yönünde bir ön hazırlıktır. Tüm bunlara ek olarak ABD başkanı Donald Trump, Kudüs'ü tüm dünyanın muhalefet ve itirazına rağmen İsrail'in başkenti olarak resmiyete tanıması ve ABD dışişleri bakanlığına Amerikan elçiliğini Telaviv'den Kudüs(e aktarılması direktifini vermesi siyonist liderleri kendi yayılmacı ve sultacı siyasetlerinde daha da cesaretlendirmiş ve Amerika tarafından İsrail için yakılmış bir yeşil ışık olarak değerlendirilmiştir.
Yayılmacılık Kudüs işgalcisi siyonist rejimin başlıca temellerinden biridir ve bu yönde hareket siyonist rejimin tüm parti ve gruplarının faaliyetinin ana eksenini oluşturmakta.